Gazete Vatan Logo
YazarlarFutbolu ‘demokrasi’ için oynayan adam

Futbolu ‘demokrasi’ için oynayan adam

Futbolu ‘demokrasi’ için oynayan adam

“Socrates, askeri cunta rejimine karşı sahaları kullandı

Haberin Devamı

“Socrates, askeri cunta rejimine karşı sahaları kullandı. ‘Defansa değil, diktatörlere çalım atmak’ zor” dedi

FUTBOL eskisi kadar büyük ve saf yetenekler içermeyen, pek çok kişi için paranın esiri olmuş, kirlenmiş ve taraftarın elinden kayıp giden bir oyun. Marka değeri bir kenara bırakılıp yapılan her samimi sohbette futboldan bahsederken geçmiş bayramlar muamelesi yapmamak, “nerede o eski futbol” halet-i ruhiyesinden cümleler kurmamak olanaksız. Peki neden hâlâ bu oyunu delicesine izliyor ve oynayanlara hayranlık besliyoruz. Gerçekten çok düşünüyorum ve verdiğim cevap “belki bir Socrates daha çıkar” oluyor.

SOCRATES, futbol yeteneği dışında bir becerisi olmayan, olması için de çaba göstermeyen, etrafında tüm olan bitenlere gözlerini kapayarak saf yeteneğini paraya çevirmeye çalışan günümüzün vasat futbolcu zekasının çok ötesinde bir karakter. Tıp eğitiminden fırsat bulduğu zamanlarda futbol oynuyordu. Öyle ki, Botafogo’da başladığı kariyerinde, efsane olduğu Corinthians’a transfer olmadan önce 4 sene boyunca 60 maç bile oynayamamıştı. Tanrı vergisi yeteneğini sergilemesi için bu kadarı bile yeterliydi ama Corinthians için oynarken dahi önceliği kupalar ve şöhret değildi.

HALKINA ŞiFA DAĞITTI

BREZİLYA’DAKİ askeri cunta rejimine karşı demokrasi oluşturmak için yeşil sahaları kullandı. Halkı oy vermeye davet eden tişörtler giyerek toplumda farkındalık oluşturmaya çalıştı. Corinthians takımı 1982 yılında eyalet şampiyonu olurken de gündem daha çok formanın göğsünde reklam yerine işlenmiş olan ‘Demokrasi’ kelimesiydi. Socrates’in fikirlerinin bir yansıması daha.

1982 Dünya Kupası gelip çattığında Socrates arkadaşları Zico, Falcao, Eder ve sıradışı teknik direktörleri Tele Santana ile kazanmaktan çok tribündekilere ve halkına seyir zevki sunmayı amaçlıyordu. Oynadıkları futbol ona göre hayâl gücü, şiir ve idealizmin bileşimiydi. Şampiyon İtalya’dan daha çok hatırlanmalarının ve sevilmelerinin nedeni de buydu.

İDEALİZMDEN kastının ne olduğunu ise turnuva bittikten sonra anladık. Kupayı kaybetmenin hayâl kırıklığıyla, mikrofonlara teselli edici demeçler vermektense defans oyuncularına çalım atmanın kolay olduğunu, zor olanın diktatörlere çalım atmak olduğunu söyledi. Kimbilir belki de bu zorluk yüzünden sigara ve alkolden kurtulamıyordu. Turnuva sonrası Fiorentina’ya transfer olmasına rağmen önceliği insanlıktı ve felsefe doktorasını futboldan daha çok düşünüyordu.

GÜNÜMÜZDE başka tarafa bakarken diğer tarafa pas vermenin olağanüstü sayıldığı bir ortamda, Socrates o pası topuğuyla verebilecek kadar teknik, kusursuz bir zeka ve oyun görüşüne sahipti. Oysa onu unutulmaz kılan köy köy dolaşıp halkına şifa dağıtmasıydı. Televizyonlarda kültürel içerikli programlar yapıyor, gazetelerde siyasi ve ekonomik yazılar yazıyor ve futbol için sosyal projeler üretiyordu. Pele gibi futbol elçisi olmayı endüstriyelleşmenin uşağı olarak gördüğü için reddediyordu.

OĞLUNUN ADI FİDEL

HERKESİN hayâline değer veriyordu. O kadar naifti ki, ölümünden önce kaleme almaya başladığı Brezilya 2014 için kurguladığı fantastik kitabın finalinde Arjantin, Messi’nin golleriyle Brezilya’yı yeniyordu. Kendi hayâlini de oğlunun isminde, ‘Fidel’ olarak ölümsüzleştiriyordu.

GEÇEN sene Guardian gazetesinde Alex Bellos’a şöyle demişti: “Brezilya’ya her gelen, birisine aşık olur.” Futbolseverler için o kişi hiç kuşkusuz Socrates.

Sizin İçin Seçtiklerimiz