Gazete Vatan Logo

'Millete hizmet yolunda' Ulusa seslendi

Başbakan Erdoğan, ‘Millete Hizmet Yolunda’ konuşmasında; Kasım ayının, hükümetleri açısından ayrı bir öneme, ayrı bir anlama sahip olduğunu vurgulayarak “2002 yılının Kasım ayında, milletimizin iradesi ve teveccühü doğrultusunda Hükümet görevini devraldık. 2013 Kasım’ında da Hükümette artık 11’inci yılımızı geride bıraktık. 11 yıl boyunca, 2 konuda son derece büyük bir hassasiyet içinde olduk. Birincisi, sizin verdiğiniz oylara, sizin verdiğiniz yetkiye kutsal bir emanet nazarıyla baktık ve o emanete uzanan her karanlık el karşısında son derece kararlı bir duruş sergiledik. İkincisi de, 11 yıl boyunca, sizlerin bir hizmetkarı olduğumuz şuurundan bir an olsun ayrılmadık. Evet… Bulunduğumuz makamlar, sizlerin bize tevdi ettiğiniz; sizin verdiğiniz, aslında bütünüyle size ait makamlardır. Siz, size hizmet etmemiz için bizleri bu makamlara taşıdınız. Kendimize değil, belli çevrelere, belli zümrelere değil, toplumun belli bir kısmına değil; 76 milyonun tamamına, 780 bin kilometrekarelik vatan toprağının her bir zerresine hizmet üretmek için sizler bizi buraya getirdiniz” ifadesini kullandı.

“ÇETELERİN, CUNTALARIN, KARANLIK ŞER ODAKLARININ NE İSTEDİĞİNE BAKMADIK”

“Şunu bu akşam burada özellikle ifade etmek isterim…Biz öyle bir kadroyuz ki, bir gün, yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan dolayı, Allah’ın ve Aziz Milletin huzurunda hesaba çekileceğimizi hiç ama hiç unutmuyor, aklımızdan çıkarmıyoruz” diyen Başbakan Erdoğan, her seçim döneminde, milletin huzuruna çıkarak, millete hesabımızı verdiklerini vurgulayarak şunları dedi:

“Bunun yanında, bir gün, Ebedi Alem de de hesaba çekileceğimizi biliyor, attığımız her adımın hesabının sorulacağını çok iyi biliyor, milletimizin olduğu kadar, Yaradan’ın huzurunda da alnımız ak şekilde hesabımızı vermenin hassasiyeti içinde hareket ediyoruz. 11 yıl boyunca bize, aziz milletimizden ve Allah’tan başka hiç kimse istikamet çizmedi, inanın, bundan sonra da çizemeyecektir. Biz, çetelerin, cuntaların, karanlık şer odaklarının ne istediğine bakmadık ve bakmayız. Sermaye çevrelerinin, faiz lobilerinin, medyanın bize rota çizmesine müsaade etmedik, etmeyiz. Azınlığın çoğunluğa hükmetmesine, mutlu ve elit bir kesimin, Türkiye’nin geneline dayatmalar yapmasına, baskı yapmasına 11 yıl boyunca rıza göstermedik, emin olun bundan sonra da göstermeyiz. Türkiye’de, artık, siyasetin ya da idarenin emir ve talimat alacağı tek bir makam vardır, o da millettir. Millet neyi arzu ediyorsa, o, yerine getirilmelidir. Millet neden hoşlanmıyorsa, o, terkedilmelidir. Esas olan, milletin hoşnut edilmesi, milletin arzu ve taleplerinin yerine getirilmesi, milletin rızasının gözetilmesidir. Biliniz ki, bugüne kadar, sizin rızanızın hilafına hiçbir adım atmadık, hiçbir işin içinde bulunmadık ve bundan sonra da asla bulunmayız. Her ne yaptıysak, sizin için, güzel ülkemiz için, çocuklarımız, torunlarımız, istikbalimiz için yaptık. Bundan sonra da, sapmadan, sendelemeden, rehavete kapılmadan, yorgunluk ve yılgınlığa asla prim vermeden, sizin çizdiğiniz istikamette, sizin gösterdiğiniz yolda ve menzilde ilerlemeye devam edeceğiz.”

"TÜRKİYE EKONOMİSİNİ 3 KATTAN FAZLA BÜYÜTTÜK"

11 yılda, Türkiye ekonomisini 3 kattan fazla büyüttüklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, 230 milyar dolar olarak devraldıkları Türkiye ekonomisinin hacminin, şu anda 786 milyar doları aşmış vaziyette olduğunu ifade ederek şöyle devam etti:

Türk Lirası olarak, 2002 yılında 350 milyar Lira olan Milli Gelirimiz, şu anda 1 trilyon 417 milyar doları aşmış durumda. Yani, eski parayla, 11 yıl önce 350 katrilyon Lira olan milli gelirimiz, şu anda 1 kentilyon 417 katrilyon Lira’ya ulaştı. 3 bin 500 dolardan aldığımız kişi başı milli gelir şu anda 10 bin 500 doları aştı. Merkez Bankamızın rezervini yaklaşık 5 kat artırdık; 27,5 milyar dolardan aldığımız rezerv, şu anda 135 milyar doları aşmış durumda. Türkiye’nin IMF’e 23,5 milyar dolar borcu vardı, tamamını ödedik, sıfırladık, IMF’e kredi açan ülke konumuna yükseldik. Okullar, üniversiteler, hastaneler, adalet sarayları, barajlar, yollar, hızlı trenler, konutlar, köprüler ve daha nicelerini inşa ederek ülkemizi yeniden ve daha sağlam şekilde imar ettik. Eğitimde, sağlıkta, adalet ve emniyette, sosyal politikalarda ulaşımda, enerjide attığımız o büyük adımlarla büyük reformlarla, insanımızı daha da yücelttik, daha fazla refahla buluşturduk.
Ulaşımda devasa yatırımlarımız oldu. Büyük devlet vizyonuyla hareket ettik. Bölgemizde ve dünyada, küçük ya da büyük her meselede tezlerimizi ortaya koyduk, tezlerimizi savunduk; her zaman Hakk’ın ve haklının yanında olarak, Türkiye’yi mazlumların umudu, adaletin kutup yıldızı bir ülke konumuna yükselttik.

En Batı’da Kızılderililerden, en doğuda Myanmar’daki şehitliklerimize kadar; Kuzey’de Türk topluluklarından, güneyde Somali’nin muhtaçlarına kadar elimizi uzattık.
Saraybosna’nın Osmanlı yadigârı camilerinden Moğolistan’daki en eski Türk anıtlarına kadar, bize ait, milletimize ait ve tarihimize ait ne eser varsa, bulduk, tamir ettik, dünya mirasına kazandırdık.

Din, dil, ırk ayrımı yapmadan, Şili’deki depremzedelerden, Filipinler’deki afetzedelere kadar, herkesi, Türk bayrağının ve Türk Kızılayı’nın sıcaklığıyla kucakladık.
Biz, sadece on yıllardır birikmiş sorunları çözüm yoluna koymakla kalmadık; Türkiye’yi daha da büyütmenin, daha da yüceltmenin, soframızdaki ekmeği, çocuklarımızın gözündeki umut ışığını daha da çoğaltmanın samimi mücadelesi içinde olduk.”

"TERÖR OLMASAYDI..."

Türkiye’nin, son 11 yıldır, oluşturdukları istikrar ve güven ortamının olumlu neticelerini somut olarak aldığını ifade eden Başbakan Erdoğan, güçlü, kararlı, planı ve projesi olan, vizyonu olan Hükümetlerinin, tesis ettiği istikrar ve güven ortamıyla, Türkiye’ye ilkleri yaşattığı; Türkiye’yi rekorlarla buluşturduğunu belirterek şöyle devam etti:

“Şunu tüm samimiyetimle ifade etmek istiyorum…Eğer, bu istikrar ve güven ortamı, bu vizyon, geçmişte Türkiye’ye hakim olsaydı, inanın, biz bugün çok farklı bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık. Eğer, Merhum Menderes, Merhum Özal dönemlerinde tesis edilen istikrar ve güven ortamı, huzur, refah, vizyon ve ufuk, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin tamamına hakim olsaydı, biz bugün her alanda çok daha ileri seviyelerde olacaktık.

Özellikle, 30 yıldır Türkiye’ye, hem manen, hem maddeten ağır bedeller ödeten terör sorunu, daha başladığında fark edilip sona erdirilmiş olsaydı; terörle daha etkin, daha kararlı, çok boyutlu mücadele edilmiş olsaydı; inanın, 30 yıldır ödenen ağır bedeller ödenmeyecekti. Biz, terörün maddi bedelleri üzerine çok kapsamlı bir araştırma yaptık. İnanın, son derece çarpıcı sonuçlar elde ettik… Şu birkaç rakamı burada dikkatlerinize sunmak isterim:

1986-2012 yılları arasında, Türkiye, bugünün fiyatlarıyla 495 milyar Lira kaynağını savunmaya tahsis etti. Terör olmasaydı, savunma harcamalarımız yüzde 50 az olsaydı, Türkiye 248 milyar Lira tasarruf yapmış olacaktı. 1986-2012 yılları arasında, 1 trilyon 610 milyar Lira kaynağımız borç faizlerine gitti. Eğer terör olmasaydı, Türkiye’nin risk primi sadece yüzde 10 daha düşük olsaydı, 161 milyar Lira tasarruf etmiş olacaktık. Yaptığımız hesaplamaya göre, 26 yıllık süre zarfında, terör nedeniyle, Türkiye’nin turizmde kaybı 121 milyar Lira; doğrudan uluslar arası yatırımda kaybı ise 53 milyar Lira oldu. Terör yüzünden büyük şehirlere göçün maliyeti de, yaklaşık 78 milyar Lira oldu. İstihdamda, enerjide, tarımda, hayvancılıkta, ticarette ciddi kayıplar yaşadık.

Sonuç olarak, eğer, terör olmasaydı ve Türkiye ekonomisi yıllık yüzde 0,25 oranında daha fazla büyüyebilseydi, bu bize 1 trilyon lira ek kazanç sağlayacaktı. Bakın, şu anda milli gelirimiz 1 trilyon 417 milyar Lira.

Bu hesaplamaya, bu senaryoya göre, eğer terör olmasaydı ve Türkiye yıllık yüzde 0,25 fazla büyüseydi, milli gelirimiz 2,5 triyon Lira olacaktı. Evet… Gencecik canlarımızı yitirdik… Gencecik fidanlarımızı şehit verdik… Binlerce vatandaşımız hayatını kaybetti. Bunlara ek olarak, Türkiye çok önemli maddi kaynaklarını kaybetti, zenginliğini yitirdi; adeta geleceğinden alıp, teröre verdi. Biz, daha en başından itibaren kendimize şu soruyu sorduk:Bu kayıplar devam edecek mi?

Bu gençler ölmeye devam edecek mi? Ocaklar sönmeye, annelerin, babaların yüreği kavrulmaya devam edecek mi? Çocuklarımız yetim ve öksüz kalmaya; eşler dul kalmaya devam edecek mi? Türkiye, kaynaklarını, enerjisini, en önemlisi de istikbalini, bu mesele uğruna tüketmeye, harcamaya, heba etmeye devam edecek mi? Hiç kimse bu sorulara evet cevabını veremez… Kalbi olan, vicdanı olan, ruhunda insani değer olan, imanı olan, vatan ve millet sevgisi olan hiç kimse bu sorulara evet diyemez. Hiç kimse, bu ağır sorular karşısında sessiz kalamaz, tepkisiz kalamaz, bana ne diyemez.”

“HER TÜRLÜ TEHDİDİN YAPILACAĞINI BİLİYORDUK”

Başbakan Erdoğan şunları dedi:

“Ben, en başta bir vatandaş olarak, bu milletin bir ferdi olarak, sizin kadar bu ülkeye aşığım, bu ülkenin sevdalısıyım, bu ülkenin dertlisiyim.Yitip giden her can, sizin canınızdan ne koparıyorsa, benim canımdan da onu koparıyor. Toprağa düşen her damla gözyaşı, sizin kadar bizim de gönül pınarlarımızdan akıyor. Sönen her ocak, bizim ocağımız. Yanan her yürek, bizim yüreğimiz. İşte onun için biz, bütün bu sorulara hayır cevabını verdik… Türkiye’nin daha fazla kaybetmesine hayır dedik. Gençlerin ölümüne hayır dedik. Annelerin, babaların ağlamasına, gözyaşlarına, gözümüzün önünde akıp giden kaynaklara, gözümüzün önünde istikbalimizin çalınmasına hayır dedik. Hayır demenin bir bedeli vardı, onu ödedik ve ödüyoruz…Hayır deyince, silah tüccarlarının, kan tacirlerinin, gençlerin ölümünden rant üretenlerin, Türkiye’nin büyümesinden korkanların, siyaset mühendisi çetelerin, terörü geçim kapısı yapmış kimi sermayedarların, teröre oksijen sağlayan kimi medyanın rahatsız olacağını biliyorduk.

Her türlü tehdidin yapılacağını biliyorduk. Önümüze engeller çıkarılacağını, bizi bu işten vazgeçirmek için her türlü tahrikin yapılacağını, her tuzağın kurulacağını biliyorduk. Yine de hayır dedik… Nasıl ki milletimizin hayr gördüğünü hayr görüyor; milletimizin şer gördüğünü şer görüyorsak; işte bu meselede de, Milletin hayır dediğine, biz de hayır dedik…Evet, varsın, evet diyenler olsun… Varsın, terörden, kandan, gözyaşından umut bekleyenler olsun…Hiçbirine eyvallah etmedik ve etmeyeceğiz… Milletimiz bizden bu meseleyi çözmemizi bekliyor, biz de bu meseleyi çözüyoruz ve çözeceğiz.

Şunun burada altını özellikle çiziyorum…Bu meseleyi çözerken, başta şehitlerimizin aziz ruhları olmak üzere, hiç kimseyi, ama hiç kimseyi incitmemek arzusundayız ve böyle bir hassasiyetle ilerliyoruz. Birinden alıp, diğerine vermek gibi bir yanlışın içinde değiliz.

“BİZ, TÜRKİYE’Yİ NORMALLEŞTİRMENİN GAYRETİ İÇİNDEYİZ”

Bir tarafı yaparken, diğer tarafı bozmak gibi bir hatanın içinde asla değiliz. Biz, Türkiye’yi normalleştirmenin gayreti içindeyiz. Yıllardır gecikeni, esirgeneni, yıllardır inkâr edileni, hak sahiplerine teslim etmenin, adaleti, eşitliği, helalleşmeyi, kucaklaşmayı tesis etmenin çabası içindeyiz. Hiç kimsenin başını öne eğdirmeyeceğiz, kimseyi mahcup etmeyecek, Allah’ın izniyle kimseye de mahcup olmayacağız. Siz bize inandınız, güvendiniz ve bizleri bu makamlara taşıdınız… Biz de sizlerin hassasiyetlerini en güçlü şekilde muhafaza ederek geleceğe ilerleyeceğiz.

“ELİNE SİLAH DEĞİL, SAZ ALAN, KURŞUNLARLA DEĞİL, KELİMELERLE KONUŞAN BİRİNE BUNLARI YAPMAK ADALET MİDİR”

Kasım ayı içinde, Diyarbakır’da, gerçekten tarihi bir buluşmaya, tarihi bir kavuşmaya, çok önemli bir normalleşme manzarasına şahit olduklarına dikkat çeken Başbakan Erdoğan, Diyarbakır’da, 60 binin üzerinde vatandaşın katıldığı toplu açılış töreninde, yaşanan buluşma ve kavuşma nedeniyle, ninelerin, dedelerin, kadın ve erkeklerin, genç ve çocukların sevinç gözyaşları döktüklerine şahit olduklarını ifade ederek
“O meydana gelemeyenlerin, Muş, Bitlis, Van, Hakkâri, Şanlıurfa, Şırnak, Batman ve diğer illerimizdeki vatandaşlarımızın, televizyonları başında sevinç gözyaşları döktüğüne şahit olduk.

Sadece Doğu’da, Güneydoğu’da değil; Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde, 81 vilayetinde, her inançtan, her etnik kökenden vatandaşımızın, o manzara karşısında duygulandığına şahit olduk haberlerini aldım.
Lütfen düşünün, lütfen, bir an kendi kendinize kalın, kalbinizle, ruhunuzla, vicdanınızla baş başa kalın ve düşünün…Bu ülkede doğmuş, bu ülkede büyümüşsünüz…Dedelerinizin kabri bu topraklarda…Anne babalarınız bu topraklarda…Burası sizin vatanınız, yurdunuz, baba ocağınız… Ama, türkü söylediğiniz, annenizden öğrendiğiniz dili konuştuğunuz, düşüncelerinizi ifade ettiğiniz için, burada barınamıyor ve yurtdışına gidiyorsunuz…Tam 38 yıl, kendi toprağınıza, ülkenize, vatanınıza giremiyor, hatta bu arada annenizi kaybediyorsunuz. Babanızın elini öpemiyor, mezarların başında bir Fatiha okuyamıyorsunuz. Devletten korkup kaçıyor, sonra terör tehdidi nedeniyle dönemiyor, tam 38 yıl toprağınızı koklayamıyorsunuz. Dili ne olursa olsun, inancı, etnik kökeni, ideolojisi her ne olursa olsun, insana, sadece ve sadece insana, câna bu reva mıdır? Seversiniz, sevmezsiniz; dinlersiniz, dinlemezsiniz; katılırsınız, katılmazsınız… Ama, her şeyinden soyutlayıp, bin insan, bir can olarak baktığınızda, böyle bir ceza, böyle bir mahkumiyet, mağduriyet hak mıdır, insani ve vicdani midir? Eline silah değil, saz alan, kurşunlarla değil, kelimelerle konuşan birine bunları yapmak adalet midir? Şiddet, toplumun sadece fertlerini değil, aklını ve vicdanını da yok etmeye çalışır.

Şiddetin tuzağına düşüp, akıl tutulması yaşayamayız, aklımızı, vicdanımızı, tam da onların hedeflediği gibi kurutamayız, köreltemeyiz. Acıların değil, umutların üzerine bir gelecek inşa etmek zorundayız. Farklılıkları değil, ortak noktaları öne çıkarmak durumundayız. Acıları yarıştırarak değil, yüreklerde de adaleti tesis ederek istikbalimizi şekillendirmeliyiz. Biz o kadar büyük bir milletiz ki, kelimelerden ve kavramlardan korkmak, bize asla yakışmaz. Biz o kadar büyük bir milletiz ki, türkülerden, şarkılardan, kıyafetlerden, dillerden, farklı düşüncelerden korkmak bize asla yakışmaz” diye konuştu.

“KADINLAR, KAMUDA, BAŞI AÇIK, BAŞI ÖRTÜLÜ BİR ARADA ÇALIŞIYOR. TÜRKİYE ZAYIFLAMADI, GÜÇLENDİ”

Üniversitelerde kızların özgürce, başörtüleriyle okuyabildiklerine dikkat çeken Erdoğan, “ Türkiye kaybetmedi, tam aksine kazandı. Kadınlar, kamuda, başı açık, başı örtülü bir arada çalışıyor. Türkiye zayıflamadı, güçlendi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletin seçtikleri, tıpkı milletin kendisi gibi, kadın vekiller de başı açık ya da başörtülü, yasa yapabiliyor. Türkiye bölünmedi, kucaklaştı. Oysa bizi on yıllarca korkutmuşlardı…Bunları yaparsanız Türkiye bölünür, parçalanır, zayıflar, çözülür demişlerdi…Bunun gerçek dışı olduğunu, bunun korkutma ve tehdit olduğunu biz de, milletimiz de görüyordu; ama şimdi herkes gördü. Aynı şekilde, kelimeler, kavramlar, diller, türküler, şarkılar da bu ülkeyi bölmez, parçalamaz; tam tersine bu ülkeye renk katar, zenginlik katar, kardeşlik ve huzur aşılar. İşte 1 yıldır, Allah’a hamdolsun, terör nedeniyle bir tek gencimizi bile şehit vermedik, yitirmedik. Bundan daha güzel ne olabilir? Bundan daha umut verici ne olabilir? Konyalının da canı acımıyor, Vanlının da; Trabzonlunun da ocağına ateş düşmüyor, Şırnaklının da… İşte bu iklimi, bu bahar havasını, bu kardeşliği muhafaza edecek, daha da güçlendireceğiz.Siz, destek verdiğiniz, hayır dualar ettiğiniz müddetçe, biz Türkiye’yi ve kardeşliği çok daha yükseklere taşıyacağız.
Bakın, Diyarbakır’da Sayın Mesut Barzani, Sayın Şivan Perver ve değerli sanatçımız İbrahim Tatlıses’inde katıldığı 60 bin vatandaşımızın iştirak ettiği toplu açılış törenini yaparken, bir hafta sonra gittik, Trabzon’da aynı ölçüde bir katılımla açılış yaptık. Bismil’de de heyecanla karşılandık, Vakfıkebir’de de…Ergani’de nasıl kucaklandıysak, Araklı’da da öyle kucaklandık. Hamdolsun, 81 vilayetimizin hissiyatı bu…Bu hissiyat, büyük Türkiye’nin, Yeni Türkiye’nin, 2023 Türkiye’sinin de hissiyatıdır. Bir olacak, beraber olacak, iri olacak, diri olacak, kardeş olacak, inşallah, 2023’te hep birlikte Yeni Türkiye olacağız” ifadesini kullandı.

Başbakan Erdoğan, Kasım ayı içinde yaptıkları açılışları ve temasları da şöyle açıkladı:

“Diyarbakır’a, Diyarbakır’ın Bismil ve Ergani ilçelerine, 2 günde toplam 880 milyon liralık eser ve hizmeti kazandırdık. Yani 880 trilyon.

Yine Diyarbakır’da, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın tertip ettiği nikah merasimine Sayın Barzani, Şivan Perver ve İbrahim Tatlıses ile birlikte katıldık ve orada da 400 çiftin nikah akitlerine şahitlik ettik.

Diyarbakır’dan bir hafta sonra, 23 ve 24 Kasım’da Trabzon’daydık. Burada, bir yandan, 24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle, Öğretmenlerimizle buluştuk, diğer yandan Trabzonlu kardeşlerimizle hasret giderdik, Trabzon’a kazandırdığımız eser ve hizmetlerin resmi açılışını gerçekleştirdik.

Araklı, Vakfıkebir ilçeleri de dâhil olmak üzere, Trabzon’a tek bir seferde, tam değerli kardeşlerim 580 milyon liralık yatırım ve eseri, resmi olarak kazandırdık. Buna ilaveten, Trabzon’da, 41 bin 61 kişilik bir stadyumun da içinde olduğu, 230 milyon liralık bir yatırım olan, büyük bir spor tesisinin temelini attık.

İki yıl içinde bitirmeyi planladığımız bu yatırımla, Trabzon, inşallah, spor noktasında çok daha büyük bir avantaj elde edecek, marka değerini, cazibesini çok daha fazla arttıracak. Bütün bu açılışlara ek olarak, Ankara’da, başkentimizde çok anlamlı bir girişime de imza attık; 5 milyon üniversite öğrencisi için 5 milyon fidan dikimini başlattık.

Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarından biri olan Gazi Üniversitesi’yle, onunla beraber, aynı anda diğer 5 üniversitemizle; Van Yüzüncü Yıl, Gaziantep Hasan Kalyoncu, Kırşehir Ahi Evran, Burdur Mehmet Akif ve Balıkesir Üniversitelerimizle “Ağaçlandırma Seferberliği”ni Orman ve Su İşleri Bakanlığı’mız başlattı. İnşallah, bu girişimi, bütün üniversitelerimizle ortaklaşa tamamlayacağız. Bu hususta kararlıyız.

Bugüne kadar tam 43 üniversite ile ağaçlandırma amaçlı protokol imzaladık. 43 üniversite dışında kalan diğer üniversitelerle de protokoller imzalamaya devam ediyoruz. İnşallah, tüm yükseköğretim kurumlarıyla anlaşmalar sağlayacak, gençlerimizi daha fazla yeşille buluşturacak, ağacın, yeşilin, tabii ortamın hâkim olduğu mekânlarda eğitim görmelerini sağlayacağız.”

“TÜRKİYE, BÖLGESİNİN LİDERİ BİR POZİSYONA GELMİŞTİR”

Kasım ayının dış politika bakımından da oldukça hareketli geçtiğini; bu alanda önemli atılımların olduğunu kaydeden Başbakan Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Avrupa’dan, Asya’dan, Ortadoğu’dan gelen pek çok lideri, devlet adamını ülkemizde ağırladık, ikili görüşmeler gerçekleştirdik; Türkiye’nin bölgesinde önem verdiği meseleleri, Türkiye’nin tezlerini kendilerine ifade ettik.
İkili ilişkilerimizin geliştirilmesi, bölgesel ve küresel işbirliğinin arttırılması yönünde önemli görüşmeler yaptık, bölge ve dünya barışının tesisi için atılabilecek adımlar konusunda fikir alışverişinde bulunduk.

Bu kapsamda Norveç Kralı 5. Harald, Lüksemburg Büyük Dükü Henry, Lübnan Başbakanı Sayın Mikati, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ulusal Meclis Başkanı Sibel Siber’i Türkiye’de ağırladık.

Yine 12-13 Kasım tarihlerinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı kardeşimiz İlham Aliyev’le birlikte yüksek düzeyde stratejik işbirliği konseyinin 3. toplantısına Ankara’da başkanlık ettik. Ayrıca, bu ay içinde, 5 ila 9 Kasım tarihleri arasında, üç Avrupa ülkesine; Finlandiya, İsveç ve Polonya’ya gittik.Her üç ülkeyle de en üst düzeyde, kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdik, yanımızda 200 kadar iş adamıyla birlikte bu ziyaretler gerçekleştirildi. İş forumlarına katıldık. Ve bütün bunlarla beraber AB üyelik sürecimiz ikili ilişkilerimiz başta olmak üzere ülkemizi yakından ilgilendiren güncel, bölgesel ve uluslararası meseleleri kapsamlı şekilde gözden geçirdik, fikir alışverişinde bulunduk. Bu üç Avrupa ülkesinin dışında bir başka önemli yurt dışı gezimizi de Rusya Federasyonu’na gerçekleştirdik. Burada, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin ile birlikte Üst Düzey İşbirliği Konseyi Dördüncü Toplantısı’na başkanlık ettik; son derece kapsamlı ve yararlı görüşmeler yaptık.

Şunu özellikle ifade etmek isterim: Türkiye, bizim çabalarımız sayesinde, eskiye oranla, bölgesinde ve dünyada sözü çok daha fazla dinlenen, tezleri çok daha fazla dikkate alınan, bölgesinin lideri bir pozisyona gelmiştir.Türkiye, hem dışarıda, hem içeride, hem kimliğine, tarihsel misyonuna uygun biçimde hareket ediyor, özüne dönüyor, ezber bozan bir yaklaşımla, geniş bir vizyonla Büyük Türkiye olmaya doğru hızla ilerliyor. İnanıyorum ki, 21’inci yüzyıl, Türkiye’nin her bakımdan güçlendiği, Türkiye’nin damgasını vurduğu bir yüzyıl olacaktır. Bu düşüncelerle sizleri bir kez daha en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sağ olun. Var olun. Allah’a emanet olun.”

Haberin Devamı