Gazete Vatan Logo

İngiliz işgal subayı, Atatürk’le ilk karşılaşmasını anlattı

Yıl 1919 aylardan mayıs, İstanbul işgal altında... Mustafa Kemal ve arkadaşları, İstiklal Savaşı’nın fitilini ateşlemek için Samsun’a gidecek. Ancak bir Türk zabitinin Boğaz’ı geçmesi için İngilizlerin vizesi gerekiyor. O vizeyi de Yüzbaşı John Godolphin Bennett imzalıyor. Bennett yıllar sonra bir röportajında “Onu ilk gördüğümde anladım, büyük ve kuvvetli bir adamdı. Heyecanlıydılar. Anladım ki bir şey vardı” diyor...

İngiliz işgal subayı, Atatürk’le ilk karşılaşmasını anlattı

John Godolphin Bennett’ın babası İstanbul’da görev yapmış bir İngiliz memuruydu. O da babasından yıllar sonra özel görevli bir subay olarak işgal altındaki İstanbul’a geldi. İyi Türkçe biliyordu, Beyazıt’taki Harbiye Nezareti’nde irtibat subayı olarak görev aldı. Suriye’deki komutanlık görevinden İstanbul’a dönen Mustafa Kemal Paşa’yı da ilk kez burada gördü. Daha sonra Mustafa Kemal, Samsun’a gitmek için vize istediğinde de bu talep Bennett’ın önüne geldi. Bennett, yıllar sonra yine ziyaret ettiği İstanbul’da gazeteci Nezih Uzel ile 2 Eylül 1972’de Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi’nde buluştu. Buluşma yeri manidardı. Zira tekke, İstanbul işgal altındayken Anadolu’daki Kuvayımilliye’ye insan ve silah kaçıranların karargâhıydı.

35 BÜYÜK ADAM

İşgal döneminin kötü şöhretli subaylarından olan Bennett, o buluşmadan 53 yıl önce Mustafa Kemal ve arkadaşlarına verdiği vizeyi Türkçe olarak şöyle anlattı: “Selanik’ten ilk geldiğim zaman Beyazıt’ta, Harbiye Nezareti’nde, Beyazıt’ta irtibat zabiti muaviniydim. (…) (Mustafa Kemal’i) ilk Harbiye Nezareti’nde, Erkân-ı Harp Reisi’nin dairesinde tanıdım. İlk gördüğümde büyük bir adam gördüm ve anladım ki kuvvetli bir adamdır. Mayısın birinci (günü) zannederim ben orada kendisi ile tanıştım. O zaman bir Türk zabitin Boğaz’ı geçmesi için vize gerekirdi. Ben irtibat zabiti iken (vize için) müracaat ettiler. Padişah Vahideddin ona çok güveniyordu. Yalnız heyet büyük olduğu için üç-dört kişi yerine 35 kişi ve büyük zabitan, miralay, mirliva falan (Genelkurmay’dan) en mühimler gidiyordu. Sadece bir müfettişlik için bunu çok gördüm, şüphelendim. 35 kişi ve bunlar hep büyük adamlar. Bunun için bütün evrakı, dosyayı aldım (Şişli’deki) Harbiye Mektebi’ne gittim. Dedim ki, 3-4 kişi yerine 35 kişi gitmek ister, vizeyi verebilir miyim? Onlar telefon ettiler ve cevap geldi ki ‘Padişah buna itimat eder, siz veriniz.’

Haberin Devamı

 ÇOK HEYECANLIYDILAR

Ben derhal gittim, vizeleri imza ettim, teslim ettim. Anladım ki orada bir heyecan var. Fakat ben hiçbir şey söylemedim. Ben şimdi rahat, mesuliyet bana ait değildi. Fakat bizimkilerin anlamadığı bir şey vardı, hissettim. Çünkü ben bunları (gidenleri) tanımaya başladım ve gördüm ki en ileri gelen, en zeki zabitan seçilmiş yalnız bir müfettişlik için. Fakat tabii kimse o zaman oradaki milliyetçilerin bir ordu olabileceğine inanmazdı, hiç kimse… (Önce) o kadar acele etmek yok idi. Yunan’ın İzmir’i işgal (15 Mayıs 1919) haberi gelince bunlar derhal karar verdiler. Çünkü benim gördüğüm Harbiye Nezareti’ndeki hazırlık tamam değildi. Biz 35 vize verdiğimiz halde 19 kişi gitti. Hepsi hazır değildi. Fakat bu İzmir’in işgali sebebiyle acele gitmişler ve ‘Kim ki hazır değil, sonra gelsin’ denilmiş. Ben öyle anladım.”

Haberin Devamı