Palahniuk yeni bir proje peşinde!

19 Mayıs 2016

Romanlarında, paradan güzelliğe, saygınlıktan şöhrete, insanlığın yarattığı değer yargılarının aslında son derece anlamsız olduğunu gözler önüne sermeye çalışmasıyla dikkat çeken yazar Chuck Palahniuk, hayranlarını sevindirecek yeni bir proje için kolları sıvadı.Kickstarter’da kampanya!Yazarın Dövüş Kulübü (Fight Club) romanı, aynı isimle 1999’da sinemaya uyarlanmış ve tüm zamanların en iyi filmleri arasında yerini almıştı. Palahniuk şimdi ise iki yapımcı ile birlikte, 2002’de yayımlanan, Türkçede ise 2007’de okurlarla buluşan kitabı Ninni’yi (Lullaby) sinemaya uyarlayabilmek için, kendilerini ‘sanatçılar, tasarımcılar, film yapımcıları, müzisyenler, gazeteciler, mucitler, kaşifler vb için fon toplayan bir platform olarak tanımlayan Kickstarter’da bir kampanya başlattı.Hedef 250 bin dolar toplamak!17 Haziran’a kadar sürecek kampanya kapsamında, üçlü 250 bin dolar toplamayı planlıyor. Eğer her şey yolunda giderse yönetmen Andy Mingo ve yapımcı Josh Leake, kitabı Palahniuk’un da yardım edeceği bir senaryoyla sinemaya aktaracak.Öldüren bir ninninin hikâyesiİlhamını yazarın gerçek hayatından alan kitapta, ani bebek ölümleri hakkında bir yazı dizisi hazırlayan gazeteci Carl araştırma esnasında, çocukların öldükleri anda kendilerine hep aynı ninninin söylendiğini fark eder.Ninni, okunduğu kişiyi anında öldüren bir özelliğe sahiptir. Bunun üzerine bu ninninin yazılı olduğu tüm kitapları yok etmek için harekete geçer. Ancak kendisi hoşlanmadığı biriyle karşılaştığında kendine engel olamayarak ninniyi aklından geçirerek sürekli birilerini öldürmeye başlar. Böyle ilginç bir senaryoya sahip film izlenir mi? Hem de nasıl izlenir... Ekip şayet 250 bin dolar toplamayı başarırlarsa 2017’nin sonları veya 2018’in başlarında filmi vizyona sokacaklarını söylüyor.Şimdiye kadar 47 bin 955 dolar toplanan kampanya si de destek olmak isterseniz, projenin Kickstarter sayfasını ziyaret edebilirsiniz...

Devamını Oku

‘Caz’ın hüzünlü ve kötü adamı Chet Baker!

12 Mayıs 2016

Hermann Hesse, Bozkırkurdu kitabının baş karakteri Harry Haller’in ağzından caz müziği ile ilgili şunları söylüyor: “Bir dans lokali önünden geçerken coşkulu bir caz müziği, pişmemiş bir etin buğusu gibi sıcak ve çiğ, yankılandı bana doğru... Şen ve hoyrat yabanıllığıyla beni de içgüdü dünyamın derinliklerinden yakalamıştı bu müzik ve nahif, haysiyetli bir şehvetle soluyup duruyordu... Müziğin lirizm taşan bir yarısı aşırı içli ve ağdalıydı; içinden duygusallık damlıyordu. öbür yarısına gelince, vahşi, kaprisli ve güçlüydü; ne var ki her iki yarı, nahif ve barışçıl bir arada yürüyor, bir bütün oluşturuyordu.” Bunu okuduğumda “İşte bu demiştim, başka türlü nasıl anlatılır ki bu müzik?” Yaşattığı hissi ifade edebilmek gerçekten oldukça zor.Takma dişli trompetçi!Caz denildiğinde aklımıza gelen isimlerden biri hiç şüphesiz bu müziğin en tanınmış trompet çalgıcılarından olan Chet Baker... Bugün bu efsane ismin ölüm yıldönümü. 50’li yılların başında adını duyuran Baker, 1988 yılında, aşırı dozda uyuşturucu almış olarak bir otel odasının penceresinden düşüp hayatını kaybetmişti. Bu vesileyle takma dişleriyle trompet çalan Chet Baker’ın hayatını konu eden “Born To Be Blue” filminden bahsetmek istiyorum. 2015 Toronto Film Festivali’nde ilk gösterimini gerçekleştiren Born To Be Blue, 25 Mayıs’ta Amerika’da gösterime girecek. Ülkemiz vizyon tarihi şimdilik belirsizliğini koruyan filmin yönetmen koltuğunda Robert Budreau oturuyor. Robert Budreau 2009 yılında “The Deaths of Chet Baker”ın da yönetmenliğilini yapmıştı. Bu yeni yapımda Chet Baker’ı Before Sunset ve devam filmleriyle akıllarımızda yer eden Ethan Hawke canlandırıyor. Carmen Ejogo filmde Jane’i, Kadar Brown ise Miles Davis rolünde. İzlenesi bir film olduğuna şüphe yok.ETHAN HAWKE“Baker’ın müziğinde beni çeken şey, iyi bir şarkıcı değil; duygu dolu bir şarkıcı olması oldu. Bu özelliği de karakteri iyi canlandırmamı sağladı. Ne kadar yalnız olduğu kendimin de hissettirebileceğime inandım.”

Devamını Oku

Erkek egemen şiddet, gözetim ve dini tutuculuk!

11 Mayıs 2016

Top of the Lake ve Mad Men dizilerinde feminist eğilimli karakterlere hayat veren Elisabeth Moss bu kez “Damızlık Kızın Öyküsü” dizisi için kamera karşısına geçecek. Margaret Atwood’un 1985’te basılmış ünlü feminist distopyasından televizyona uyarlanacak dizinin ilk sezonu 10 bölümden oluşacak. Senaryosunu Bruce Miller’ın kaleme aldığı projede yazar Margaret Atwood da danışman yapımcı olarak yer alacak.Yakup’un Oğulları1990 yılında, başrollerini Natasha Richardson, Faye Dunaway ve Robert Duvall’in paylaştığı bir filme uyarlanan Atwood’un bu karanlık distopyası totaliter bir yapı içinde geçiyor. Yaşanan terörist saldırıların ardından ABD hükümeti dağılıyor ve yönetime kendilerine Yakup’un Oğulları diyen bir grup el koyuyor. Erkek egemen şiddetin, gözetimin ve dini tutuculuğun birleşimini temsil eden bu grup kadınların çalışmaları yasaklıyor, paralarına el koyuyor ve onları sınıflandırıyor. Okumaları, yazı yazmaları engelleniyor. Bu yeni toplumda, en tepedeki grup olan kadınlar yalnızca mavi elbiseler giyiyorlar ve yüksek rütbeli erkeklerle evlenip, ev işlerini idare ediyorlar. Çocuk doğurma yaşını geçmiş ve kısır kadınlardan oluşan grup yeşil giysiler giyiyorlar. Kırmızı uzun elbiseler, eldivenler giyen, yüzlerini kırmızı peçeler ve beyaz kanatlarla kapatanlar ise damızlık kadınların ise öncelikli görevleri yüksek rütbeli erkeklere çocuk doğurmak. Bu kadınlardan biri, kitabın ana karakteri ve anlatıcısı olan Offred kendi hikayesini geçmişe dönerek okuyucuyla paylaşıyor. 2017’de izleyiciyle buluşacak olan “Damızlık Kızın Öyküsü” senaryosuyla şimdiden oldukça merak uyandırıyor.Elisabeth Moss “Damızlık Kızın Öyküsü”nde baş karakter Offred’ı canlandıracak.

Devamını Oku

“Yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları...”

11 Mayıs 2016

Türk edebiyatında dönüm noktalarından biri sayılan Sait Faik Abasıyanık, bir mektubunda kendisiyle ilgili “Hikâyelerimde şiir kokusu var diyorsunuz. Bir iki tane de şiir yazdım. İçinde hikâye kokuları var dediler. Demek ki ben ne hikâyeciyim ne de bir şair. İkisi ortası acayip bir şey. Ne yapalım beni de böyle kabul edin.” diyor. Kişiliği ve ortaya koyduğu eserlerle arasında güçlü bir bağ hissedilen Sait Faik’i tam da ‘bu acayipliği’ için seviyoruz belki de...“Sait Faik’i Yaşatamadık”Onu bilmeyenler, derinliğine vakıf olamayanlar için okul yıllarında okunacak bir yazar algısı var. Oysa ilerlemiş akıl yaşında da bir “hişt” denilmeyi öyle hak ediyor ki... “Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları...” demiş demesine de, yaşadığı dönemde bu anlamda yüzü gülmemiş. 11 Mayıs 1954’te henüz 47 yaşındayken hayata gözlerini yuman yazarın cenazesiyle ilgili, dönemin Dünya Gazetesi’nde Adnan Benk şu satırlara yer vermiş. “Sait, ansızın öldü. Ölüm haberi bile vaktinde alınamadı. Cenazeyi evininin bulunduğu sokaktan geçirdiler. Bakmayın gazetelere ağlayan tek kişi yoktu. Yalnız yaşlı bir kadın, o da her tabutun arkasından ağlayan cinsten. Şişli Camii’nde, yüz kişi kadardık. Nasıl bir yağmur!... Revakın altına sığındık, sigara üstüne sigara içtik. Haldun’u o gün ilk defa dudağında sigara ile gördüm; onu da bitiremedi ya, düşürdü. Mezarın başına geldiğimiz zaman, biz daha azalmış, yağmur daha çoğalmış, imam da hızlanmıştı. Öylesine çabuk okudu ki, kimse âmin demek fırsatını bile bulamadı. Sonra... Araba bulmak için koşuşmalar, itişmeler. Dönüşte, şoför: ‘Kimdi bu, ağabey?’ dedi. ‘Sait Faik’ dedik. Anlamadı. Üstelemedi de. Biz de bir şey anlamadık ya.”Filmcilik arzusu!Abasıyanık’ın hastalanmadan önce Burgaz Film Şirketi’ni kurma planları yapıyordu. Kendisi senaryolaştırılacak öykü yazacak arkadaşı Mengü Ertel de filmleri çekecekti. Hatta daha öncesinde “Alemdağ’da Var Bir Yılan kitabındaki” üç öyküden sürreal bir film yapma niyetindeydi. “Benden hikayesi!” diyecekti ama olmadı. Olsun, ölümünden 62 yıl sonra bile ona “hişt” diye sesleniyoruz ya, olmuş demektir...

Devamını Oku

Dahileri bir de Nat Geo’dan izleyelim!

3 Mayıs 2016

Dünya çapında 164 ülkede, 27 dilde ve 290 milyonun üstünde evde izlenebilen belgesel kanalı National Geographic Channel bir yeniliğe imza atıyor ve ilk kurgulu dizisi “Genius” ile izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Daha önce mini dizi Saints & Strangers ile bu alana da küçük adımlarla yaklaştığnıın sinyalini veren kanal, ilk sezonu önümüzdeki yıl yayınlanacak “Genius”ın çekimleri için kolları sıvadı. Her sezonunda farklı bir hikaye işlenecek olan dizi, isminden de anlaşılacağı üzere dünya tarihine şekil vermiş ve işleri ile tarihe geçmiş yaratıcıları ve dahileri konu alacak.Açılış Einstein ile!Dizinin açılışı ünlü bilim insanı Albert Einstein’ın hayatı ile olacak. Walter Isaacson’ın kaleme aldığı “Einstein: Yaşamı ve Evreni”nden, Noah Pink’in senaryolaştıracağı yapımın ilk sezon yönetmenliğini ise Nobel ödüllü Amerikalı matematikçi John Nash’in hayat hikayesini anlatan Akıl Oyunları filmiyle Oscar’a layık görülen Ron Howard yapacak. 10 bölümden oluşacak ve çekimleri çok yakında Prag’da start alacak dizinin ilk sezonunda gelenekleri yıkarak akıl almaz bilimsel buluşlara imza atan Einstein’ın başarıları anlatılırken bir yandan da politik duruşu, sorunlu evliliği ve karmaşık özel hayatı da gözler önüne serilecek. Ron Howard’ın, 2007 yılında “Da Vinci Şifresi” filmi ile Akademi Ödüllerinin tersine yılın en kötü film, yönetmen ve oyuncularına dağıtılan Altın Ahududu Ödülleri’ne (Razzie), En Kötü Yönetmen dalında aday gösterildiğini hatırlasak da , bu işten alnının akıyla çıkacaktır... Bekleyelim, görelim!‘Umarım gelecek dehalara ilham olur’Projeyle ilgili “Daha önceden “Çığır Açan Buluşlar” ve halen daha yapım aşamasında olan “Mars” gibi başarılı yapımlara beraber imza attığımız Nat Geo ile Einstein’ın deha ve gizemli hayatını deşifre ederek izleyici ile buluşturmaktan ötürü çok heyecanlıyım, umarım ki Einstein’ın ve bu seri ile gündeme gelecek diğer dehaların hikayesi gelecek Einstein’lara ilham olur.” şeklinde konuşan Ron Howard’a yapımda Brian Grazer ve Francie Calfo eşlik edecek.

Devamını Oku

Efsane kadro Lynch albümü için bir arada!

13 Nisan 2016

Film Noir akımının önde gelen temsilcilerinden, “bilinçdışının yönetmeni” olarak anılan David Lynch için on parmağında on marifet bir sanat adamı desek yeridir.Yönetmenliği, ressamlığı yanında müzisyen yanıyla da dikkat çekmeyi başaran Lynch için geçtiğimiz yıl Los Angeles’ta, David Lynch Foundation’ın kuruluşunun 10’uncu yılını kutlama amacıyla özel bir konser düzenlemiş, aralarında, Lykke Li, Moby, My Morning Jacket, Jim James, Karen O, Duran Duran, Twin Peaks ve Sky Ferreira gibi isimlerin yer aldığı birçok ünlü müzisyen bir araya gelip David Lynch’in yapımlarında yer alan şarkıları seslendirmişti.Açılın! “The Music of David Lynch” geliyor!15 Nisan’da, yani yarın, bu konserde kaydedilen şarkılar, “The Music of David Lynch” ismiyle müzikseverlerle buluşacak. David Lynch’in “A Poem of Unknown Origin” şarkısıyla yer aldığı albümde 16 şarkı yer alıyor. Amerikan sinemasının bu aykırı adamının ilk albümü “Crazy Clown Time”.Aslında müziğe yönelik ilk çalışması gibi görülse de, sanatçının müzikle olan ilişkisi 2011 yılında piyayasa çıkan bu albümden daha eskilere dayanıyor. Çok uzun yıllar müzik mühendisi olan Dean Hurley ile çalışan Lynch, filmlerine gösterdiği özeni müziğe de göstermiş ki zaten tıpkı filmlerinde yer alan o gizem, karanlık ve tekinsizlik hissini şarkılarına da yansıtıyor.Şimdi ise meraklısıyla buluşacak “The Music of David Lynch” kulaklığımızı takıp baharın içinde yürürken bize eşlik edecek. Eminim ki havanın ve müziğin birbirine tezatlığıyla farklı bir yolculuk sunacak. Gelsin bakalım...Tom WaIts rahip olacakMüziğin sıradışı isimlerinden Tom Waits’den bir oyunculuk haberi var! Çatallı sesiyle kulakların pasını silen ikonik sanatçı, daha önce The Simpsons, The Imaginarium of Doctor Parnassus, Mystery Men, Seven Psychopaths, The Book of Eli,Wristcutters: A Love Story ve tabii ki Jim Jarmusch filmleri başta olmak üzere birçok projede oyuncu olarak sevenlerinin karşısına çıkmıştı. 66 yaşındaki yorulmak bilmeyen Waits, şimdi ise Alfonso Gomez-Rejon’un yönetmenliğini üstlendiği “Citizen” dizisinde Cesar isimli bir rahibi canlandıracakmış. Rahiplik de yakışır doğrusu...

Devamını Oku

Lip Sync Battle bizde de iyi iş çıkarabilir mi?

4 Nisan 2016

Amerika’da rapçi L.L. Cool J ve model Chrissy Teigen’nin sunumuyla ekrana gelen yarışma “Lip Sync Battle” televizyon dünyasının popüler formatlarından biri haline geldi. Bunu internet üzerinden en çok izlenenler arasında yer almasıyla da kantılıyor. Örneğin Jimmy Fallon’a Kevin Hart ve Will Ferrell’ın eşlik ettiği bölüm 2015’te youtube ile en çok izlenen videolar arasında beşinci sırada yer almıştı. Peki bu format nedir derseniz, kısaca şöyle anlatılabilir. İki ünlü isim arasında bir playback düellosu yaşanıyor. Bu iki isim, seçtikleri sanatçıları taklit edip playback yaparak gösterişli bir şova imza atıyor. Şovun sonunda kazanan taraf şampiyonluk kemerini kazanıyor.Türkiye de bu şovun taliplileri arasındaİlk kez ünlü televizyoncu Jimmy Fallon’un programı Late Night With Jimmy Fallon’da küçük bir bölüm olarak izleyiciyle buluşan Lip Sync Battle, 2013’te Jimmy Fallon ve Emmy ve Altın Küre ödüllü komedi dizisi The Office’in yıldızı John Krasinski’nin karşı karşıya geldiği bölümle dikkat çekmiş ve bir televizyon programı formatı haline getirildi. Bugüne dek Çin, Kanada, Norveç, Polonya, Filipinler ve Afrika’da yayın hakları alınan format, şimdi de dünyaya açılıyor. Viacom bu formatı 4-7 Nisan’da Cannes’da alıcılarla buluşturacak. Türkiye de bu eğlenceli yapımın taliplileri arasında yer alıyor.Tarkan Zeki Müren, Sezen Aksu Yıldız Tilbe olsun!Bu da demek oluyor ki, önümüzdeki dönemlerde bu uyarlamayı kendi ekranlarımızda izleme şansı yakalayacağız. Şayet güçlü isimler program için ikna edilebilinirse, eminim oldukça dikkat çekici ve eğlenceli bir yapım olabilir. Ancak kenarda köşede kalmış, adı sanı pek duyulmamış isimlerle çok da iyi bir geri dönüş alacağını sanmam. ABD’de programın başarısının altında da dünya starlarının konuk edilmesi yatıyor. Programa şimdiye kadar Beyonce, Jennifer Lopez, Justin Bieber, Chris Pratt, Dwayne Johnson, Channing Tatum ve Anne Hathaway gibi ünlü isimler konuk oldu. Elbette gözümüz o kadar yükselerde değil. Yeni albüm çıkarmış veya oyunculuğa yeni adım atmış birinin ünlü taklidi kimin ilgisini çeker ki? Tarkan gelsin de, Zeki Müren’i playback yapsın örneğin... Sezen Aksu Yıldız Tilbe’yi mesela... En çok izlenen program olması garanti...

Devamını Oku

O dünyanın en tanınmış İsviçrelisi!

28 Mart 2016

Çocukluğu 80’li ve 90’lı yıllara denk gelenlere en sevdiği çizgi filmleri sorsak “Heidi” şüphesiz ki cevaplarda yer alacaktır... Aslına bakılırsa Heidi bir çizgi filmden öte, gerek karakterleriyle, gerek konusu ve diyaloglarıyla daha çok dizi film tadında diyebiliriz. En başta bir çocuk yapımı için fazla dramatik ögeler taşıyor. Yaşlı, aksi bir dede, gözleri görmeyen bir babanne, yürüyemeyen bir kız çocuğu, acımasız bir eğitimci ve bütün bu negatiflik içinde, saf ve hayat dolu kalbiyle hayatla mücadeleye girişmiş minicik sevimli yetim bir kız... Tatlı keçi Şunuuki’yi de unutmayalım tabii... Yıllar sonra bir de bu minik kızın ayaklarının neden çıplak olduğunu öğrenince, gördük ki o da ayrı bir drammış. Ama o konuya hiç girmek istemiyorum...Yapım ekibinde Hayao Miyazaki de var!Yıllarca TRT ekranında yayınlanan ve son dönemde de Cnbc-e ekranında yer alan Heidi İsviçre’li yazar Johanna Spyri’nin aynı isimli kitabından uyarlanan bir japon yapımı. Hatta yapım ekibinin içinde şimdilerin masalcı manga ve anime sanatçısı Hayao Miyazaki de yer alıyor... Heidi’den söz etme sebebim sadece geçmişi yad etmek değil elbette.Efsanevi çizgi film beyazperdede!Çocukluğumuzun bu efsanevi çizgi filmi bu kez de beyazperdede boy gösterecek. Yönetmenliğini Alain Gsponer’ın üstlendiği, senaryosunu ise Petra Biondina Volpe’un üstlendiği film 15 Nisan’da ülkemizde sinemalarda olacak. Filmin seslendirme kadrosunda Heidi olarak Didem Barış Atlıhan, Peter olarak Ahmet Taşar, Alp Dede olarak Ender Yiğit, Klara olarak Ecem Uzun ve Rottenmeier olarak Burcu Başaran bulunuyor. Bakalım Heidi beyazperdede de içimizi ısıtıp yüreğimize dokunmayı başarabilecek mi?

Devamını Oku