Tuba Ünsal

Tuba Ünsal

-

Diva’nın eteğine basan genç kızın o gecesi!

Haberin Devamı

Arkadaşlarım kolumdan tuttukları gibi beni Salı gecesi Cahide’ye Bülent Ersoy’u dinlemeye götürdüler. İtiraf edeyim bunu çok da zorla yaptırmadılar. Tecrübe ve enteresan şeylerin peşinden giden bu bünye neler görmedi ki şu hayatta. Cahide’ye girdiğimiz anda büyülendim resmen, o nasıl bir dekorasyondur öyle... Hakikaten İzzet Çapa’dan iki tane daha olsa şu memlekette, kötü mekan kalmaz. Adam ne yapıyor ediyor ilginç bir konsept yaratıp incik cincık uğraşıp hip bir yer haline getiriyor. Kendisini takdir ediyorum. Yaptığı mekanın her şeyiyle tek tek ilgileniyor, dekorasyondan mönüye kadar takip edip bu kadar mekanın altından kalkıyor. Bir de üstüne üstlük şu sıralar eminim bir sürü gazetecinin uykusunu kaçırtacak bir başarıyla röportajlar yapıyor, yazılar yazıyor.

Gelelim o geceye...

Masamız sahnenin yanında, fazla ortalarda olmayan bir konumdaydı. Sevmem öyle ön masa muhabbetini. Zaten hayatımda sanırım ilk kez gazinomsu bir muhabbetin içine giriyorum. İlk ve son demek daha doğru olur. Hatta uzun süre içinde ‘’musiki, diva, assolist, sanat müziği’’ geçen cümle kurmayacağımdan da emin olabilirsiniz. Gece başladığında çok heyecanlandım ve bu tecrübemi siz okurlarıma yansıtmak istedim. Kafamda Bülent Ersoy’la ilgili yazacaklarım şekillenmişti, belki de yazdığım bu yazıyla Türk gençliğinin bünyesinden ameliyatla dımtısı çıkartıp sanat musikisiyle doldurabilirdim. İşte bu ulvi görevden yola çıkarak Çapa Marka ekibinden Burak’tan fotoğraf talebinde bulundum. Birkaç Divalı ve benli kare, sayfamı daha renkli yapar varsayımından yola çıkarak beklemeye koyuldum. Bir ara garson kulağıma eğilip Burak Bey’in beni beklediğini söyledi. Ben sanıyorum ki gireceğim kulise Diva’yla divanda oturup iki tek atacağım sonra yanağına bir buse kondurup fotoğrafımı çekileceğim. Hatta iki lafın belini kıracağız, samimi bir dostluk kurulacak, Diva beni çok sevecek “Ne tatlı şeymişsin“ falan diyecek... İşte bunların hayalini kurarken birden adımımı attım ve masamın üç adım ilerisinde Diva’yla burun buruna geldik. O an aklıma Los Angeles’tan dönerken uçakta karşılaştığım Marilyn Manson geldi. Aynı hissi orada da yaşamıştım. Meğersem çakal Burak Divama sormadan etmeden tam da sahneye çıkmasına üç kala korsan kare peşinde beni oracığa sürüklemiş. Ben şaşkınlık ve ne yapacağımı bilemez sarsak halimle geri dönerken işte şu hayatta düşmanımın başına bile gelmesini arzu etmediğim olay yaşandı ve ben Divamın elbisesine bastım. Cırrrt sesiyle birlikte çağlayan küfürlerin arasında savaş yerinde yahut farda kalmış tavşan misali kalakaldım. Diva bir hışımla geriye döndü ve o halde sahneye çıkmayı reddetti. Burak yavrum elinde kalan fotoğraf makinesiyle üstünden tır gibi geçen Divayı sakinleştirmek için elinden geleni yaptı ve Diva sonunda sinirli bir şekilde sahneye çıkabildi.

Şampanya mevzusu...

Şarkılar ırmak olup çağlarken ben kendime yeni yeni geliyordum ki arkadaşlarım gülme krizinden çıkıp beyinlerine giden oksijenin etkisiyle sahneye şampanya göndermem gerektiğine karar verdiler. Gözümün önünden geçen haftalık harcamalarımın ekstreleriyle Sare’min mahsun bakışları arasında kalakaldım.

O şampanya parasıyla yavruma arzu ettiği arabayı yahut Calliou’lu terlikten 10 çift alabilirdim, hatta belki de 20 çift. Hayır bir araba parası etmez tabii ki bir şişe şampanya ama bizimkinin araba anlayışı plastik... ‘’Bir şampanya göndermek ne kadardır acep Divama?’’ diye sormak da olmaz. Kaderime razı olup Divamı mutlu etmek için hayatımın ilk şampanyasını gönderdim.
Bir güzel mektup da yazdım. Güzel güzel özürümü diledim fakat elim oraya Tuba yazmaya gitmedi. Ne de olsa alışmadık şeyde şey durmazmış. Ben de kalktım Divamın zamanında röportajında severek izlediğini söylediği dizim Tövbeler Tövbesi’ndeki Pelin’in adını yazdım. Amacım insanların kafasının şampanya patlarken bana dönmesini engellemek, olayı mümkün mertebe kendi içimizde yaşamaktı. “Divam bilsin, memnun olsun bana yeter” dedim. Fakat olaylar yine benim hayalimdeki gibi gelişmedi.

Divam sahnede patlattırdı şampanyayı, mektubu da okudu ve ‘’Kim bu Pelin?’’ diye sordu. Ben de herkes gibi sağa sola bakınmaya çalışırken bir anda ameliyat ışıklarından hallice olan sahne ışığı bana döndü ve yan masalar ‘’Pelin değil, Tuba Ünsal o’’ diye çığırmaya başladılar.
Divam bana bakıp ‘’Yavrum adını neden değiştirdin, çocuğum adın Tuba’ymış senin’’ dedikçe ben yerin altındaki magma tabakasında yüzmeye başlamıştım bile. Yüzüm al al olmuştu ve kafamı sokacak delik arıyordum ki bir de beni sahne önüne yanına çağırmasın mı? Ben “Gitmem, rezil oldum, zaten bütün salon öğrendi Divamın elbisesini yırtanın ben olduğumu, arka masalar bari eksik kalsın” dedikçe arkadaşlarım ‘’Saçmalama Tuba, kadın dövecek bak bu sefer seni’’ diyorlar.
Hani o yıllar gibi geçen beş saniye var ya, işte o beş saniyede Divam bana baktı, ben Divama baktım ve slowmotion bir film gibi yavaşça kalktım gittim yanına, sarıldık, öpüştük, barıştık hatta bir ara masamıza gelip gözlerimin içine bakarak şarkı bile söyledi. Tabii ben o anlarda gözlerimi kapatıp güzel hatıralarımı, ne bileyim yeşillikleri, çiçekleri, böcekleri düşünmeye başladım. Gecenin sonunda artık başka bir olaya daha mahal vermeden sessizce geceyi bitirdik ve bir gencin Divayla imtihanı da bu şekilde noktalanmış oldu...


Tuba bizi uzaya götür

Türk’ün uzayla imtihanı için pahalı turlar düzenlene dursun sizi gitmiş kadar hissettirmek için şahane bir sergi açıldı.
Marmara Forum’un içinde ki Expo Center’da 2500 m2 alana kurulan ‘’Nasa : A Human Adventure’’ sergisinde uzaya gitmiş gelmiş 300’den fazla özel parça ve Neil Armstrong’la Buzz Aldrin’in aya ilk inişlerindeki konuşmalarını bulabilirsiniz. 50 bin dolar verip uzaya seyehat edemesek de haftasonu Biletix’ten 3-5 liraya biletimizi alıp sergiyi dolaşıp, uzay seyehatinden de eksik kalmamış olmayı umut ediyorum.

Novo...

Bünyede laksatif etki yapan san’at musikisini dengelemek için Cahide sonrası Asmalımescit’teki Novo’ya gittik. Neme lazım san’at musıkisi alışkanlık falan yaparsa ben bu şampanya bütçesini nasıl çıkartırım sonra.
Novo’da Salıları Türkçe rock çalıyor, DJ kabininde de mekanın sahibi Levent Özçelik oluyor. Her gittiğimde o kadar dans ediyorum ki ayaklarımın haşatı çıkıyor ben de ertesi gün Levent’ten sosise dönen ayaklarıma masaj yapması için bir masöz göndermesini talep ediyorum, ne de olsa

Altın Koza ve Nurgül Yeşilçay

19. Adana Altın Koza film festivali için Nurgül’e kıyafet hazırladım. Koton için yaptığım Tuba Ünsal Loves Koton koleksiyonunun yılbaşında çıkacak elbiselerinden birisi. Aslında biraz tersten gittik olaya, önce Nurgül’e elbiseyi tasarladım sonra çok beğenince koleksiyona koymaya karar verdim. Aklımda hep Nurgül’ü Monica Bellucci gibi resmetmek vardı daha bile güzeli oldu. Bütün gazeteler bu hafta Nurgül’ün güzelliğinden ve benim tasarımımdan bahsettiler. Bu hafta pek havalıydım anlayacağınız, ah bir de şu Diva’nın eteğine basmayaydım...

DİĞER YENİ YAZILAR