Türkiye’de ‘seksilik kavramı’ yanlış
Monica seksi, Aguilera değil!”
Asuman Krause, bir zamanlar Acun’la özdeşleşen “Var Mısın Yok Musun” programıyla yeniden karşımızda! Sempatik yapısıyla dikkat çeken Krause, yarışmada 500 bin lira kazanmanın güzellik kraliçesi seçilmekten daha zor olduğuna dikkat çekerek, “Orada 20 tane güzel kadın boy gösteriyor. Ama git bir Karadeniz’e, Sivas’a sokakta onlardan çok daha güzel kızlar v0ar” diyor.
* Ekran önünde kendiyle barışık bir imajınız var. normal hayatınızda böyle biri misiniz?
Çoğu kişi bunu yurt dışında büyümüş olmama bağlıyor. Ama ilgisi yok. Kendiyle barışık olan insan komplekssiz biridir. Ben de öyleyim. Beni sokakta gören “Ay ne kadar samimisin, ne kadar doğalsın” diyor. Eskiden yeni bir ortama girdiğimde sanki hiç yanına yaklaşılmayacak, soğuk, sürekli tersleyecekmiş gibi duran biri olarak gözüktüğümü söylüyorlardı. Tanıştıktan sonra da “ne kadar yanılmışız” diyorlardı. Çerkez olduğum için elmacık kemiklerim çıkık. Belki de bu bende “sert” bir ifade yaratıyor olabilir.
* Neşeli bir havanız var, sanki 24 saat her şeyi ti’ye alabilirmiş gibi...
Sanki kolay kolay sinirlenmeyecek bir yapım var. Ama haksızlığa müthiş karşı bir insanım. Haksızlığın her türlüsü beni çok sinirlendirir. Tabii ki 24 saatim ekranda görüldüğü gibi “Hahaha haydi eller havaya” modunda geçmiyor. Benim rahmetli teyzem lösemi hastası oldu. O vefat ettiği dönem hayata bakışım değişti. Biliyorsun ki o insan bir daha geri dönmeyecek. Teyzemin vefatının ardından hemen küstüğüm insanlarla tekrar barıştım. Kalbini kırdığım kişilerden hemen özür diledim...
“Hem sempatik hem de seksi kadınsam benim suçum ne!”
* Sizi çoğu kişi sempatik buluyor ama seksi bulanlar da az değil. Hangisi sizi daha çok mutlu eder?
Sonuçta bir kadınım. Bir de “sempatik seksi kadın” durumu var. Her ikisi bir arada bende...
* Kadın hem sempatik hem de seksi olmaz diyenler de var...
Her ikisi de bende varsa ben ne yapabilirim? (gülüyor) Benim bir suçum yok. O yüzden kendime “sempatik seksi” imajını daha layık görüyorum. Aslında “seksilik” konusuna pek takılmıyorum. Seksi olunmaz, seksi doğulur. Bir kadın kendiliğinden doğal seksiyse, seksidir. Ama illa ki seksi kıyafetler giymesi şart değil. Üzerinize çok şık bir pantolon ve ceket giyerseniz de dünyanın en seksi kadını olabilirsiniz. Seksi olmak kavramı çok farklı...
* Sizin kafanızdaki seksilik kavramı ne öyleyse?
Bence seksi olmak genel bir duruştur. Dudağını biraz öne atıp araladığında seksi olmuyorsun ama nedense bizde hep böyle bir seksilik anlayışı var... Orada bir kavram kargaşası var... Ben aslında kendimi hiç “seksi kadın” olarak görmüyorum. Monica Belluci benim için çok seksi bir kadın. Ama Christina Aguilera seksi değil. Ama bizde mesela onu bile “çok seksi” buluyorlar. Ben bunu doğal, kendiliğinden gelen bir şey olarak gördüğüm için bunun üzerine çok kafa yormuyorum.
“Michael Jordan olmak isterken kendimi podyumda buldum”
* Güzellik yarışmasıyla hayatınızda neler değişti?
Güzellik yarışmasından önce ben ne güzel yürümesini bilirdim, ne de güzel durmasını. Ben 13 sene basketbol oynadım. Basketbolcu vücudu ve kafası nasıl olursa, ben de öyle bir insandım önceleri... Sonra kendimi keşfettim. Tabii seksilik anlamında bir keşif değildi bu. Güzellik yarışmasına girdiğimde “Allah’ım ya bu kızlar ne kadar güzel yürüyorlar, ellerini ne güzel bellerine atıyorlar” dedim. Çünkü bende bu işler yoktu. Topuklu ayakkabı hayatımda giymemişim. 42 numara basketbol ayakkabısı giyiyorum. Bacağımdan şort, üzerimden tişört çıkmıyordu. Ben daha çok Michael Jordan olmak istiyordum. Onun gibi yürüyeyim, onun gibi giyineyim, onun gibi olayım. Hatta bir dönem bir bacağımı hafif aksatarak yürürdüm. Kendimi bir ara zenci bile sanıyordum. Kendisine Michael Jordan’ı ve rapçi kadınları örnek alan bir kızdım, sonra bir güzellik yarışmasında kendimi buldum. Herkes ‘elegant’ bir şekilde podyumda yürüyor. Herkes çok güzel, ben ise dişi Michael Jordan olarak podyumdayım. Böyle bir değişim geçirdim.
* Şans yüzünüze nasıl güldü?
Şans eseri o dönem Fashion TV’lerde yabancı defileler gösteriliyordu. O sırada da benim yürüyüşe benzer bir sokak yürüyüşü çok modaydı. Bana “işte böyle aynen devam” dediler. Aslında böyle başladım mankenliğe...
“Çocukken bana Kara Brooke Shields derlerdi”
* Size güzellik yarışmasına girmenizi kim söyledi?
Hep denir ya ailem destek oldu, arkadaşlarım istedi diye... Bende öyle bir şey olmadı. Bendeki bir meraktı. Ben Koç Burcu olduğumdan belli şeyleri misyon olarak üstleniyorum.
* Şansa inanır mısınız?
Şansa inanırım hayatımdaki şans çoğunlukla doğru insanlarla çalışmak oldu. Bir başka şansım da bu işlere 22 yaşında başlamam. Güzellik yarışmasına 18 yaşında başvursam belki çok toy olabilirdim. Çocukluğumda bana “Kara Brooke Shields” derlerdi. Birileri güzellik yarışmasına gir dedi. Sonra “Ya bu iş torpille dönüyor” dediler. Ben de “Dur bir bakayım, bu iş gerçekten torpille mi oluyor” diye denemeye karar verdim.
“500 bin kazanmak kraliçe olmaktan zor”
* Size göre hangisi daha büyük şans; elde 500 bin lirayla son tura girmek mi yoksa güzellik yarışmasında birinci olmak mı?
Bence 500 bin lira kazanmak daha zor. Gerçekçi olalım, ben güzel olduğumu zaten biliyorum. Oraya çıktığımda hiç dereceye de sokmasalar sıkıntı yok bende. (gülüyor) Birinci olamadım aynalara küsmem. “Onlar öyle uygun görmüş” diye kendimi avutacağım. Ama sıradan biri için 500 bin lirayı kaybetmek daha büyük bir yıkım. Güzellik göreceli...
* Milyonlarca kızın arasında birinci seçilmek de kolay olmasa gerek...
Bu güzellik yarışmalarında 20 tane güzel kadın boy gösteriyor. Ama Türkiye’de sokağa çık, git bir Karadeniz’e, Sivas’a sokakta onlardan çok daha güzel kızlar var. Belli sebeplerden dolayı katılamıyorlar. Güzel seçilmek eskiden genç kızların hayaliydi. Türkiye ekrana kilitlenirdi. Arzum Onan, Emel Yıldırım, Elif Ilgaz gibilerin olduğu tayfayı bütün Türkiye tanırdı. Azra’dan sonraki Türkiye güzelini söyle bana?
* Diğerlerinin arasından sivrilmeniz nasıl oldu?
Ben güzel seçilince Miss Germany’de olduğu gibi beni yardım gecelerine çağıracaklarını düşünüyordum. Ama seçildiğimin ertesi günü bir defileye çıkmamı istediler. “Defileye nasıl çıkacağım? Manken değilim ki ben” dedim. Havayollarında çalışıyordum. Fatih Altaylı jüri üyesiydi ve bana sordu, “Güzel olursan işi bırakacak mısın?” Ben de şaşırdım, “Miss Turkey seçilmek iş mi ki!” dedim. Meğerse güzel seçilenler hemen İstanbul’a gelip kendilerini bu “Show Business”ın içine atıyorlarmış! İkinci olmam da bu açıdan bir şans. Güzellik yarışmasına girmeseydim belki havayolunda olacaktım... Ama meğerse benim zaten böyle bir tarafım varmış.
* Kendinizdeki bu “şova yatkın” yönü ne zaman keşfettiniz?
Ailenin en neşelisiydim. Ailemdekilerin “Haydi çocuğum, teyzenin, dayının taklidini yap” dedikleri çocuktum. Çok iyi Sezen Aksu taklidi yaparım. Çocukluğumdan beri kendi çapımda Sezen Aksu’nun taklidini yapıyorum, dudaklarımı o şekle getiriyordum ama sesi uymuyordu. Yıllar geçti, 2002 yılında Bodrum’da Sezen Aksu konseri vardı. Baktım bir anda sesim de Sezen Aksu’nun sesi gibi çıkıyor! Kendim de şaşırdım. Meğerse böyle bir taklit yönüm varmış... Bu da şans.
Dişi Acun demelerine hiç alınmıyorum
* “Var Mısın Yok Musun” Acun ismiyle özdeşleşti. Bu programları seçerek risk aldınız mı?
Ben Fear Factor’ü üç sezon yaptım. Daha önce de Acun yapmıştı. Türkiye’de “Fear Factor”ü ilk kez Acun’la duymuştunuz. Ama sonra ben 3 sezon daha devam ettim. O zaman da Acun’u herkes Fear Factor ile hatırlıyordu. Biz hemen bunları unutuyoruz. Bir de en son yaptığımız iş akılda kalıyor. Risk aldığımı hiç düşünmedim. Acun’un olayı başka, benim olayım başka. Zaten farklı insanlarız. Enerjilerimiz de farklı...
* Ya size “Dişi Acun” denmesini nasıl buluyorsunuz?
Benle kıyasladıkları kişi çok başarılı bir adam. Dişi Acun demeleri bu yüzden bende bir sıkıntı yaratmıyor. Acun’un başarısı doğal ve samimi olmasıdır. İlk defa biz programı yapıyor olsaydık, böyle bir kıyas olmayacaktı.
* Ya reytingler iyi gitmezse endişesi var mı?
Bu program 2007’de ilk sezona başladığı haftalarda reytingleri çok parlak değildi. Sonra insanlar yavaş yavaş o programa uyandılar. “Aa Var Mısın Yok Musun diye bir program varmış” dediler. Daha sonra program patladı. Burada da böyle olabilir. Yarışmacılarla seyircinin bir bağ kurması gerekiyor ya, bizim programımız da daha çok yeni. İzleyenler insanlarla zamanla bir bağ kuracaklar. Hikayelerini öğrenecekler.




