Anadolu Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Levend Kılıç, “Meslekte Kırk Yıllıklar: Eskişehir’in Esnaf ve Zanaatkârları” başlıklı fotoğraf kitabı için, mesleğinde 40 yılını geride bırakmış 100 esnaf ve zanaatkârın siyah-beyaz fotoğraflarını çekti
Kılıç, “Bu ustaların mekânları bugün bir müze gibi. Bu meslekleri sadece fotoğraflarda değil, gerçek mekânlarında yaşatmak gerekir” diyor.
“Meslekte 40 yıllıklar” projesi nasıl doğdu?
Ben doğma büyüme Eskişehirli’yim. Fotoğrafçılığı Eskişehir’de öğrendim; akademisyenliğe de burada başladım. 21’inci yüzyılın başından bir anı bırakmak düşüncesiyle, Eskişehir’deki esnaf ve zanaatkârların fotoğraflarını resmettim. Bunu yaparken “Meslekte 40 yıllıkların” kendilerine özgü ayrı bir yapıları olduğunu fark ettim. Ve onlara dair bir fotoğraf kitabı hazırladım. Bu proje, bir nostalji çalışması değil. Ben 40-60 yıldır esnaflığın klasik el tekniğini kullanarak zanaatkarlık yapan insanları 2000’li yıllarda tespit ettim. Belki ileride birileri çıkar da bu insanların mekânlarına sahip çıkar. Bu ustaların mekânları bugün bir müze gibi bekliyor. Onları sadece fotoğraflarda değil, gerçek mekânlarında yaşatmak gerekir.
Sizce “40 yıllıklar” nasıl insanlar?
Onların sıradan insanlar olduğunu düşünmeyin. Bu insanlar, Türkiye’nin tek partili, çok partili dönemlerini, çok çeşitli siyasal-ekonomik değişimleri yaşamışlar. Bu kentte son 40 yılda değişmeyen çok az şey kalmış. Benim “40 yıllıklarım”, kendi dükkânlarının içinden dışarıda kopan fırtınaları sessiz ve sakin bir şekilde izlemekteler. Fotoğrafladığım kişiler arasında en yaşlısı 1920 doğumlu hırdavatçı Muharrem Erdemir. En genci ise, benden 1 yaş küçük olan 1954 doğumlu Ünal Şahin. Kendisi kasaptır ve bir ayağı yok. Bu halde yaklaşık 20 yıldır mesleğini sürdürüyor. Ona “Usta fotoğrafını nasıl çekeyim” diye sorunca, “Ayakta çek, hocam” dedi.
100 fotoğraf arasında unutamadıklarınız hangileri?
Kitabın birinci karesinde, 1922 doğumlu marangoz amcamız, Hasan Değirmenci var. Hâlâ 1950’li yıllarda kullanılan aletlerle marangozluk yapıyor. İkinci, saatçi Ahmet Bozkaya. Üçüncüsü ise, ayakkabı tamircisi iki usta; Necati Sezgin ve Burhan Uyan. Sadece 1.8 metre karelik dükkanda Necati Usta 68 yıldır, Burhan Usta ise 62 yıldır çalışıyor. Burhan Usta’nın topu topu beş tane aleti ya var, ya yok. Geçen gün gittim bir kez daha dükkanı ölçtüm, adam 1.8 metrekarelik yerde 3 çocuk okutmuş. Yine Eskişehir’in kenar semtindeki ufacık iş hanında 16 aşamada el tekniği ile “mes yapan” bir amca var ki, 65 yıldır çalışıyor.
Fotoğrafları çekilen bazı meslekler yok olmaya yüz tutmuş...
Ben meslekleri kaybolan kişileri göstermek kaygısıyla yola çıkmadım. Ama at arabası tamircileri Celalettin Örsalır ve Bekir Özdemir’in fotoğraflarını çekmeye gittiğimde, onları dükkanlarının önünde otururken buldum. “Amca ne yapıyorsunuz?” dedim. “Oğlum, iş bekliyoruz” dediler. “Siz at arabası tamiri yapmıyor musunuz?” diye sordum. “Evet” cevabını verdiler. “Peki at arabası var mı” dedim. “Yok” dediler. “O zaman ne bekliyorsunuz?” deyince, “Belki gelir” dediler.
Fotoğrafların sırrı
Kitaptaki bakkala dedim ki, “Ustam, sen bu işi 40 senedir yapıyorsun, 40 senelik usta gibi bak.” Balıkçı ise bir Çupra balığını bana uzattı ve “Balık sata sata, balık gibi oldum hocam” dedi. 1922 doğumlu olup hâlâ marangozluk yapan bir kişinin tabii ki yüz ifadesi de resmedilmeye değer. 50-60 yıl bir mekânda aralıksız çalışmış bir ustanın yüzüne, gözlerine ve ellerine bakmak gerekir.




