Hollywood'da yıllarca tutunabilmek biraz yetenek, biraz şans, biraz da doğru zamanda doğru yerde olmak meselesi...
Bir de doğru role “evet” diyebilmek var tabii.
Çünkü bugün geriye dönüp sinema tarihinin unutulmaz filmlerine baktığımızda, bazı oyuncularla bazı rolleri birbirinden ayırmak neredeyse imkânsız geliyor.
Platoon deyince Charlie Sheen'i, Top Gun deyince Anthony Edwards'ın canlandırdığı Goose'u düşünmemek mümkün mü?
Oysa Hollywood'da hiçbir şey baştan öyle yazılmamış.
Bazen bir oyuncunun “hayır” dediği rol, başka bir oyuncunun hayatını değiştiriyor.
Kyle MacLachlan da bunun nasıl bir duygu olduğunu fazlasıyla iyi bilenlerden...
“DUNE” İLE BİR ANDA HOLLYWOOD'UN ORTASINA DÜŞTÜ
Onu benim kuşağım en çok Twin Peaks'in FBI ajanı Dale Cooper'ı olarak hatırlar.
O düzgün taranmış saçları, takım elbisesi, elinden düşürmediği kahvesi ve tuhaf olayların ortasında bile bozulmayan sakinliğiyle televizyon tarihinin unutulmaz karakterlerinden biriydi.
Ama Kyle MacLachlan'ın Hollywood macerası aslında çok daha önce ve oldukça sıra dışı başladı.
Henüz 24 yaşındayken David Lynch onu Dune için seçti.
Düşünsenize...
İlk büyük filminiz, dev bütçeli bir Hollywood yapımı. Yönetmen David Lynch. Başroldesiniz.
İnsan ister istemez, “Tamam, bundan sonrası kolay” diye düşünür.
Öyle olmadı.
1984 tarihli Dune gişede bekleneni veremedi, eleştirmenlerden de ağır eleştiriler aldı.
MacLachlan daha kariyerinin başında Hollywood'un meşhur iniş çıkışlarıyla tanıştı.
Belki de bundan sonra vereceği bazı kararların arkasında bu ilk hayal kırıklığı vardı.
ÖNÜNE “PLATOON” GELDİ AMA...
Aradan çok geçmeden önüne bir senaryo geldi.
Yönetmeni Oliver Stone'du.
Filmin adı Platoon...
Stone, Vietnam Savaşı'nı anlatacağı filminde MacLachlan'ı başrol için düşünüyordu.
Ama genç oyuncu tereddüt etti.
Yeni bir başarısızlık yaşama korkusu vardı. Menajerinden gelen tavsiye de kabul etmemesi yönündeydi.
Ve MacLachlan rolü reddetti.
Sonrasını biliyoruz.
Rol Charlie Sheen'e gitti.
Platoon 1986'nın en çok konuşulan filmlerinden biri oldu ve En İyi Film dahil dört Oscar kazandı.
MacLachlan yıllar sonra bu kararından pişmanlık duyduğunu saklamıyor.
Hak vermemek zor.
İnsan herhalde televizyonda Oscar törenini izlerken ister istemez “Ben orada olabilirdim” diye düşünüyordur.
“TOP GUN” DA OLABİLİRDİ
Bitmedi...
Kyle MacLachlan'ın yolu 1980'lerin bir başka dev filmiyle de kesişmiş.
Top Gun.
Tom Cruise'un kariyerini başka bir seviyeye taşıyan film için MacLachlan, Goose rolünü okumuş.
Sonunda rol Anthony Edwards'ın oldu.
Gerçi MacLachlan bu konuda Platoon kadar hayıflanmıyor. Yıllar sonra dönüp baktığında Goose için doğru kişi olmadığını kendisi de kabul ediyor.
Belki de haklı.
Çünkü bazı rollerde insan “Başkasını düşünemiyorum” der ya...
Goose da biraz öyle.
Ama liste burada da bitmiyor.
BİR “HAYIR” DAHA...
1989'da bu kez genç bir yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi MacLachlan'ın önüne geldi.
Yönetmenin adı Steven Soderbergh.
Film ise Sex, Lies, and Videotape.
MacLachlan yine kabul etmedi.
O dönemde Blue Velvet'ı yeni geride bırakmıştı ve yeni projenin tonunun yaptığı işe fazla yakın olduğunu düşündü.
Başrol James Spader'a gitti.
Film Cannes'da Altın Palmiye kazandı.
Soderbergh bir anda sinema dünyasının en fazla konuşulan genç yönetmenlerinden biri haline geldi.
James Spader da Cannes'dan En İyi Erkek Oyuncu ödülüyle döndü.
Kyle?
Herhalde bir kez daha “Acaba?” demiştir.
PEKİ BÜTÜN BUNLAR GERÇEKTEN KAYIP MIYDI?
İşte hikâyenin benim sevdiğim tarafı burada başlıyor.
Bugünden geriye bakınca kolay:
“Platoon'u nasıl reddedersin?”
“Top Gun'a nasıl hayır dersin?”
“Soderbergh'in filmini nasıl kaçırırsın?”
Ama karar verildiği anda kimse o filmlerin klasik olacağını bilmiyor.
Senaryoyu okurken Oscar heykelciğini göremiyorsunuz.
Cannes'daki alkışı duyamıyorsunuz.
Bir filmin 40 yıl sonra hâlâ konuşulacağını da kimse size söylemiyor.
Üstelik MacLachlan bütün bunlara “evet” deseydi belki bugün bildiğimiz Kyle MacLachlan hiç olmayacaktı.
Çünkü onun başka bir “evet”i vardı.
David Lynch...
SONRA “TWIN PEAKS” GELDİ
Dune büyük bir başarıya dönüşmedi ama David Lynch ile Kyle MacLachlan'ın yollarını ayırmadı.
Ardından Blue Velvet geldi.
Sonra da Twin Peaks.
Ve Dale Cooper...
MacLachlan bugün bile kariyerinin sonunda adının en çok Twin Peaks ile anılacağını biliyor.
Haksız da değil.
Dale Cooper, televizyon tarihine geçti.
Aradan onlarca yıl geçmesine rağmen yeni kuşaklar hâlâ Twin Peaks'i keşfediyor, Cooper'ın kahvesini, kirazlı turtasını ve o tuhaf dünyasını konuşuyor.
Daha sonra Sex and the City geldi.
Desperate Housewives geldi.
Portlandia, Fallout ve onlarca başka iş geldi.
Yani Platoon'u reddeden adam ortadan kaybolmadı.
Kendisine bambaşka bir yol çizdi.
HOLLYWOOD'UN “KEŞKE”LERİ
MacLachlan şimdi 67 yaşında.
29 Eylül'de yayımlanacak Fictional Selves adlı anı kitabında da 40 yılı aşan kariyerine dönüp bakıyor.
Başarılarına olduğu kadar başarısızlıklarına, korkularına ve kaçırdığı fırsatlara da...
Bence güzel olan tarafı bu.
Çünkü hayatımızı yalnızca yaptığımız seçimlerin belirlediğini düşünüyoruz.
Oysa bazen yapmadıklarımız da bizi biz yapıyor.
MacLachlan Platoon'da oynasaydı Charlie Sheen'in kariyeri nasıl olurdu?
Goose'u o oynasaydı Anthony Edwards bugün aynı Anthony Edwards olur muydu?
Sex, Lies, and Videotape'a “evet” deseydi James Spader'ın yolu nereye giderdi?
Bilmiyoruz.
Hollywood tarihi biraz da böyle “ya şöyle olsaydı?” hikâyeleriyle dolu.
Bir oyuncu “hayır” diyor.
Telefon kapanıyor.
Rol bir başkasına gidiyor.
Sonra film çekiliyor, gösterime giriyor, ödüller geliyor...
Ve o küçücük “hayır”, yıllar sonra bir anı kitabının en güzel hikâyelerinden birine dönüşüyor.
Hayatta kaçırdığımız fırsatlara fazla üzülmemek gerektiğini düşündüren bir tarafı da var bunun.
Kyle MacLachlan Platoon'u kaçırmış olabilir.
Ama sonunda Dale Cooper olmuş.
Eh...
O da hiç fena bir teselli sayılmaz.

