Hafta sonu hafta içi yasakları ve tedbirlerle ilgili son dakika açıklaması! Yeni kararı duyurdu, resmen başlıyor, tüm Türkiye'de...
.

Hafta sonu hafta içi yasakları ve tedbirleriyle ilgili flaş açıklama yapıldı. Son dakika kararı. Resmen belli oldu. Türkiye'de koronavirüs vaka ve vefat sayıları yüksek seviyelerde devam ediyor. Kritik seyreden koronavirüs vaka tablosu nedeniyle tedbir ve yasakların tekrar uygulanıp uygulanmayacağı merak ediliyor. Bilim Kurulu bir kez daha Sağlık Bakanı Fahrettin Koca başkanlığında toplandı. Kritik konuların ele alındığı toplantı sonrası son dakika açıklaması geldi. Bakan Koca vakalar, aşılama ve kazada hayatını kaybeden Dr. Rümeysa Şen ile ilgili önemli gelişmeyi tüm Türkiye'ye resmen açıkladı.Öte yandan uzmanlar, tedbirler ve okulların kapanması konularında görüş ayrılıkları yaşıyor. Uzmanların bazıları yasakların yeniden gelmesini bazıları ise yasakların artık söz konusu bile olmaması gerektiğine vurgu yapıyor. İşte hafta içi hafta sonu yasaklarıyla ilgili son açıklamalar...

Sağlık Bakanlığı, Günlük Koronavirüs Tablosu'nu "covid19.saglik.gov.tr" adresinden paylaştı.

Buna göre, son 24 saatte 355 bin 947 Kovid-19 testi yapıldı, 26 bin 896 kişinin testi pozitif çıktı, 210 kişi yaşamını yitirdi, iyileşenlerin sayısı ise 30 bin 542 oldu.

Türkiye'de bugüne kadar uygulanan aşı sayısı 115 milyon 861 bin 861'e yükseldi. Kovid-19 salgınıyla mücadele kapsamında son 24 saatte 187 bin 267 doz aşı uygulandı.

En az iki doz aşı uygulananların oranının en yüksek olduğu 10 il Ordu, Muğla, Amasya, Kırklareli, Çanakkale, Osmaniye, Eskişehir, Balıkesir, Edirne ve Zonguldak oldu.En az iki doz aşı yapılanların oranının en düşük olduğu iller ise Şanlıurfa, Batman, Diyarbakır, Siirt, Muş, Mardin, Bingöl, Bitlis, Ağrı ve Bayburt olarak sıralandı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "26 bin 896 test pozitif çıktı. Hastalığı ağır geçirenlerden 210 kişi hayatını kaybetti. Bu ölümlerin bir kısmı birden çok sebebin bir araya gelmesine bağlı ve önlenebilir. Örneğin, Kovid-19'a kronik hastalıkların eşlik etmesi riski artıran bir faktör. Tam doz aşı bu riski azaltıyor." ifadelerini kullandı.

Bugün gerçekleştirilen Bilim Kurulu Toplantısı sonrası Sağlık Bakanı Fahrettin Koca son dakika açıklamalarda bulundu. İşte Bakan Koca'nın açıklamaları:

Değerli sağlık çalışanları,Hepimizi derinden etkileyen bir olay yaşadık.Dr. Rümeysa Şen, mesleğine, bütün zorluklarına rağmen bağlı, hayatının baharında bir arkadaşımızdı. Geçtiğimiz Cumartesi günü kendisini bir trafik kazasında kaybettik. Kaza dramatikti. Hepimizi sarstı.Olay, Ankara Şehir Hastanesi’nde görev yapan bu gencecik hekimin nöbetini tamamlayıp, hastaneden ayrılmasından iki saat kadar sonra, evine dönerken meydana geldi.

Annesinin şöyle dediğini öğrendik: “Kahvaltıyı hazırlamıştım, onu bekliyorduk.” Bu acıyı bana en derinden hissettiren, anne yüreğinden gelen bu söz oldu.Rümeysa o kahvaltı sofrasına oturamadı.Dr. Rümeysa’lar kolay yetişmiyor.Bir hekim binlerce insan arasından çıkıyor. Bir hekimin kaybı hepimiz için büyük kayıptır.Böylesine dramatik bir olayın içimizde yol açtığı duyguları kelimeler ifade edemez. Sevgili Rümeysa’ya Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesinin, ablasız bir hayatı hayal bile edemeyen kız kardeşinin, çalışma arkadaşlarının başı sağ olsun. Sağlık camiamızın başı sağ olsun.

Dramatik olaylarda birtakım yanlış bilgilerin, kasıt bile söz konusu olmadan, doğru bilgilermiş gibi yayılması olağandır. Bir noktaya açıklık getirmek, konuyu ele almak istiyorum.Bazı kliniklerde asistan hekimlerin 36 saat çalıştığı durumlar olduğu maalesef gerçektir. Dr. Rümeysa arkadaşımızın kazadan önce 36 saat çalıştığı şeklindeki bilgi ise yanlıştır. Arkadaşımız günlük mesainin ardından nöbet tutmuş, sabah hastaneden ayrılmıştır.Olay özelinde doğru bilgi budur. Ama bu bilgi bizleri uzun çalışma saatleri gerçeğinden uzak tutmaz. Hemen belirtmek istiyorum ki, biz değil 36 saat, 24 saate varan bir çalışma süresini de insani bulmuyoruz. Sağlık Bakanı olarak bu netlikte konuşmamın dayanağını açıklayacağım.

Uzun mesailer, yoğun nöbetler asistan hekimlerimizin muzdarip olduğu eski bir sorundur. Bakanlığımızın uygulama ile ilgili yönetmeliği ise tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık. Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği’nin 11. Maddesinde şu kural vardır: “Uzmanlık öğrencilerinin nöbet uygulaması üç günde birden daha sık olmayacak şekilde düzenlenir.”Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinin 41. Maddesinde “Gece nöbeti tutanlara ertesi gün görev verilmez.” denmektedir. Bu madde ve devamında, başhekimler dinlenme süreleri konusunda ayrıca hassas olmaya teşvik edilmektedir.

Biyolojik kapasitemizi zorlayacak çalışma süreleri kabul edilemez. Kaldı ki, hekimlik ancak dingin bir zihin ve ruh haliyle icra edilebilecek bir meslektir. Arada en az iki gün olmadan tutulan nöbet, sağlıklı bir uygulama olamaz. Fakat yönetmeliklere uymayan, çeşitli faktörlere dayalı uygulamalara gidilmektedir. Bunlara da değineceğim.36 saatin, 24 saatin ne demek olduğunu asistan olduğum yıllardan ben de biliyorum. Benim hocalarım da aynı şekilde asistanlık yıllarında 24 saat, 36 saat ter dökmüşlerdi. Zamanla bu uygulamalara meslek disiplinin, hatta hekimlik özverisinin bir tür eğitimi gözüyle de bakılır olmuş. İhtiyaçlar, mecburiyetlere yol açmış…

2021 yılındayız. Değişmesi gereken, yapılması gereken çok şey var.Öncelikle adil uygulamanın takipçisi olacağız.Sevindirici bir gelişmeyi yeri gelmişken paylaşmalıyım: Birçok Tıp Fakültesi, nöbetlerin yönetmeliğe uygun şekilde düzenlenmesi için harekete geçti. Tıp Fakültelerinden bir kısmının kendiliğinden aldığı bu karar inanıyorum ki yaygınlık kazanacak. Haftada ve ayda en çok kaç nöbet tutulacağı konusunda karar verici konumda olan başhekimler, hocalarımız, kıdemli uzmanlar aynı hassasiyeti gösterecekler.

Mesleğimizde hocalarımıza ve kıdemlilerimize saygı etik bir şarttır. Çünkü “tıp kitabı” okuyarak hekim olunmaz. Hekimlik, usta hekimlerin gözetiminde öğrenilir. Bu durum, doğal olarak bir ast üst ilişkisi oluşturur. Bu ilişkinin arkadaşça bir boyut kazanabildiğini tecrübelerimizle biliyoruz. Çalışma ortamının stresini azaltmak, çalışma sürelerinde ise gençlerin enerjisini biraz da geleceğe saklamak bu arkadaşça ilişkiye bağlı.Nöbetler konusunda karar vericileri zorlayan realiteler, mecburiyetler olduğunu kabul ediyorum. Vereceğim bilgiler de bunu kanıtlıyor:

Türkiye’de toplam hekim sayısı 185.840, toplam hemşire sayısı 232.548’dir. Hekimlerin 101.198’i Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlarda görevlidir. Toplam hekim sayısını ülke nüfusuna oranladığınızda bir hekime 457 kişi düşmektedir. 457 sayısı on yıl kadar önce 575’ti. Gelişme ne olursa olsun, bugün bir hekime 457 kişi düşüyor olması çok ağır bir iş yükü demektir.Bakanlığım döneminde, uzman hekim ihtiyacını karşılamak amacıyla önemli bir adım atılmış, uzmanlık eğitimine başlayan hekim sayısı 7.000’den 11.000’e çıkarılmıştır. Sayıyı artırmak için nitelikli eğitim kliniklerinin sayısını artırma çabası içindeyiz.

Hekim başına düşen kişi sayısını makul düzeylere indirmemiz, çalışma sürelerini azaltmamız mesleğine girecek gençlerin önünü açmamıza da bağlıdır. Aile Hekimliği sisteminin güçlendirilmesi iyileştirme çabalarının bir parçasıdır.Şiddet, başta hekimler olmak üzere, sağlık çalışanlarının hayati sorunlarından biridir. Fiziki veya sözlü saldırı dışında kalan kimi faktörlerin şiddetin görünmeyen bileşenleri arasında yer aldığını ise son derece iyi biliyorum.

Hekim başına düşen kişi sayısını makul düzeylere indirmemiz, çalışma sürelerini azaltmamız mesleğine girecek gençlerin önünü açmamıza da bağlıdır. Aile Hekimliği sisteminin güçlendirilmesi iyileştirme çabalarının bir parçasıdır.Şiddet, başta hekimler olmak üzere, sağlık çalışanlarının hayati sorunlarından biridir. Fiziki veya sözlü saldırı dışında kalan kimi faktörlerin şiddetin görünmeyen bileşenleri arasında yer aldığını ise son derece iyi biliyorum.

Kabul edilemez bazı olaylara rağmen, halkımızın hekimlerine, tüm sağlık çalışanlarına öteden beri duyageldiği saygıyı duyduğuna inanıyorum, arkadaşlarımın da bundan kuşkusu olmamalıdır. Sağlık çalışanlarına, insani olmaktan tamamen uzak davranışları gösterenler, diğer ortamlarda da aynı yanlışların içinde olan kişilerdir. Bu kişilere karşı, yasanın gücüyle birlikte toplumun desteğine de ihtiyacımız var. Sağlık çalışanına şiddet uygulayanı dışlamak, toplumun bir erdemi olacaktır.Salgın şartlarından uzaklaştıkça, çok yönlü iyileştirme için sağlam adımlar atacağız. Sağlık hizmetinden yararlanmanın ahlakını, usulünü, kuralını toplumca konuşacağız.Bu toplum bu ahlakı kendisi üretmiş, yüceltmiştir.

Sağlık çalışanları acil sorunlar yanında ekonomik sorunları her ne kadar geri plana atmışsa da bu sorunlarla yakından ilgileniyorum. Hekimlerin özlük haklarını iyileştirme çalışmamızın kısa zaman zarfında sonuçlanması için gayret ediyorum. Ek ödemenin çalışanlarımız arasında hakkaniyetli bir şekilde dağılımını da sağlayacağız. Sabit ek ödemenin maaşa eklenmesini temin edeceğiz.

Atama bekleyen arkadaşlarımız var. Mesleğe adım atmak için sabır göstermenin zorluğunu anlıyorum. Beklentilerini ısrarla gündeme getirmelerini azimlerinin işareti kabul ediyorum. Milletimizin, devletimizin kendilerine ihtiyacı var. Atamaların mülakat olmadan puana göre yapılmasını sağlayacağız. Fakat unutulmamalı, devlet, kararlarını tüm hazırlıklarını tamamlayarak sonuçlandırır. Arkadaşlarımız, atamaların, şartların hazır olduğu en erken tarihte yapılacağından emin olsunlar.

Bilim Kurulu toplantısında ele alınan konularda varılan sonuçları maddeler halinde paylaşmak istiyorum:1-İkinci doz aşı ile üçüncü doz aşı arasındaki sürenin uzatılması antikor düzeyini düşürmekte, aşının koruyuculuğunu azaltmaktadır. Bilim Kurulu, zamanı gelen üçüncü doz aşıların aksatılmadan yapılmasını ısrarla önermektedir. Dünkü verilere göre, 2.807.716 kişi, yaptırması gereken üçüncü doz aşısını henüz yaptırmamıştı.

2- 2019 yılına göre 2020 yılında hayatını kaybeden gebe sayısında yaklaşık yüzde 52’lik bir artış var. Bu yıl da seyir geçen yıla benzer sürüyor. Geçen yıla kıyasla yaklaşık yüzde 50 daha fazla anne adayını Covid-19 sebebiyle kaybettik. Daha önce yaptığımız çağrıya rağmen maalesef halen gebelerde aşılanma oranı oldukça düşük. Kayıplarımızın arkasında en belirgin sorun gebelerin aşılanma oranının düşük olması. Covid-19 sebebiyle kaybettiğimiz gebelerin yüzde 99’u aşısızdır. Bilim Kurulumuz bir kez daha anne adaylarımızı aşı olmaya ve aşılarını tamamlamaya davet ediyor.

3- Aşının etkisini salgının seyrinde açıkça görebiliyoruz. Dikkat edecek olursanız haftalardır yüksek yeni vaka sayıları görüyoruz. Ancak önceki dönemlere kıyasla önemli bir fark var. Yeni vaka sayıları hızlı tırmanışlar şeklinde zirveler görmüyor. Günlük vaka sayılarımızı gösteren grafikler adeta tepesi kesilmiş bir dağ gibi yatayda seyrediyor. Belki önemli düşüşler henüz görmedik ancak dramatik ve ani yükselişler de görmüyoruz. İşte bunu sağlayan aşıdır.

4- Aşı sayesinde günlük vaka sayılarının kontrol edilemez şekilde artışı engellendi. Çok yakında günlük vaka sayılarının düştüğünü de göreceğimizi değerlendirdik. Bunu başarmanın yolu ise vakti gelen hatırlatma dozlarının yapılması ve topluca yüksek oranda aşılı olmaktır.

5- Yerli aşımız Turkovac’ın seri üretime geçmesi için gönüllülere ihtiyacı var. Hatırlatma dozunun zamanı gelen 18-59 yaş arası sağlıklı vatandaşlarımızı kendi aşımız, kendi gücümüz için gönüllü olmaya davet ediyorum.





Öte yandan yasaklar ve tedbirlerin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda uzmanlardan açıklamalar peş peşe geliyor. İşte o açıklamalar:

"KISITLAMA ZAMANI DEĞİL"
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı, Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, vaka sayılarındaki artışa bağlı kısıtlamaların gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin, "Kısıtlama yapmanın zamanı değil. Elimizde çok güçlü bir silah, aşımız var.

Böyle bir düşünce ya da böyle bir konuşmayı şu an değerlendirmenin çok anlamı yok diye düşünüyorum. Şu an bu konuda tasalanmak yerine aslında toplumun mevcut kurallara dikkat etmesi, kapalı alanlarda maske takması, mesafeye dikkat etmesi, hastalık durumu şüpheli olanların sağlık kuruluşuna başvurması gerekir. Aşısı eksik olanlar ya da hiç aşı olmamış olanlar aşılarını yaptırırsa bu konuları hiç konuşmamıza gerek olmayacağı kanısındayım" diye konuştu.

"18-35 YAŞ GRUBUNA YERLEŞMİŞ DURUMDA"
Artışın birkaç faktörü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Akın, "Aşıyla hastalıktan korunanlar olduğu kadar daha genç yaş grup aşı olma konusunda ihmalkar ya da tereddütkar davranıyor. Dolayısıyla hastalık genç yaş grubuna doğru kaymış durumda.

Eskiden bu grupta hastalık daha az gözüküyordu? Çünkü yaşlılarda daha fazla görünüyordu, bunlar hemen çok yakın bir zamanda hastaneye yatıyordu.Şu anda aşı olanlar aşıyla korundukları için bu kişiler hastalıktan etkilenmiyorlar belki; ama aşı olmayan grup ki bunlar özellikle 18-35 yaş grubuna yerleşmiş durumda. Bu grup enfekte oluyor. Bu grup enfekte olduğunda aşıyla korunan kişilerin eğer yeterli koruması yoksa bunları da bulaştırmaya başlıyor. Toplumda bir kısır döngü var.

Genç yaş grubu ‘bana bir şey olmaz’ diyerek aşı olmuyor; ama enfekte oluyorlar. Zaman zaman basit semptomlar da gözükebiliyor. Bunlar ailelerine ya da arkadaş gruplarına gittiklerinde arkadaşlarına ya da ailelerine bulaştırıyorlar" diye konuştu.

"GENÇ YAŞ GRUBUNUN AŞILANMASI GEREKİYOR"
Akın, gençlerin kendilerine bir şey olmayacağını düşünerek aşıdan kaçındığına dikkat çekerek, "Ama neler olduğunu, hastanelerde yatan vakaları görüyoruz. 'Keşke aşı olsaydım' dememek lazım. Çünkü hastanede yoğun bakımda yatanlardan önemli bir kısmı aşısız. Bunlarla konuştuğumuz zaman 'keşke aşı olsaydım' diyor. Çünkü ağır bir solunum yetmezliği ortaya çıkıyor. Hangi gençte nasıl ilerleyeceği belli değil.

Şu anda Türkiye’de Delta, Delta Plus dolaşımda. Bunun bulaşıcılığı çok yüksek. Dolayısıyla hem aşı olmuyorsunuz hem maske, mesafe kurallarına uymuyorsunuz hem her türlü tedbiri elden bırakıyorsunuz çok kolay enfekte oluyorsunuz. Dolayısıyla bir türlü vaka sayısı düşmüyor. Bu işi frenlemenin temel yolu toplumun önemli bir kısmının aşı olması ki bu rakam tüm toplum için yüzde 70; ama 18 yaşın üzerindekiler ile ilgili olarak bu rakamın yüzde 90’larda olması lazım. Maske ve mesafeye muhakkak uymak lazım. Ayrıca kapalı alanların sık sık havalandırılması da önemli. Ciddi miktarda virüsün havada bulunma sayısını azaltıyor" dedi.

"SAĞLIK KURUMLARININ YÜKÜ ARTACAK!"
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Uzmanı ve Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Levent Akın, havalar soğuyup kapalı ortamlar daha fazla kullanıldığında vaka sayılarının çok daha fazla artmasının beklendiğini söyledi. Prof. Dr. Akın, "Giderek sağlık kurumlarının yükü artacak. Buna bağlı olarak grip enfeksiyonuna bağlı yatışlar da oluyor. Hastanelere yatan sayısı da bu nedenle fazla olacak. Kapasite sınırları zorlayacak. Hatta şu anda bile sınırlarını zorlayan yerler olduğunu duyuyorum" dedi.

"YENİ ÖNLEMLER ALINABİLİR!"
Prof. Dr. Akın, koronavirüs vakalarının artmasıyla beraber yeni önlemlerin alınabileceğini kaydederek, "Yeni önlemler alınabilir belki; ama alınan önlemler ağırlıklı olarak aşıya teşvik anlamında olabilir. Bunları da yapmak lazım; çünkü özellikle aşı tereddütüyle ilgili olan 4 tane grup var.Birinci grup, ne olursa olsun kesin aşı olmayacak bir grup var. İkinci grup, 'muhakkak aşı olmam gerek' diyen grup var. Toplumlarda bunların yüzde oranı fena değil. Arada 2 tane gri zonda (ara yüz) grup var.

Bunlarsan birisi ‘aşı olayım; ama başıma bir şey gelir mi’ diye aşı olanlar; diğer grup ise ‘aşı olmasam başıma bir şey gelir mi’ diye tereddütte olanlar. Böyle 4 grup var. Bu 'ne olursa olsun aşı olmayacağım’ diyen grupla zaten uğraşmaya gerek yok. Bunlar bir şekilde çok net kararlılar.

Zaten bunlar toplumun büyük bir kısmı olmadığı için bunları da kazanmak önemli; ama bunlar başka şekilde şeyler düşünüyorlar. Esas hedef grup ‘ben aşı olmasam başıma bir şey gelir mi’ diyen grubu aşılamayı başarmak. O zaman toplumun yüzde 70’inden fazlası ‘hedef grup’ diye bahsedilen 18 yaşın üzerindekilerin yüzde 90’dan fazlası aşılanır" dedi.





