Gazete Vatan Logo
EkonomiSahip olduğumuz işe göz dikmiş nice Çinli çocuk var

Sahip olduğumuz işe göz dikmiş nice Çinli çocuk var

Sahip olduğumuz işe göz dikmiş nice Çinli çocuk var

"Sanayi S.O.S veriyor" diyen İstanbul Sanayi Odası Başkanı Tanıl Küçük, yüzleşilen tehlikeyi anlatırken Friedman'ın son kitabından alıntı yapıyor: "Çocukken anne babalarımız Tabağındaki yemeğini bitir, Çin'deki aç çocukları düşün' derdi. Şimdi çocuklarıma 'İyi çalış, sahip olduğun işe göz dikmiş nice Çinli çocuk var' diyorum"

Haberin Devamı

Tanıl Küçük, 25 yaşından beri sanayici. İş yaşamı Elit Çikolata Fabrikası'na ortaklıkla başlamış. 25 yaşındayken İstanbul Sanayi Odası'na (İSO) üye olmuş. Simdi 46 yaşında ve İSO'nun Yönetim Kurulu Başkanı. Türkiye'nin 500 büyük sanayi kuruluşunun yaklaşık yarısı İSO üyesi.

Küçük, Türkiye'deki ekonomik büyümeye dikkat çekerken, sanayinin S.O.S verdiğini söylüyor ve 2006 yılında acil önlemlerin alınmasını istiyor.

"Küresel rekabet koşullarında artık büyük balık küçük balığı değil, hızlı balık yavaş balığı yutuyor" diyen Küçük'le İSO'da konuştuk.

* "Sanayi S.O.S veriyor" dediniz, 2006 yılı daralma yılı olacak, ekonomik büyümedeki toz pembe görüntü sanayideki daralmayla leke mi alacak?

Türkiye son 3 yılda ortalama yüzde 7.9 büyüdü. Türkiye'nin ekonomisinin büyümesinde sanayinin yüzde 30'luk bir payı var. Ancak 2005 yılında sanayi üretiminde yavaşlama var. Değerli YTL üretim faaliyetlerinin yavaşlamasına neden oluyor. Sanayicinin ödediği maliyet yükseliyor. Türkiye fiyat istikrarının sağlandığı ama büyümenin durduğu bir ülke olmamalı. Biz sanayiciler olarak enflasyonla mücadeleyi destekliyoruz ancak özel önlemler alınmazsa 2006 yılının zor geçeceğini de görüyoruz. Büyüme sürdürülebilir olmalı, bunun bir hayal olmaması için önlemler alınmalı.

* Öncelikle alınması gereken önlemler neler?

Sosyal güvenlik reformu gerçekleşmeli. Enerjinin özelleştirilmesi hala yapılamadı. Enerji fiyatları artmasa da dolar bazında maliyetler artıyor, bu bizleri olumsuz etkiliyor. OECD verilerine göre en yüksek prim ve vergi yükü Türk sanayicilerin omuzlarında. "Sanayinin önündeki engelleri kaldıralım, yatırımların önünü açalım" diyorum. Önlem almazsak sürdürülebilir büyüme başka baharlara kalabilir.

* Rekabet koşularındaki acımasızlığı anlatırken Lexus ve Zeytin Ağacı kitabının yazan Thomas Friedman'ın son kitabı The World is Fiat'ten (Dünya Düzdür) örnek veriyorsunuz. Türk sanayisi son yıllarda hangi sektörlerde rekabet etme gücünde büyük kayıplar yaşıyor?

Friedman, "Duvarlar yıkılıyor, kıtalar birbirine bağlanıyor, dünya giderek düzleşiyor ve rekabet daha da acımasız bir hale geliyor. Yuvarlak dünyanın doğruları bundan sonra yaşanacak adeta düz dünyada anlamsız hale geliyor" diyor. Friedman'ın düz dünyasında başarılı olmak için genç nüfusa matematik, bilim ve bilgisayar eğitimi vermek, başta iletişim altyapısı olmak üzere fiziki altyapıyı geliştirmek, küresel yatırımları cezbeden teşvikler yaratmak gerekiyor. Yeterince iyi oyuncu değilseniz saha kenarında oturup oyunu seyredersiniz. Türkiye yeterince iyi oyuncu olabilmeli. Evet bazı sektörlerde çok ciddi sorunlar var.

1997'yi yakalayamadık

* Örnek verebilir misiniz?


Konfeksiyon ve hazırgiyimde büyük sıkıntı var. Rakamlar da bunu gösteriyor. Öncelikle bu sektörlerin Türkiye için çok önemli olduğunu unutmamak lazım. 2005 yılında 1997'deki üretim hacmini yakalayamadık bu sektörlerde. Bu yüzden de yapılan iyi şeyleri takdir ederken, kötüye gidişe de dikkat çekmek istiyoruz.

* AB sürecinde 35 başlığın 27'si iş dünyasıyla ilgili. Türk sanayicisi AB sürecine hazırlanabildi mi?

1996'da Gümrük Birliği'ne girdik, bu açıdan bakınca deneyimliyiz. Bugün ihracatımızın yüzde 90'ı sanayi ürünleri ve yüzde 50'si AB ülkelerine gerçekleştiriliyor. Önümüzde 10 yıllık bir müzakere süreci var. Çevre ve tarım konusunda çok ciddi düzenlemeler bizi bekliyor.

AB'nin maliyeti var

* Çevre konusunda ani bir uyumun yüksek maliyetler getireceği ortada. Bu yüzden de istisna ve geçiş süreleri talep edilmeli deniliyor, siz ne düşünüyorsunuz?


Çevre konusundaki uyumun 30-35 milyar euro arasında değişen maliyetleri olacak. Bunun üçte birini Türk sanayi ödeyecek. Çok ciddi rakamlar bunlar. Türkiye'de çevre bakanlığı kurulmadan önce Türk sanayicilerinin çevre ofisi vardı, biz bu konuya duyarlıyız. Türk sanayi bu bedeli ödeyecek. Ama şunu da söylemek isterim, Türk sanayicisi Avrupalı sanayici kadar çevreye zarar vermedi. Türk sanayi için AB çok önemli, sonuçta sanayimiz kârlı çıkacak bu uyumdan. Müzakere sürecini biz şöyle anlıyoruz; biz her şeyi yapacağız ama zamana ve kaynağa ihtiyacımız var.

Fotoğrafı iyi çekmemiz lazım.

* Rekabet koşullarını alt üst eden Çin'e mal satabilen sanayicilerimiz var mı?

Uzakdoğu'dan gelen mallar kalitesiz, standart dışı mallar. Ve Uzakdoğu yalnızca Türkiye için değil bütün dünya için tehdit. Şöyle görmek lazım, Uzakdoğu sadece ticari bir rakip değil aynı zamanda fırsatlar sunan bir bölge. Çin'e ihracatımız 471 milyon dolar. Çin'e en fazla ihracat yapan ülkeler sıralamasında Türkiye 26'ncı. 21 milyon nüfusa sahip Romanya'ya bile ihracatımız 2 milyar doların üzerinde. Demir çelik ihraç ediyoruz Çin'e. Çin birçok kalemde üretici konumuna geçiyor ve ihracatımız düşüyor. Gıda, ağaç ürünleri, deri gibi kalemlerde ihracatımız var ama çok az.

* Önümüzdeki yıllarda da tehdit olmaya devam edecek hatta hızla geliyor diyebilir miyiz?

Yine Thomas Friedman'dan örnek vereceğim. "Biz çocukken anne babalarımız tabağındaki yemeği bitir, Hindistan'daki, Çin'deki aç çocukları düşün derdi. Şimdi çocuklarıma ödevini yap, iyi çalış, sahip olduğun işe göz dikmiş nice Çinli çocuk var diyorum" diyor.

* Türk sanayi, komşularının potansiyelini iyi değerlendiriyor mu?

Ne yazık ki hayır. Türkiye herhalde komşularıyla en az ticaret yapan ülkelerin başındadır. Bakan Tüzmen'in bu konuda son yıllarda çok önemli çabaları var.

Çikolataları Harrods'da satılıyor

* Siz kaç yıllık sanayicisiniz?


25 yıldır sanayiciyim. 1981 yılında 25 yaşındayken İstanbul Sanayi Odası Meclis üyesi oldum.

* Hukuk mezunusunuz...

Evet, hukuk fakültesini bitirdim. 1993 yılında İSO'da yönetim kuruluna girdim, bu yıllara kadar farklı görevlerde bulundum.

* Elit Çikolataları'nın sahibisiniz, aile şirketi mi Elit?

Hayır. 1980 yılında biz ortak olduk, daha sonra aile şirketi oldu. Çikolata ve şekerleme işinde yıllarca Rumların ağırlığı vardı Türkiye'de. Biz de işi Rumlardan öğrendik. Daha sonra ortaklığımız bitti, biz yolumuza devam ettik.

* Siz de dış pazarda büyük atılımlar içindesiniz. Türk çikolatası yurtdışında adını duyurmayı başarabiliyor mu?

Biz uzun yulardır ihracat yapıyoruz. Rusya ağırlıklı bizim ihracatımızda.

* Avrupa ülkelerine satabiliyor musunuz?

Bundan 8 yıl önce ilk çikolata kaplı drajelerimizi Viyana'ya gönderdiğimizde büyük mutluluk yaşadık.

* Avusturya'da satıyorsunuz...

8 yıldır satıyoruz. Bunun karşılığını parayla ölçemezsiniz. Ramazan Bayramı'nda Londra'daydım. Çikolata kaplı drajelerimiz Harrods ve Selfridges mağazalarında da satılmaya başlandı. Bu da bizi çok mutlu etti. Yaptığımız ürünü başka ülkelerin pazarında, önemli mağazalarında görmek bizim için büyük mutluluk, ayrı bir övünç kaynağı.

* Son yıllarda Türkiye'de hem çeşitlilik hem de kalite açısından bir atılım görüyor musunuz alanınızda?

Kesinlikle büyük anlım var. Eskiden 11 çikolata fabrikası vardı, şimdi say deseniz sayamam. Kakao çekirdeğini yıllarca Almanya ve Hollanda'dan alırdık, şimdi Türkiye'den alıyoruz. Hatta bizim aldığımız üreticiden Almanya ve Hollanda da kakao çekirdeği, çikolata yapımında kullanılan hammaddeleri alıyor. Bu Türk sanayi için büyük gelişme.

İşsizlik problemini çözecek adres sanayi olamaz

* Türkiye genelinde resmi işsizlik oram yüzde 10.3. 2005 yılında sanayi sektöründe eksik istihdam edilen kişi 146 bin azalmış. Sanayi kalkınmanın vazgeçilmez unsuru. Özel sektörle büyüyecek Türkiye. Ancak Türk sanayi tek başına istihdamın önemli bir adresi ama birinci adresi değil. Artık teknoloji çok gelişti. İşsizliği bu anlamda çözecek adres sanayi olamaz.

* Türkiye'de "ne iş olsa yaparım" diyenlere değil, yetişmiş elemana ihtiyaç var.

* İSO Vakfı'nın 2006 yılında hayata geçmesini planladığımız önemli bir projesi var.

* Teknik eleman yetiştirecek öğretmeni de yetiştirmeyi amaçlıyoruz.

En zor günüm

Türk sanayicisi Hulusi Kentmen gibi değil!


Yanlış bir imaj var, sanki sanayici deyince insanların aklına elinde viski bardağı, etrafa emirler yağdıran Ur adam geliyor. Sanayicinin her günü zordur. Şu gün zor demek, ayrım yapmak olur. 1994, 1998, 2001 krizlerinde Türk sanayicisi çok zor günler geçirmiştir. Türk filmlerinin etkisinde kaldık galiba biraz, sabah erken saatlerinde, ropdöşambın üzerinde, elinde viski kadehiyle gezen bir sanayici olamaz. Sanayici olmak çok çalışmak, yenilikleri takip etmek ister. Bizim artık bu tiplemelerin dışındaki sanayiciyi anlatmamız lazım.

Sizin İçin Seçtiklerimiz