"Hollanda kaleci dahil, 8'li defans yaptı."FUTBOLUN uyku ile imtihanı 120 dakika sürdü. Elbette bir gece önceyle kıyaslanacak ve "O tarihi maçtı canım, o maçın öyküsüne öykünmek doğru değil" denecektir. Kuşku yok doğrudur da!KİMSE Hollanda-Arjantin maçından 7-1’lik efsaneler beklemiyordu. Denge maçı, kararların stratejiye dayandığı satranç hamlelerinin yoğunluğu hepimizin ajandasında vardı. Öyle de oldu! Ama beklediğimiz sıkıcılığın ötesindeydi bu dinginlik, bu akillik. Belki ilk 45 dakikaya tahammül edebilirdik, iftardan çıkmış sahura bir bardak çay ya da meşrubat ile geçiş yapmak isteyenler olarak!ANCAK ikinci yarının ilk düdüğü de "Bu maç uzatmaya gider" dedirtti. Bize de of-pof çektirdi bolca. Maçın içinden hiç pozisyon süzemedik tam 90 dakika. Taa ki 89.59’da başlayan atakta, Snijder’in harika topuk pasıyla Robben kaleciyle karşı karşıya kalana kadar. Bir fazla 'dürtme'nin cezasını Mascherano kesti. Topa müdahale etti ve maçın 0-0 bitmesine neden oldu.TARİHE GEÇTİN ÇAKIRİKİ takımın da 90 artı 5 dakika tümüyle takım savunmalarını düşünmeleri, Snijder, Messi ve Robben gibi yıldızların ışığının sönmesine neden oldu. Bilhassa bu üçlü oyunun neredeyse hiçbir yerinde yoktular. Hollanda, kaleci dahil 8’li defans bloğu içinde Messi’yi kör kuyularda merdivensiz bıraktı. Benzer ölçüde Snijder’in hiç oyuna katılamaması ve Robben’in de delici koşular yapamamasında Arjantin’in büyük savunma ustalığı vardı.UZATMALARIN ilkinde o yoğun 95 dakikanın izleri görülmeye başlandı. Rahat rahat geçiliverdi birkaç kez orta sahalar. Pozisyon sadakati beyinde var, sahada eksikti. Tempo sıfırdan 10’a yükselmişti. 99.dakikada Hollanda kaleyi bulan ilk şutu cılız şekilde attı, Arjantin yine gol pozisyonuna giremedi.İKİNCİ uzatma bölümünde kafalar iyiden iyiye 'penaltılara' gitmişti. Bir iki heyecanlandırıcı atakçık sadece! Herkes penaltılarla Rus ruleti oynamak istiyordu. Oynadılar! Kazanan Arjantin oldu. Finalde işleri zor yalnız!Ve Cüneyt Çakır... Ekibinle beraber tarihe geçtin! Kutlarım...
GRUP maçlarında Messi’nin skor gücüyle lider olan Arjantin için çoğumuzun beklentisi aynıydı: “Bu maç vitesi artıracaklar. Sadece Messi değil, ötekiler de oyuna ve skora katkılar verecek.” İsviçre güçlü olmasına rağmen, yıldız savaşları konusunda Tangocular’ın yanında çırak çıkardı.ilk bölümlerde topla fazla oynasa da Arjantin’de üretim kısıtlıydı. Di Maria’nın kanat değiştirmesi, sadece iç bükey ortalara neden oluyor, ters ayakla defans dengesini bozucu toplar, İsviçre defansının sinirlerini alt üst etmeye yetmiyordu! Aksine Yugoslavya görünümlü İsviçre, 28’de Shaqiri’nin asistinde, Xhaka ve 39’da Drmic ile çok önemli pozisyonlar buldu. 20’lerden sonra denge sağlayıp, ilk yarının ikinci yarısında oyun üstünlüğünü ele geçirdiler.İKİNCİ yarıyla birlikte İsviçre’de bir 10-15 dakika atak oyun anlayışı görüldü. Sonra sazı Arjantin aldı eline... Uzatmaların son saniyesine kadar neredeyse 65 dakika hep ataktı. Özellikle 105-118 arası inanılmaz bir bunaltıcılıkla, oyunu tek kaleye çevirdiler. Arjantin önünde hem oyun hem fizik olarak direnen İsviçreliler doğal olarak bitap düştüler.SİHİRBAZ SAHNEYE ÇIKTIDI Maria 109’da muhteşem bir şut çıkardı. 118’de ise sahneye sihirbaz çıktı. Kendine has, (aklına Messi denince ne geliyorsa işte tam ondan) klasına yaraşır çalımlarla sağ taraftaki Angel Di Maria’yı gördü ve Real Madrid’li işi bitirdi.SONRASI mı? İşte futbolun güzelliği... 120+1’de Dzemaili’nin 2. direkte bomboş kaldığı kafa vuruşu, direkten dönen topun ayağına çarpıp 10 santimden, 5 santim direğin yanından topun dışarı çıkması. 120+3’te Shaqiri’nin frikiğinde ağızlara gelen Tango yürekleri.?Muhteşemdi... 130 dakikasından 1 gol, 1000 hikaye çıkan bir maç.?Teknik analizlerden ziyade dimağımızda kalan futbol tadı.?İyi ki futbol var, iyi ki Brezilya 2014...
SUAREZ’İN ısırık operasyonu kuşku yok ki Uruguay’ın hücüm gücünü azaltmıştı. Maçın favorisi Kolombiya idi. Nitekim ilk 20 dakikadaki rakamlar 71-29 gibi ezici bir topla oynama yüzdesini getiriyordu. Ez cümle sahadaki 11 adamın diğer on birden üstün olduğu, sarıların mavileri yenebileceği az çok belli oluyordu. Başlardaki mücadeleye ilişkin ilginç detay, Kolombiya’nın oyun merkezinin sağ çizgi oyuncusu Zungiga olmasıydı. Oyun akıyor, Kolombiya üstünlüğünü rakibe kabul ettirmiş durumdaydı.VE DAKİKA 28...BAKIN futbol bu anlar için seviliyor. Futbola ‘Türkiye gibi içinde milyar tane sıkıntı’ olsa da, insanlar bu yüzden tapıyor. Anlar oyunu! O anlar ki, gün gelir torununuza, çocuğunuza anlatırsınız! Ben oğluma halen Van Basten’in Euro 88 finalinde attığı golü izlerken ne yaptığımı, nerede olduğumu, o golün öyküsünü, orta yapanını kalecisini anlatıyorum. Hames Rodriguez’in golünü de o çocuklarına, ben torunlarıma anlatacağım inşallah! Ahir ömrümüzde futbol denen oyunda, sıcak bir Haziran gecesi ekran başında aldığımız anlık keyif unutulmazlar arasına girdi bile.SONUÇ?UMRUMDA?DEĞİLOlağanüstüydü. Kafasında çalışmış hergele golü. Belki de binlerce şut attı idmanlarda, sonrasında. Çünkü ‘spontane atılabilecek bir gol’ değildi. Soldan gelen topa o dengeli kontrol, o elastik yatış, o bilinçli vuruş; ancak öğrenilmiş birikimlerle yapılacak bileşik hareketler.Bu kadar mı harika bir gol atılır, bu kadar mı nefis bir estetik sergilenir! Maçın sonucu inanın umurumda değil. Hames’in ikinci golde bulunduğu yer, sergilediği orada olma zekası falan da.. O golü atan adam her şeyi yapar! Tebrikler genç adam! Daha büyük yarınlara inşaallah.Muslera yediği golle tarihe geçtiSon not... Rinat Dasssaev, Van Basten golünden sonra ‘ o golü unutulmaz yapan aynı zamanda kime atıldığıdır da...’ demişti. Muslera da bu anlamda dünyanın en güzel gollerinden birinin tarihine geçti. Hem de hiç bir hatası olmaksızın!
ARJANTİN-İran maçı öncesi Mustafa Denizli’yi aradım. İran takımı hakkındaki görüşlerini sordum.“Bu akşam kaybedebilirler, önemli değil. Halen gruptan çıkabilecek bir takım. Çünkü sıradan bir takım değil. Oyun mantalitesi var, kaliteli oyuncuları var. Bir kısmıyla ben çalıştım. Kaleciyi 17 yaşındayken oynattım. Sağ bek, sol bek ve kaptanları talebemdi” dedi.50 yılın saha tecrübesi yine konuştu, hoca haklı çıktı. Arjantin önünde sadece gömülmesini beklediğim bir ekip, zaman-zaman çatır-çatır top oynadı. Savunma, yapabilen için bir sanattır; 91 dakika harika şekilde savunma yaptılar. 1-2’si net olmak üzere 3-4 kez de gol pozisyonu yakaladılar. Kadro kalitesi itibarıyla elbette ki Arjantin’in üstünlüğü tartışılmaz!DÜNYA starı Lionel Messi, Bosna maçındaki golün aynısını attı. Büyük oyuncu, bunu yaptığı için büyüyor; star oluyor, maç kazandırıyor. Arjantin’i zaten üç aşağı beş yukarı hepimiz biliyoruz. Konuşuyoruz, konuşacağız, yazıp çizeceğiz. Ancak bu maçın haberi, manşeti İRAN... Golü Arjantin atmış olabilir; maçı İran kazandı. Gönüllerde de, oyunda da!Müthiş mücadele22.00 maçında Almanya-Gana mücadelesi de oyun olarak 19.00 maçı kadar sürprizlerle doluydu. İki karşılaşma arasındaki fark gol sayısıydı. Tıpkı Arjantin gibi Almanya da uzak ara maçın favorisiydi. İlk yarı Arjantin kadar olmasa bile Almanya’nın Gana’yı teslim almışlığı söz konusuydu.ANCAK ikinci yarı maç da değişti, Gana da! Panzerler 1-0 öne geçse de, Gana inanılmaz bir performansla skoru çevirdi. Maçın kırılması ise 67’de Jordan Ayew’in sol taraftan getirdiği topu ortaya çevirememesi sonucu kaçırdığı gol oldu. Löw’ün Klose hamlesi ve deneyimli oyuncunun golü sonrası 2-2’ye gelen maç Almanya’ya momentum olarak dönmüştü. Bunu fırsata çeviremediler. 83’te Müller’in kaçırıdığı gol, Almanya’yı iki puandan etti.GANA maça hep asılı kaldı, aldığı bir puan ile gruptaki şansını sürdürdü. Önce İran, sonra Gana... Cumartesi akşamında iki güzel direniş izledik. Biri daha defansif, biri daha ofansif! Sürprizlerle dolu 2014 Brezilya’sı için dur bakalım daha neler göreceğiz!
AÇ hareketli başlamıştı oysa! Yani turnuvanın en azından gruptan çıkmasına kesin gözüyle bakılan ikilileri arasında en banko takımları gibi görülüyorlardı. Ya kontrol maçı oynanacaktı ‘el ense mantığıyla’ ya da iki takım da erken gol bulabilme stratejisiyle alabildiğine hücum edecekti.İKİNCİSİ oldu. Hızlı başladılar. 7 ve 8’de Ronaldo ile Khedira net pozisyonlardan yararlanamadılar. Ancak maç süresince Almanya hakimdi! 0-0 iken de, 3-0 iken de. 11’deki penaltı Portekiz’i bir parça sarstı. Hem dişediş başladığı maçta geriye düştü, hem de kart açısından saatli bomba savunmasının en naif kimliği sayılabilecek ismi sağ bek Pereria sarı kart gördü.İBERYA temsilcisi yine de düşmedi oyundan. Almanların öndeki dörtlüsünün (Mesut, Götze, Müller, Kross) büyük hakimiyeti olsa da zaman-zaman Nani ile sağdan CR7 ile orta ve soldan akın geliştirebildiler. Bu noktada hem panzerlerin müthiş savunma bilinci, hem de Almeida’nın yeterli olamaması nedeniyle gol gelemedi. Portekiz atamadığı her dakika Almanya daha da rahatladı. Süratli oyuncularla Pepe ve Alves’in arkasına sarktılar! Lahm ile Khedira de koşularla destek verdiler. Mesut Özil, Götze, Müller, Kroos hiç sabit kalmadı hep dolaştılar. Bir de köşe vuruşu neticesi Hummels golü bulup, 5 dakika sonra da Pepe kendini attırınca maç 38. dakikada sona erdi.PORTEKİZ TOPARLANMALIBU Almanya önünde hiçbir varlık gösteremeyeceği açık olan Portekiz, bir eksik ve iki farktan geriye gelemezdi; öyle de oldu. 45 artı 1’de 3-0 olduktan sonra çoğu Türk, G.Saray LH-F.Bahçe Ülker maçına geçmişti bile. Sonrası aslında bir parça zaman doldurma, yasak savma!İKİNCİ yarı 4 değil, 5-6 dahi olabilirdi. Löw aslarını dinlendirmek adına oyundan çıkardı. Gelecek maçlara taze tutmak için... Bento’nun ise bırakın böyle bir şansı olmasını iki sakat (Almeida, Coentrao) bir de Kırmızı kart cezalısı (Pepe) verdi bu maçta. CR 7 başta olmak üzere takımın dağılan moral motivasyonu da cabası. Portekiz mental anlamda toparlanamazsa ikinci bileti ABD’ye teslim eder gibi duruyor.
TEK tek not aldım, yine de atlamış olabilirim. Çeşitli özgül ağırlıklarda tam 10 gol pozisyonu not aldım ilk yarı için... 14.22 (Sneijder-frikik), 18.39 (Umut-kafa), 20.19 (Sneijder-şut), 21.56 (Melo-şut), 27.55 (Umut-kafa girişimi), 28.50 (Burak-karşı karşıya), 33.33 (Sneijder-karşı karşıya), 36.17 (Umut-vuruş), 39.03 (Burak-çarpraz) 44.01 (Selçuk-zayıfça şut)... CEM Can, Murat Yıldırım, Mehmet Akgün ortasahası karşısında, Melo'unun üstün oyunu, Snijder'in kalitesi ve Sabri'nin sol bekten gelen enerjisiyle büyük üstünlük kuran G.Saray, iç sahada hep yaptığı doğrulardan pasajlar ortaya koydu. Sadece gol bulamadı. Kaleci Gökhan birçok pozisyonda geçit vermedi. Erciyes'in Hüseyin ve Yiğit'le kanatlardan gelmeye gayret ettiği dakikalar çok sınırlıydı. Varlık gösteremediler.İKİNCİ yarıya da aynı oyun anlayışıyla başlayan G.Saray 45 dakikada 10 defada bulamadığını, 46.dakikanın 42.saniyesinde bir kerede buldu. Chedjou getirdi araya Sneijder'e bıraktı; o ortaya çevirdi Burak'a dokunmak kaldı. GOLDEN sonra G.Saray'a kelimenin tam anlamıyla 'bi şeyler' oldu. Hikmet Karaman'ın oyuna Vleminckx'i almasıya çift santfora dönmesi sonucu Erciyes'in oyunu da değişti. Björn, 56 ile 75 arasındaki 19 dakikayı orta saha ve forvet arasında güçlü bir enerjiyle geçirirken sarı-kırmızılılar defanslarına gömülmeyi (belki de ekonomik oynamak adına) tercih ettiler. 70.36'da Burak'ın yine Sneijder organizasyonuyla sol taraftan karşı-karşıya kaçırdığı pozisyonun sonrasında 74.29'da Selçuk'un serbest vuruşunu Umut altı pasın sağ çaprazında gole çevirince, İkitelli'den gelen 'sevindirici' haberlerle sezon bitti! MANCINI BAŞARILI!ELBETTE bizim gazetemiz dahil birçok yayın organı sezon değerlendirmesi yapacak. Öncelikli olarak da Mancini üzerinden değerlendirilecek. Ben sorulmadan kısaca bildireyim görüşümü. Saydam ve objektif bir bakışla 4 derbi galibiyeti, bir Türkiye Kupası bir de Şampiyonlar ligine direk giriş bileti alan bir hocaya başarısız denmez! Ancak G.Saray'da Fatih Terim'in haksız yere kovulmasının sonrasında göreve gelirseniz sezon boyu 'konuşulursunuz'.. Bir de ezeli rakibiniz size 10 civarı puan farkıyla 4 hafta önce şampiyon olursa Şampiyonlar Ligi bileti getiren sezon bile tantanalı olur... Öyle de oldu.
Gerek deplasmanafobia, gerek Eskişehirspor karşılaşması fotoğrafı, Roberto Mancini'yi 'bu takım önde çoğalamıyor' duygusuna itmiş belli ki. O da doğru bir hamleyle Alex Telles'i öne, Sabri'yi solbeke atarak hücumda artı bir oyuncuyla oynamayı planladı. Caner'in tarafından Telles-Sneijder ikilisiyle atak yoğunluğu gerçekleşse de sonuç alınacak bir organizasyon sağlanamadı. 38.16 ve 41.46'da Onur'un harika kurtarışlarla çeldiği iki Selçuk şutu ile 39.34'te Burak'ın dokunamadığı toplar dışında G.Saray etkili olamadı. Bunda Semih'in sağdan bindirme katkısı yokluğu, Melo-Yekta-Selçuk üçlüsünün ceza alanı ve yakınlarına hiç girmemesi de etkiliydi. Oyunun Trabzon, yönüyse son derece "razı" görünümlüydü. Önde yeteri kadar çoğalamayan G.Saray, doğal olarak geride açıklar vermeyince "Yusuf-Olcan tipi hücum planları" hayata geçemeden bitiyordu bordo-mavililerin. İKİNCİ yarı her şey bambaşka bir hale büründü. G.Saray yine kazanırdı kazanmasına ama 47.16'da Yusuf'un karşı-karşıya pozisyonda golü bulamaması maçın önemli kırılmasını oluşturdu. Elazığ'dan gelen "Beşiktaş 1-0 önde" haberleri G.Saray'ı kamçılayınca, ilk yarıda yapamadığı her şeyi yapar oldular. Semih sağdan müthiş bindirmeler yaptı, iki golün hazırlayıcısı oldu. Melo-Yekta, daha çok önde olabildi... Selçuk frikikten muhteşem bir gol attı. Umut tam da Trabzon maça ortak olacakken devreye girdi.SNEIJDER'E BRAVO SARI-kırmızılılar 4-1 kazanarak Şampiyonlar Ligi'ne direk katılım konusunda son 90 dakikaya işi bıraktılar. Ama ip kendi ellerinde; başkasına bakmadan işi bitirmek onların ellerinde...VE Wesley Sneijder... 23 milyon Euro’luk kontrat bedeline ettiğim itirazlar baki kalmak kaydıyla... Bu karşılaşmayı da o aldı... Aklıyla, oyunuyla, disiplin ve profesyonelliği ile... Hele attığı ikinci gol var ki... Yazılmaz, görülür; anlatılmaz yaşanır. İlk golde de pozisyonun içinde oluşu, net vuruşu, direk kaleyi isabetli bulması... Hepsi olağanüstüydü... Bravo..
ŞARTLAR, rakip ne olursa olsun G.Saray’ın kazanma biçimi tek... Bu takım 3 sezondur, bekleyerek oynayamadı, oynayamıyor. Fatih Terim’den kalma ‘Rakip yarı sahada, güçlü olma, orada bulunma’ oyunu sarı-kırmızılıların mottosu halinde. Zaten Mancini’nin oyun üzerinde yeterince hakimiyet kuramaması, takımla bu kadar oynamasının sebebi Terim takımının genleri. Başka türlü bir oynama biçimini beceremiyorlar.G.SARAY, kaleci ve 2 stoperi hariç 8 oyuncuyla rakip kaleye yakın olduğu her maçı kazanabilir. Çünkü golde Sneijder’in yaptığı gibi, ceza sahası ve çevresinde rakibin dengesini bozacak her türlü kalite mevcut. Önemli olan topu oraya atmak değil, orada oynamak, orada tutmak. Hele de Drogba’n yoksa, iyiden iyiye ‘orada’ oynamalısın kazanmak için. Bu prensipleri barındıran bir oyun oynamadı dün gece sarı-kırmızılılar. Orta sahada çırpınan Melo ve akıl koyan Sneijder dışında (1-2 sürpriz çıkışta da Telles) skora dönük iş yapmaya niyetli adam sayısı ‘0’dı. ES-ES GOLDEN SONRA DÜŞTÜMancInI’nin, 57’de çizgiden top çıkarma dışında ‘hiçbir şey yapmayan’ Yekta’ya nasıl tahammül edebildiğini sormak isterdim kendisine. G.Birliği önünde 3 puanın ateşleyicisi Burak dağınık! Selçuk çoğu kez olduğu gibi yok! Semih bek değil, Sabri ‘sadece’ enerjik!ESKİŞEHİR’İN gole kadar G.Saray’ı iyi durdurduğunu söyleyebiliriz. İlk yarı Semih-Sabri kanadını bir parça işlediler ama etkisizdiler. 43’te Kamara’nın pozisyonu ve 46-60 arasındaki kıpırdanması dışında oyuna aktif katkı veremediler. Golden sonra da düştüler oyundan zihnen!G.SARAY, bu sezonu kupayla kapadı ama kupa galibi oyunuyla değil!