Gazete Vatan Logo
ArşivKariyerine ara verip teknede yaşamayı seçti

Kariyerine ara verip teknede yaşamayı seçti

Kariyerine ara verip teknede yaşamayı seçti

Büyük kentlerde yaşayıp, keşmekeşten sıkılan pek çok insanın isteğidir bir gün çekip uzaklara gitmek... Ne mutlu ki bu, bazıları için hayal olarak kalmıyor...

Haberin Devamı

Teknede olmak yaşamla daha sahici bir ilişki kurmamı sağlıyor

Sanırım İstanbul’da yaşayan herkes özellikle son zamanlarda, günde en az bir kere alıp başını gitmek istemiştir. Ama maalesef kimse bunu yapamaz, çünkü iş güç derken kımıldayamaz. Ve bu, hep bir hayal olmaktan öteye gidemez. Sadece her sıkıldığımızda yine söyleniriz, ‘Bir gün gideceğim buralardan’ diye. Biz bu hayalle yaşaya duralım. Bir kadın hem de dünya güzeli bir oyuncu, Yeşim Büber her şeyi geride bırakıp, bir yelkenli ve kocasıyla dünya turuna açılmış... Evet, gerçekten kıskanılası bir durum bu. Büber’le düzeni nasıl bozduğunu ve gidişini konuştum...

Dizi teknede yaşamaya yönlendiren neydi?
Çoğumuzun hayatında, sürdürdüğümüz düzenle ilgili olarak bizi yoran rahatsız eden çok şey var. Zaman zaman kaçıp gitmek istiyoruz ama sahip olduklarımızı kaybetme tehlikesi bizi durduruyor. Bildiğimiz, tanıdığımız düzeni; belirsiz ve yeni olana tercih ediyoruz. Ben kendi adıma içimdeki gitme dürtüsünü susturamadım, susturmak da istemedim. Yolda olmayı, doğayla olmayı çok arzuladım. İyi ki de vazgeçmemişim. Bu huzuru yaşamamış olmayı istemezdim.

Nasıl bunca zamandır çalışmadan yaşayabiliyorsunuz?
Düzenli çalışma zamanlarımız yok. ‘’Projeler, başarılar kaçırıyorum’’ korkusu yaşamıyorsanız rahatlıkla ara verebiliyorsunuz. Ben beş yıl ara verdim, sonra gelip tekrar çalıştım. Ayrıca hiçbir zaman tüketim meraklısı bir insan olmadım. Bir de insanların teknede yaşam algısı bizim yaşantımızla pek benzerlik taşımıyor. Bir kaptanı olan, sürekli keyif yaptığımız bir haftasonu teknesinde yaşamıyoruz. Otuz yaşındaki teknemizin her türlü bakımını kendimiz yapıyoruz. Pahalı marinalar yerine doğal limanlarda kalıyoruz. Bizim sürdürdüğümüz deniz hayatı kara hayatından çok daha ucuz.
n Nasıl bir iş bölümü yaptınız?
Oldukça demokratik bir düzen sürdürüyoruz. Teknedeki her iş, ortak sorumluluğumuzda.

‘En çok düzenden ayrılmak tedirgin ediyor’


Aranızda kim denizci?
Beni denizle tanıştıran eşim Mehmet oldu. Öncesinde denizde yaşamak diye bir bilgi bile yoktu bende. Fakat zaman içinde ben de denizcilik adına çok şey öğrendim. Özellikle uzun seyirlerde her iki kişinin de tekneyi tek başına götürebilmesi gerekiyor. Birine bir şey olması halinde, diğeri çaresiz kalmamalı. Sonuç olarak şu an teknede iki denizci var: birincisi Mehmet, ikincisi de ben.

Korkmadınız mı hiç?
Denizde olmaktan çok o güne kadar var olan düzenden ayrılmak tedirgin ediyor insanı. Alışkanlıklarıyla, deneyimlediklerinle bildik bir hayatı bırakıp başka bir yaşam kurmaya çabalıyorsun. Ve haliyle ilk başlarda ürküyorsun. Bir de bu seçimini diğer insanlar yüceleştirme eğiliminde oluyor. Önce oyuna gelip sende olmayan bir hale getiriyorsun ama sonra gerçeği farkediyorsun. Her şey gayet yalın. Yeter ki özgürlüğünden korkma. Ayrıca bu karar bir günde verilmedi. Teknemizi edindikten yaklaşık yedi yıl sonra karar verdik tamamen teknede yaşamaya. Bu süreç içinde, bu yaşantıyı ara ara deneyimleyip, yapabileceğimize inandık. Yani her şey zaman içinde gerçekleşti.

Teknede en çok neyi özlüyorsunuz?
Farklı düzenler. Evdeki birçok konfordan uzak bir hayat sürdürüyoruz. Her türlü tüketimimize dikkat ediyoruz. Şöyle anlatayım: teknede su ihtiyacımızı limanlarda doldurduğumuz depolarımızdan karşılıyoruz. Elektrik ihtiyacımızı ise güneş ve rüzgar enerjisinden sağlıyoruz. Bunlar şehirdeki bir ev düzeninden çok farklı. Ama her ay ödememiz gereken bir faturamız da olmuyor. Konfordan uzak gibi görünse da kendine yeterli yani otonom bir hayat sürdürmek yaşamla aramdaki üçüncü şahısları saf dışı bırakmamı ve çok daha sahici bir ilişki kurmamı sağlıyor.

Deniz bazen ürkütücü olabiliyor öyle değil mi?Elbette... Doğa o kadar da masum olmayabiliyor bazen. Sonuçta hayatta kalmanız teknenizin varlığını sürdürebilmesiyle mümkün. Özellikle açık denizde rüzgar 35 knot’ı geçmeye başladığında ki, bu fırtına demek oluyor, elbette ürküyorsunuz. Evdeki gibi pencereden savrulan ağaç dallarına bakıp kahveni yudumlayamıyorsun, o kuvvetli rüzgarla mücadele etmen gerekiyor.


‘Fas’ı çok beğendim, Avrupa’dan daha etkileyiciydi’



Nerelere gittiniz, sizi en çok cezbeden yer neresiydi?
Evi kapatıp tekneye yerleştikten sonra bir yıl Gökova Körfezi’nde dolandık. Sonra Türkiye’den ayrılıp Akdeniz’i dolaştık. Batı rotasında Yunanistan, İtalya, İspanya kıyıları ve adalarına uğradık. Cebelitarık Boğazı’nı geçip Fas’ın okyanus kıyısında ilerledik. Dönüş yolunda ayrıca Tunus’u ziyaret ettik. Bütün bu yolculukta coğrafi olarak beni en çok etkileyen yerlerin başında Mora Yarımadasını ana karadan ayıran Korent Kanalı oldu.

“Burada yaşasam” dediğiniz yer oldu mu?
Evet oldu, Fas! Hâlâ ikinci memleketim gibi hissederim. Aylar süren Avrupa yolculuğumuzdan sonra Fas’a gitmiştik. Avrupa düzeninin bana göre aşırı bireysellikti.

Sıkılmıyor musunuz hiç birbirinizden?
Uzun seyirler dışında demirlediğimiz yerlerde yalnız vakit geçirme şansımız çok oluyor tabii ki. Seyirde ise gece gündüz gittiğimiz için vardiya usulü ilerliyoruz. Yani birimiz uyurken bir diğerimiz nöbet tutmak durumunda oluyor. Hatta çok uzun seyirlerden sonra birbirimizi özlüyoruz bile. Ayrıca birimiz yalnız kalmak istediğinde diğerimiz bunu kolaylaştırmak için elinden geleni yapıyor. Aynı teknenin içinde yalnız kalmayı da becerebiliyoruz yani.

En korktuğunuz olay neydi?
Sardunya Adası’nın güneyinden İbiza’ ya doğru yol alıyorduk. Dört günlük açık deniz seyrin son gecesine kadar sakin bir hava vardı, Gece yarısına doğru barometrede ciddi bir düşüşle rüzgar ters yönden, yani gideceğimiz yönden kuvvetlice esmeye başladı. Şiddetli yağmur beraberinde yıldırımları da getiriyordu. Yıldırımın ışığı ve sesi arasındaki süre size olan mesafesini gösterir. Biz de aradaki süreden ne kadar uzağımıza düştüğünü hesaplamaya çalışıyorduk. Artık çok yakınımızdaydı ve açık denizde biz paratoner gibiydik.
Buraya kadarmış deyip elele beklemeye başladık. Bir saat sonra cephe arkamızda kaldı ve hava sakinledi.

‘Çocuğumuz olursa da bu hayatı değiştirmeyi düşünmüyoruz’


Peki bebek olursa ne olacak?
Eğer bir çocuğumuz olursa düzenimi değiştirmeyi hiç düşünmüyorum açıkçası. Hepimiz ebeveynlerimizin dünyasına doğuyoruz. Onun da ailesi böyle yaşıyor olacak. İnsanlar ‘’Bir çocuğun olsun, o zaman her şey değişecek’’ diyor. Herkes kendi dünyasını kesin doğru olarak yaşıyor. Oysa ki hayatta bambaşka yaşantılar, bambaşka düzenler deneyimleniyor. Tek bir biçim ve tek bir doğru olduğunu düşünmüyorum şahsen.

Yaşadıklarınızı yazsanız da biz de okusak...
Ben deneyimlediklerimi, hissettiklerimi yazıya döken bir insanım. Ama o kadar kişisel ve bir diğeri için önemli olmadığını düşünüyorum ki, paylaşmayı aklımdan geçirmiyorum. Ama geçen yolculuğun bir seyir sitesi vardı ve oraya yazıyordum. Eş dostla yaşadıklarımızı paylaşıyorduk. Fakat hayat bu her an her şey değişiyor. Belki bir gün başkalarıyla da paylaşmak istediğim şeyler olursa, kim bilir?

Sizin İçin Seçtiklerimiz