Yürürken dikkatimi çekiyor ve dükkandan içeri giriyorum. Mağazanın sahibi çok tatlı bir kadın, hem sohbet ediyoruz hem de bakınıyorum etrafa, kısa sürede de karar verip alıp çıkıyorum bu çantayı. Ödediğim paraya bakılırsa Paris’li bir markadır olsa olsa bu diyorum... Tatlı kadın demiyor ki “Bu markayı benim kızlarım yarattı” Ben çantaya bayıldığımı ifade ettikçe o gururlu gururlu gülümsüyor. Meğer iki Türk kız kardeş yaratmış Manu Atelier markasını. Türkiye’de üretim yapan diğer çanta markalarından çok farklı bu çantaların sırrı kızları tanıdığımda ortaya çıkıyor. Bu nefis tasarımlar eski Alman ve Rum ustalar tarafından yetiştirilen babaları Adnan Manastır’ın 1961 yılından beri kurduğu atölyeden çıkma. Baba Adnan Bey 11 yaşındayken bu ustaların yaptıkları zanaata hayran kalıp atölyede işe başlar. Beste ve Merve de babalarının Galatasaray’daki atölyesinde büyürken deri kokusuyla haşır neşir bir çocukluk geçirirler. İşte 2014 yılında Manu çantalar bu şekilde bu atölyede doğar. Aklınıza gelen bütün janjanlı çanta markaları kadar değerli bir işçilik ve fiyatla artık çantalar bütün stil sahibi kızların üzerinde de yerini alır. Manu çantalar New York’ta Soot&Tusk Style Lab mağazasında, Türkiye’de V2K ve Vakkorama mağazalarında satışta. Online almak isterseniz de www.manuatelier.com ‘a bakabilirsiniz.
VE İŞTE KARŞINIZDA BELLA HADİD...
Moda dünyasının en yeni üyesi olan Bella. Defile kapılarından çok Hollywood partilerinde fotoğraflanan isimlerden biri O. Hollywood celebritysi annesi Yolanda Hadid Foster vesilesiyle doğuştan artist. Fotoğraflarına baktığınız Carla Bruni ile Christy Turlington karışımı bu kız sadece ve sadece 1996 doğumlu bir çıtır. İşte yıllar sonra çokça konuşacağımız bir yıldızı daha sizlere takdimimdir...
SOKAK MODASI DEDİĞİN NEDİR Kİ DEĞİL Mİ?
“Moda alemi sokaklarda şekillenmiyor ki “ diyorsanız yanılıyorsunuz. Bütün dünyada yapılan moda haftalarında 15 dakikalık şovlar kadar defile mekanının kapısında olan bitenler de konuşuluyor.
Hatta en meşhur modaevlerinin kısıtlı kapasite şovlarına girmek kimin umrunda, defileden dakikalarca önce gelip en patlak renkli kombini yapıp fotoğrafçılara “Cheeessss” diye gülümsediğinizde bütün moda bloglarında aylarca fotoğraflarınızı görebilirsiniz. Bizim bu alemdeki gururumuz maalesef Ece Sükan’la sınırlı. Kendisini Instagramın en hip hesaplarında ve moda bloglarında defileden defileye yahut kapı önünden kapı önüne koştururken ve tüm samimiyetiyle en cool pozunu verirken gördüğümde koltuk altlarım kabarıyor. Hayır bana ne oluyorsa? İşte bu hafta sizlere ufkunuzu dimağınızı genişletecek “Renkli bir kapı önü seçkisi” sunuyorum, sakın ola ki Ardahan da yahut Kayseri de bir kapıdan bahsettiğimi falan sanmayın, bu janjanlı kıyafetlerden etkilenerek bir kombin yapıp çıkarsınız sonra sizi fiştekleyen yazarınız olarak benim başım ağrır ona göre...
Louis Vuitton City Guide İstanbul ile 24 saat
Seyahate giderken yanıma aldığım en önemli şey sadece benim pasaportum değil, o şehre ait bir kitaptır. İzzettin Çalışlar’ın Meleklerin Krallığı kitabıyla başladı bu alışkanlığım. Tayland’ı böyle vizyoner bir gezginin gözünden gezmek o kadar keyifliydi ki malesef diğer pek çok kitap da bu kadar iyi bir seçki bulamadım. İşte bu alanda şehir ve onu anlatan gezgin ikilisinde en sofistike çalışmayı Fransız moda devi Louis Vuitton yapıyor. Milano, Berlin, Rio de Janerio, Shangay ve Singapur rehberine bu sene İstanbul da eklendi. Farklı ülkelerde farklı gazeteci ve sanatçıların ortaklaşa çalıştıkları bu rehberler editörlerin samimi fikirleri ve gerçekten kendilerini hissettikleri mekanlara yer veriliyor. İstanbul mevzu bahisse Osmanlı İmparatorluğu’ndan yola çıkmak fena fikir olmaz diye düşünüp bu konunun uzmanı Serdar Gülgün’e teklif götürmüşler. İşte Serdar Gülgün’ün bizi çıkardığı İstanbul yolculuğu...
07:00: Ortaköy Camisi’nin muazzam Boğaz manzarasına eşlik ettiği The House Hotel Bosphorus’ta gözlerinizi açın ve Autoban’ın tasarladığı lounge’ta kahvaltınızı edin.
08:00: Eminönü Vapuru’na atlayıp Topkapı Sarayı’na doğru yola koyulun. Denizden Çırağan Sarayı ve Dolmabahçe Sarayı’nın müthiş büyüsüne kapılıp hayaller kurun.
09:00: Müthiş renk harmonisi ve iştah açıcı yüzlerce çay ve baharat çeşidinin kokuları arasında Mısır Çarşı’na gidin. Rüstem Paşa Camisi’ni ziyaret edip, Hacı Bekir’de lokumlarla, şekerlerle kendinize bir keyif molası verin. Kapalı Çarşı’ya vardığınızda Dhoku’nun renkli kilimlerinde hayran olduktan sonra çarşının ara sokaklarındaki sır dükkanlarda kaybolun.
Öğlen: Tramvayla öğle yemeği için Karaköy’e geçin ve tercihinizi Lokanta Maya’dan yana yapın.
14:00: Tophane’nin alt kısmında yer alan galerileri gezin. Galeri Mana’da güzel bir sergiyle karşılaşmanız büyük olasılık.
15:00: Çukurcuma’ya gidin. Antikacılar ve vintage ürünler satan mağazalardan benzersiz ürünler bulacağınızdan emin olabilirsiniz. A La Turca’nın mutlaka kapısını çalın.
16:00: İstanbul’un ilk micro-roaster’ı, Cihangir’deki Kronotrop, kahve molası için ideal mekan. Japanese V60, Aeropress gibi sanatsal teknikler kullanılan kafede, geleneksel kahve yapım tekniklerine alternatifler sunuluyor.
17:00: İstiklal Caddesi’nde biraz tavla, biraz nargile... Vazgeçilmezlerimizden tavlanın ardından içilecek Türk kahvesinin fincanını kapattığınızda mutlaka etrafta fal bakacak birileri vardır. Eğer yoksa Balık Pazarı’na doğru bir yürüyüş yapın.
20:00: Yemek öncesi tarihi yarımada ve Haliç manzaralı Mikla Restaurant’ta bir aperatif alın. Cosmopolitan’ı kesinlikle şehirde en iyi yapan yer burası ya da güzel bir kadeh Türk şarabı sipariş edin.
21:00: Geleneksel lezzetlere modern yorumlar katan Münferit’in mezeleriyle kendinize bir lezzet şöleni armağan edin. Akşam yemekleri burada genellikle barda dansla devam ediyor ve restoran bir anda club’a dönüyor. Modern Türk lezzetlerini deneyebileceğiz bir diğer mekan da Yeni Lokanta.
23:00: Nublu’da jazz eşliğinde parti başlasın! Ardından Karaköy’de Fossil’e geçin ve biraz Ayasofya ve Topkapı manzarasına kendinizi bırakın.
01:00: Boğaz kenarındaki Reina ve Anjelique’te en iyi DJ’lerle sabahın ilk saatlerine kadar dans edin.

