Aklı başında olanlar onyıllardır Kürt meselesinin çözümünün Türkiye’nin önündeki öncelikli demokrasi sorunu olduğunu söyler dururdu. Diğer meselelerin ikincil veya önemsiz olduğundan değil. Kürt meselesinin boyutları bütün ülkeyi kuşatmış olduğundan. Beşerî, siyasî, iktisadî, içtimaî her anlamda ülkenin kimyasını bozduğundan.
Önümüzde tarihî bir fırsat, muazzam bir şantiye var. Açılımlar, ülke çapında bir turnesol kağıdı. Bilinçlerin altını üstüne getiren, hiçbir kişi ve kurumu ilgisiz bırakmayan, bırakmayacak bir süreç bu. Son derece nazik, kırılgan ama bir o kadar da umut vadeden, ülkeyi reşit bir demokrasiye ve kalıcı bir istikrara taşıma potansiyeli olan bir süreç bu.
Her demokratikleşme hamlesini Türk uluslaşma sürecini yolundan çıkaracak girişimler olarak algılayanlar, bu sürecin artık bambaşka bir mecraya girdiğini görmeliler. Ama sandıkları gibi parçalanma demek değil yeni anayasada vücud bulacak bir toplumsal kontrat arayışı bu. Başbakan’ın, açılımları tarif ederken ‘millî beraberlik’ten kastettiği de bu.
Türkiye artık tefessüh etmiş beraberlik modelinin yerine bir başkasını ikame etme sürecinin başında bulunuyor. Hiç kolay olmayacak, ama olmazsa esas o vakit parçalanma gündeme gelebilir.
Herkes için daha fazla özgürlük
Hükümetin ‘demokratik açılım’ tanımı ve ‘her yurttaş için daha fazla özgürlük’ açıklaması hem hedefi doğru koyuyor, hem önümüzdeki şantiyenin boyutlarını söylüyor.
Bundan kasıt açılımın tek bir grup ile sınırlı kaldığı hissinin yaratacağı sıkıntının tüm diğer açılımlarla bertaraf edilmesi ve böylece açılım yaklaşımının tüm kesimlere tesir etmesi. Bunun muazzam bir şantiye olduğu konusunda şüphe yok.
Kürt meselesi genel demokratikleşme sürecinin ana tetikleyicisi olsa da açılımın bu meseleyle sınırlı kalması, sıkıntının ötesinde Kürt açılımının da bekasını etkiler. Grev hakkından yoksun memura, vatandaşlık haklarından men edilmiş gayrimüslime, üniversiteye türbanla giremeyen öğrenciye, içkili lokanta bulamayana, sünnîleştirmeye direnen Alevîye, nükleer ve barajdan bunalmış çevreciye Kürt açılımını anlatamaz, onların empatisini sağlayamazsınız. Keza Dersim’de yaşanan zulme gerektiği gibi Dersim Katliamı diyen hükümet Ermenilerin yaşadığı, adalet zaafından ötürü de yaşamaya devam ettiği Büyük Felâket’e duyarsız kalamaz. Bireysel özgürlüklerin tümünü kucaklamayan açılım, karşıtlarına koz verir. Nitekim CHP kamu çalışanının hak talebini ve buna verilen fevrî cevabı sömürmeye başladı bile.
Amaç tüm yasak ve engellerin kalkması olmalı. Nitekim örneğin DTP’nin talepleri arasındaki ademi merkezî yapı, iyi ve etkin yönetime ihtiyacı olan tüm bölgelere lâzım.
Yeni zihniyet, içeride olduğu gibi dışarıda da tüm tabulara değecektir. Ermenistan’a uzanan elin, Suriye, Arnavutluk, Libya’ya vizeyi kaldıran iradenin, dünyalara kucak açan iddianın sahibi, Dışişleri Bakanı’nın dediği gibi Ermeni diyasporasını ilelebed düşman farzedemez, Sudan’da el-Beşirle düşüp kalkamaz, Yunan dünyasıyla yaşanan karşılıklı eziyetleri tek taraflı ele alamaz.
Bugün AKP, başlattığı hamle ve açılımlarla, kendisini ister istemez tüm Türkiye’nin ve belki tüm bölgenin önünü açma misyonunun baş aktörü haline getiriyor. Muhafazakâr ve sağ bir partinin bu kadar değişime nasıl imza atacağını sorgulayanlar AB’yi inşa eden siyasetin de sosyal demokrat değil hıristiyan demokrat olduğunu bilmeli.
Açılımlar AKP’nin olduğu kadar tüm siyasetin dönüm noktası. CHP/MHP’nin siyasî yelpazede uçlara yerleşerek eriyeceği, DTP’nin ise bir Türkiye partisi olmasını dayatan bir dönüm noktası. DTP’nin bu süreçte yerini alması elzem; ama bunun koşulu salt Kürtlerin değil tüm Türkiyelilerin hakkını savunabilmesi.
Önümüzde tarihî bir fırsat, muazzam bir şantiye var.
Demokrasi fiks mönüdür
Haberin Devamı

