Türk müziğini seviyorum Ciguli benim favori ismim
Çılgın sahne performası ile Eugene Hütz Roman punk grubu Gogol Bordello ile geçtiğimiz hafta Babylon sahnesindeydi.
Gogol Bordello, çingene kültürünü punk ile harmanlayan yegane gruplardan. Grup geçtiğimiz yıl Madonna’nın da dikkatini çekti ve bir düet gerçekleştirdiler. Bakmayan onların dünya yıldızları ile çalıştığına, tam bir
Ciguli hayranı olan Hütz, Sulukule yıkılmasın diye şarkı yazan tek ünlü olarak da tarihteki yerini alıyor. Asmalımescit’de
Hütz ile buluştuk. Sahnedeki gibi agrasif ve yerinde
duramayan bir adam, gülüncede altın dişi ortaya çıkıyor.
-Müziğiniz göçmen duyguları içerdiği için sınıfsız olduğunu söyleyebilir miyiz?
Öyle de açıklayabiliriz, ama güzel müzik yapan kimse müziğin arkasındaki o fikirleri hesaplayamaz. O bir histir sadece. Tanımlamalar ise müzik yapıldıktan sonra yapılır. Tabii ki müziğimi göçmen müziği olarak etiketlendirebiliriz, ama buna ben karar vermedim. O bir pazarlama taktiği, ben bir pazarlamacı değilim.
-Immigraniada şarkısına çektiğiniz klipte göçmenlerin yaptığı işlerden bahsediyorsunuz.
-İlk kez New York’a gittiğinizde hangi işleri yapmıştınız?
Sokak müzisyenliği yaptım, kitapçılarda çalıştım, bol bol sarhoş oldum ve sürekli çalıştığım işlerden kovuldum. Ama en çok DJ’lik yaptım. Grup oluşana kadar başlıca gelir kaynağım buydu.
-2006 yılında Rock’n Coke’daki ilk İstanbul konserinizde, seyircilerin şarkılarınızı hep bir ağızdan söylediğinde neler hissettiniz?
Oldukça etkilendik. Türkiye gibi yöresel müziği olan ülkelere çok daha kolay giriş yaptık. Oysa Almanya ve İskandinav ülkelerine kendimizi tanıtırken seyircinin bize alışması gerekti. Türkiye gibi ülkelerdeki hızlı başarımız sayesinde kendimizi bir boyband gibi hissettik. Bir anda 10 bin kişinin karşısına çıktık. Ama aslında biz boyband değiliz, biz seyirci ile büyüyoruz. Biz hiçbir zaman bir radyo veya MTV grubu olmadık. Biz halkın grubuyuz.
Sulukule’nin yıkılmasıyla Çingene kültürünü de unutacaksınız...
-Sulukule’ye gittiniz ve buraya özel bir şarkı yazdınız. Tanıdık duygular hissettiniz mi?
Dünyada buna benzer bir sürü yere gittim. İtalya’daki, Romanya’daki, Ukrayna’daki, Brezilya’daki, Sibirya’daki Sulukuleleri gördüm. Genelde ortamlar aynı, ancak bazı ülkeler kentsel dönüşüm meseleleri ile daha iyi ilgileniyor. Türkiye ise ne yazık ki bu konuda başarısız. Örneğin Rio’da Sulukule’ye benzeyen bir mahalle var (Fiera Sao Cristavao). Göçmenlerin yaşadığı bir mahalle burası. Burası kültürel olarak kendine has bir çıkmaza girdi ve şehir yönetimi buraya ne yapacağını bilememeye başladı. Ancak sonunda, buldozerler ile burayı yıkmak yerine bu mahalleyi adeta bir enstitü haline getimeye karar verdiler. Bir nevi karmaşa enstitüsü. Artık orası aynı anda on sahneden canlı müziğin yapıldığı, yüz çeşit bar ve lokantanın çalıştığı bir kutlama alanı. Çingenelerin o güzel ruhu gibi... Bu alanı buldozerler ile yerle bir edebilirlerdi, ama etmediler. Ve işte Sulukule ile arasındaki fark burada. Sulukule’nin yıkılmasıyla Çingene kültürünü de unutacaksınız.
-Mesela Ciguli’yi dinler misiniz?
Evet, hem de çok. Ciguli benim favorim. Ben, söylediğim gibi her çeşit Türk müziğini severim. Geleneksel olsun, avant-garde olsun... Ama isimler genelde çok karışık o yüzden hatırlayamıyorum. En sevdiğim grup “2’oz”. Bendeki albümleri harika.
-Müzikal bir devrim olacağına inanıyor musun?
Devrim derken neyi kastettiğine bağlı. Ne zaman devrim desem insanların aklına Fidel Castro geliyor ama bence öyle değil. Çünkü devrim içsel bir şey. “Siyasi devrim” tanımlamasının içi geçtiğimiz yüzyılda tamamen boşaldı. Dolayısıyla, hangi lanet olasıca devrimden bahsediyorsun? Bence aslında “evrim” çok daha uygun bir tanımlama. Devrim içtedir. Yapılabilecek en büyük devrim hareketi, mahallelerine sahip çıkmaları. Bence devrim budur.
-Sert sözleriniz var ama müzikal olarak bunları çok güzel yumuşatıyorsunuz...
Kendiliğinden böyle çıkıyor. Geçtiğimiz günlerde yaşadığım bir olayı anlatıyım size... 2500 kişinin “Çingene Punk’ı” yazan bir posteri görerek, para verip bilet alarak bir grubu izlemeye geldiğini düşünün. Şovdan önce bir Romanya çingene şarkısı çalıyorum ve birden bütün seyirci ayağa kalkıp ıslık çalmaya başlıyor. “Bütün çingeneler ölsün” diyor. Ben de kendi kendime diyorum ki, “Acaba parça yeteri kadar rock değil miydi de o yüzden mi kızdılar?” Ama hayır. Oradaki arkadaşlarımın açıklaması şu oldu; “O insanlar (Romanyalılar) tam bir çifte standartçıdır. Çingene konserine giderler ama çingenelerden nefret ederler. Ne yaptıklarını bilmiyorlar ve bu müzikten haberleri yok.” Lanet olsun. İnsanlar kendi kökenini unutmayı başlıyor böylelikle.
Madonna’yla çalışmak tabii ki muhteşemdi
-Peki, Madonna’yla olan işbirliğiniz size ne kazandırdı?
Bu çok eski bir olay, neden bunun hakkında konuşmak istiyorsunuz ki? Bir sürü özel insanla ortak çalıştım. Madonna’yla birlikte olmak da tabii ki muhteşemdi.
ajanda...ajanda...
3The Guardian’ın 2010’un En İyi Yeni Çıkış Yapan Grupları listesinde en tepede kendine yer bulan Londra’nın yeni güzide ismi Detachments
2 Nisan Cumartesi günü İstanbul seyircisiyle Dogzstar"da buluşacak. Detachments öncesi ve sonrasında DJ setleri ile son günlerin en parlak isimleri Hemi Behmoaras ve Club Bangkok"tan tanıdığımız Puht, QuaQua ve The Red Hood sahne alacak.
3Elektronik-dans müziğin iki önemli ismi Bon Mod ve Ramadan, uzun bir aradan sonra Indigo sahnesinde... Eğlenceli müzikleri ve sıra dışı sahne performansları ile adlarından oldukça söz ettiren bu iki grubun 25 Mart gecesi yeni görsel ve işitsel şovlarına tanık olacaksınız.
3Tom Yorke"un hizmette kusur etmediği Unkle dünya turu kapsamında 26 Mart"ta Refresh The Venue’de ilk kez İstanbul"da sahne alacak. Deneysel müziğin önemli isimleri James Lavelle, Pablo Clements, James Griffith, Joel Cadbury, Michael Lowry ve solist Gavin Clark’dan oluşan efsanevi grubun performansı kaçmaz.
3RealD ve Londra Kraliyet Operası’nın ortak yapımı olan Carmen,
3 boyutlu olarak izleyicileri adeta sahnede misafir ediyor. İstanbul’dan Erzurum’a 8 şehirde gerçekleşecek olan Carmen 3D, 13-14-20 ve 21 Nisan tarihleri arasında Cinebonus"larda.




