Gazete Vatan Logo
ArşivAvrupa’da en çok CIA ve FBI ajanı Türkiye’de var

Avrupa’da en çok CIA ve FBI ajanı Türkiye’de var

Avrupa’da en çok CIA ve FBI ajanı Türkiye’de var

Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt, eşi Ferda Hanım ile Tenis Kulübü’ne giderken, bir minibüs tarafından izlendiğini fark etti. Sonrası malum...

Haberin Devamı

Tam da “Kim kimi dinliyor”, “Dinliyor mu”, “Nasıl dinliyor” sorularının havada uçuşmaya başladığı sırada araştırmacı yazar Aytunç Altındal, yeni kitabı “Türkiye’de ve Dünyada Casuslar”la “dinlenme” meselesine açıklık getiriyor...


Hafızamız, “tele kulak” skandallarının yaşandığı bir ülkenin vatandaşları olduğumuzu unutturmuyor bize. Geçmişimiz bu tür olaylarla dolu. Son yaşanan Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt’ün başından geçen takip edilme hadisesiyle hemen hemen eş zamanlı elimize ulaşan araştırmacı yazar Aytunç Altındal’ın yeni kitabı “Türkiye’de ve Dünyada Casuslar”ın ismi de yaratılan “paronaya konjonktürümüze” pek uygun düştü. Bir çırpıda okuyup bitirdik. Okudukça farkettik ki etrafımız sandığımız kadar rafine değil... Zira sayfaları çevirdikçe öğrendik ki, “CIA’nın en yoğun olarak faaliyet gösterdiği, en gizli ajanlık ve casusluk faaliyetlerini yönettiği kent İstanbul”. “Günümüzde 350-400 kişilik CIA ajanlar topluluğu, faaliyetlerini Türkiye’de yürütüyor”. Bu kadar da değil; “Bu ajanların sayısı, ajanlığa meraklı Türkler’in de yardımıyla 4 bine ulaşıyor”... Altındal, dünyaca ünlü casuslara da yer vermiş kitabında. Ama bizim gündemimizde “dinleme paranoyası” var. Biz de Altındal’a ilk olarak bunu sorduk:

Son dönemde “devletin zirvesinde” dinleme-takip olayları yine gündeme geldi. Devletin kurumları, üst düzey kişiler arasında dinleme oluyor mu, yoksa paranoya mı yapılıyor?
Son dönemde değil, hemen her dönemde -Osmanlı dahil- devletin kademelerinde dinleme olayı vardır. Her ülkede vardır. Sadece iç güvenlik değil, yabancı istihbarat servisleri de, Büyükelçilik de dinleme yapar. Türkiye’de yasal izinle dinleme olduğu gibi, özellikle bir dini cemaate mensup Emniyet güçlerinden bazılarının bu yola başvurdukları bilinmektedir. Bu bir komplo teorisi ya da paranoya değildir.

Hükümet yetkilileri, “dinleme konusunda yasal düzenlemeler olduğunu, kimin nasıl dinleneceğinin bu düzenleme ile belirlendiğini” açıkladı. Sizce “yasadışı” dinleme yapılıyor mu?
Bal gibi yapılıyor, yapılmıştır ve yapılacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde bazı milletvekilleri de gerekirse izlenir ve dinlenirler. Bu da olmuştur ve olacaktır. Dosyalar tutulur. Kitabımda bunların nasıl sınıflandırıldıkları ayrıntılarıyla yer alıyor. Gerekirse herkes dinlenir.

Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt, takip edildiğini, dinlendiğini öne sürdü ancak Emniyet, hükümet bu iddiayı doğrulamadı...
Osman Paksüt’ün dinlenme ve izlenme olayı bence önemli değildir. Ayrıca “eşinin bazı ticari girişimleri var mıdır?” bu ilginç bir sorudur.

Derin Devlet’i NATO kurdu
Başbakan’ın “Derin devleti biz çökertiriz ucu nereye giderse gitsin” demesinin bir sonuç vermeyeceğini söylüyorsunuz; neden?
Çünkü Ergenekon diye abuk bir olayı ortaya atıp da bunun izini sürüyoruz derseniz, “derin devlet” denilen olguyu anlatamazsınız. Her devletin “iç ve dış” güvenlik birimleri vardır. Ayrıca bugün “derin devlet” denilen olgu bizzat NATO tarafından kurdurulmuş bir istihbarat ağıdır. Kitabımda ayrıntılarıyla anlatıyorum. Ünlü “Plan Blue” ve “JIC” kavramlarıyla Türkiye bu kitap aracılığıyla tanışacak. Bunları bilmeden “derin devlet” masalları anlatmak hiçbir yere vardırmaz.

“Son 20 yılda AB’ye gireceğiz hayaliyle iktidarların ulusal güvenliği boşladığını, Türkiye’yi güvenlik zaafına uğrattıklarını” öne sürüyorsunuz...
Evet, Türkiye’nin eline bir elma şekeri verdiler. Türkiye bununla uyutuldu. Tıpkı Afrikalıların uyutuldukları gibi. Türkiye günümüzde bizzat AB, ABD, İsrail tarafından iktidara getirilmiş olan AKP hükümeti tarafından onların emrine sunulmuştur. Diğer bir deyişle Türkiye’de devlet kendini tavsiye eder hale getirilmiştir. Ulusal güvenlik sıfıra indirgenmiş, istihbarat ise neredeyse sadece onlara hizmetle yükümlü kılınmıştır. Acı ama gerçek budur.


Diyarbakır’da Perulu ajanlar
1970’li yılların ortalarına kadar MİT’in maaşlarının bile CIA tarafından ödendiği açıklamasını yapan dönemin Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı adayı İhsan Sabri Çağlayangil’in sözlerini hatırlattığımızda Aytunç Altındal, “Türkiye jeostratejik konumu itibariyle dünyanın en hassas bölgesindeki bir ülke” diyor ve devam ediyor: “Tam 14 komşumuz var. (ABD’nin sadece 2 komşusu var). Bu ülkeler, ABD ve İsrail için hayati önemi haiz bölgesel güçler. Ortadoğu’da İsrail’in varlığını sürdürebilmesi, Türkiye üzerinden yapılacak olan istihbarat çalışmalarıyla temin edilebilir. İsrail’in güvenliğini sadece ABD’de masa başında oturarak sağlayamazsınız. Bu nedenle en çok CIA, MOSSAD ve AB ajanı Türkiye’dedir.” CIA faaliyetlerinin en yoğun olduğu iller olarak İstanbul, Ankara İzmir, Diyarbakır, Sinop ve Adana’yı sayan Altındal bu durumun sebebini ise şu şekilde açıklıyor: “Bu illerin bulundukları bölgeler, ABD ve İsrail için en önemli merkezlerdir. 1956-60 yılları arasında Diyarbakır’da yaşadım. O sırada burada dünyanın her yerinden gelmiş birçok görevli vardı. Bunların kimisi Sovyetler Birliği’ni, kimisi Arap ülkelerini, kimisi de İsrail’i savunuyordu. O yıllarda Diyarbakır’da Kostarikalı (ABD adına) ve Perulu ajanlar bile vardı. En çok da İngiliz MI5 ve MI6 elemanları vardı. Bu insanlar Türkiye’nin başına bugünkü Kürt ve Ermeni meselelerini açmak için alt yapı çalışmaları yaptı. Bugünkü ‘din sömürücüsü’ cemaat liderlerinden bazıları da bunların tezgahlarından geçti. Özetle sözkonusu iller en hassas bölgelerdir.”


Yazar istihbaratçılar
Aytunç Altındal yazar istihbaratçılar konusunda da ilginç isimler veriyor: “Hem yazar, hem istihbaratçı olan isimlerden biri George Orwell’dir. Orwell’in gerçek adı Eric Arthur Blair’di. Tüm yaşamı boyunca herkesin gurme olarak tanıdığı, sağlığında yemek kitabı yazarı olarak bilinen McPherson, gerçekte en gizli görevleri yürüten bir istihbaratçıydı. Edebiyatçı-romancı casuslar kuşağının ilk temsilcisi ise Daniel Defoe’dur. Defoe’nun kendisinden de ünlü romanı 1719’da yayınlanan Robinson Crusoe idi. Defoe, önce casus sonra edebiyatçı olan kuşağın ilk temsilcisidir. Daha sonra yetişen Ian Fleming, Fraham Greene, John Le Carre, Len Deighton önce casus, sonra edebiyatçı olan yazarlardı. Edebiyatçı casusların prensi ise hiç kuşkusuz Somerset Maugham’dır. Piyasaya çıkan kitapları şunlar: Hitler’in Altınları, Dünün Belgeleri Yarının Tarihi, Kültür Kiloyla Satılmaz, Hangi İsa, Papa 16. Benedikt-Gizli Türkiye Gündemi.”