Gazete Vatan Logo
ArşivSatrançları eve sığmadı sergi açtı

Satrançları eve sığmadı sergi açtı

Satrançları eve sığmadı sergi açtı

O, satrancın Birleşmiş Milletleri

Haberin Devamı

Akın Gökyay satranç takımı koleksiyoneri. Gittiği her ülkede önce koleksiyonu için takım arıyor sonra işleriyle ilgileniyor. 85 ülkeden topladığı 357 takımla Başkent’teki fabrikasında renkli bir dünya yaratmış adeta. Gökyay’ın patronu olduğu NURUS’un merkezi, farklı ülkelerden gelen satranç takımları ile adeta Birleşmiş Milletler’i andırıyor. Şu anda fabrikadaki özel bir alanda sergi niteliğinde halka açık olan satranç takımlarını biriktirme hikayesini Akın Gökyay’dan dinledik...

Kibrit kutusu, kartpostal, pul derken hemen herkesin öyle ya da böyle hayatının bir kesitinde koleksiyon merakı olduğu aşikar ama Akın Gökyay’ınki bir başka... NURUS Mobilya’nın sahibi iş adamı Akın Gökyay gittiği ülkelerden “satranç takımı” biriktiriyor. Hem de ne biriktirme; 1975 yılında başlayan merakla, 36 yılda 85 ülkeden 357 takım Gökyay’ın envanterine girmiş. Onları evinde koyacak yer bulamayan Gökyay, Akyurt yakınlarındaki fabrikasında bir alanı sergi salonu haline getirerek ancak başeder hale gelmiş.
Akın Gökyay, 1940 Ankara doğumlu. Öğretmen babasının da teşvikiyle Ankara Hukuk’u bitirmiş ve PTT’de müfettişliğe başlamış. Nurettin Kunurkaya’nın kızı Birten Hanım’la birleşen kaderi ise hayatını şekillendirmiş. “Nurettin Usta Mobilyaları”yla iş hayatında yer alan Kunurkaya 1965’de ölünce işleri ele alan Birten Hanım, Akın Gökyay’a “Sen de katıl” deyince iki arada bir derede kalmış. Başlangıçta iki işle birden uğraşarak durumu idare etme çabası bir süre sonra herşeyi daha da zora sokunca, eşinin yanında olma kararı almış.
Önce Nurettin Usta ismini NURUS olarak değiştirmiş, Gökyay... Ofis mobilyaları üzerinde uzmanlaşan NURUS’u tasarım çalışmalarıyla da geliştirip, bugün mobilya alanında dünya standartı sayılabilecek ülke haline gelen İtalya’ya dahi mal satar hale getirmiş. Dünya çapında kazandıkları 20’den fazla tasarım ödülü de cabası.
Yine 30’a yakın ülkeye ihracat da ayrı bir gurur kaynağı...

İlk parçayı 1975’te Milano’dan aldım

Gökyay’ın satranç merakı da eğitiminde olduğu gibi yine babası Mehmet Bey’in teşvikiyle oluşmuş. “Satranç, akıl, zeka, düşünce oyunudur”dan yola çıkarak kendisine yol göstermek isteyen babasını kırmayan Akın Gökyay, vezirlerin, atların, piyonların arkasına geçmiş. Ama babasının “insafsızlığı”yla ortaya çıkan sürekli “yenilgi” kısa sürede soğutmuş da kendisini. Oyun esnasında “Nasıl olsa yenileceğim” diyerek uyuklamaya başlamış. Kalemle dürterek uyandırma derken, baba Mehmet Bey nihayet vaziyeti kavramış ve durum “dengelenmiş...” Galibiyetler, üstelik bunun babaya karşı alınması Akın Gökyay’ı satrançla bir daha ayrılmamak üzere birleştirmiş. Satranç bundan sonra hayatında her zaman bir vakit geçirme, arkadaşlarıyla iletişim, keyifli ama bir o kadar da beyin meşgul eden bir faaliyet olarak yer almış Akın Gökyay’ın. Ama o hiçbir zaman bunu bir yarışma, rekabet, hayatının ayrılmaz bir parçası olarak da görmemiş. O boşluğu “koleksiyonerlik” doldurmuş... İlk adımı da 1975’te Milano’da atmış: “1975 yılında eşimle birlikte Milano’ya gitmiştik. Hiç unutmam Cuma akşamıydı, bir vitrinde metal bir satranç takımı gördüm. Çok hoşuma gitti. Metal bir takımdı. Ama mağaza kapalıydı. Üstelik hafta sonu da açılmadı ve ben pazartesi gününe kadar ekstra üç gün daha bekleyerek o takımı aldım. Bu iş çok hoşuma gitti ve kısa süre sonra arkası gelmeye başladı.”

1 bavulla gidip, 3 bavulla dönüyorum

Gökyay’ın hali hazırda 357 adet satranç takımı var. Bunları gittiği ülkerlerden temin ediyor. En son Tacikistan’dan getirmiş. Tabii getirmek de kolay iş değil; “Bir bavulla gittiğim gezilerden satranç takımları yüzünden bir bavul daha almak zorunda kalıyorum. Çaktırmadan bir de bavul kolleksiyonum oldu” diyerek gülüyor. Bir ülkeye elbette birden fazla gittiği oluyor. Bu yüzden 85 farklı toprağa ayak basmış olmasına karşın sahip olduğu takım sayısı fazla. Belleğinde de hepsi kazılı değil artık. Bu yüzden koleksiyonuna ilave yapma durumunda yanında bulundurduğu laptop’tan faydalanıyor. Elindekilerin tamamının fotoğrafı yüklü. Mükerrer bir alış olmasın diye bilgisayarı açıp teker teker inceledikten sonra alım kararı veriyor. “Sadece mobilya işleri nedeniyle değil, aynı zamanda uluslararası düzeyde Rotaryen yöneticisi olduğum için bir ayağım hep yurt dışında. İşleri her ne kadar oğullarım Güran ve Renan yürütüyorlarsa da elimi eteğimi çekmiş değilim” diyerek bu sayının artacağı sinyallerini de veriyor.



Toplumların özelliklerini satranç taşlarında görebilirsiniz

Kısa bir süre önce bir kısmını sergileyerek halkla da paylaştığı koleksiyonuyla ilgili en büyük sorunu da yer konusunda yaşıyor Gökyay. Başlangıçta “topla” diyerek kendisine destek veren eşi Birten Hanım’ın sayı otuza varınca “Ya bu takımları evden başka yere taşırsın ya da kendin taşınırsın” resti karşısında çareyi fabrikasında kendisine yer açmakta bulmuş zaten. Ancak onun da kapasiteyi zorlaması yüzünden bugün bulduğu çözümü muzip bir şekilde anlatıyor: “Fabrika yöneticileri bana gelerek, aslında gerektiğine pek de inanmadığım bir makinanın alımı talebini ilettiler. Ben de fabrika içinde satranç takımlarımı daha rahat yerleştireceğim bir alana el koyma şartıyla olur dedim. Tamam diyerek çok sevindiler ama benim sevincimin onlardan çok daha fazla olduğunun farkında değiller.” Koleksiyonerliği de sadece “toplamayla” sınırlı değil elbette Gökyay’ın. Fabrikada bulunduğu her gün mutlaka sergi alanına gidiyor. Taşları çıkartıyor, inceliyor. O ülkeyle ilgili aklına birşey takılırsa öğreniyor. Kendi ifadesine göre ise, kafa dağıtıyor. Terapi gibi geldiğini söylüyor bu gidiş gelişlerin. Sergide bulunan takımlar ayrıca sırayla çalışma ofisine de çıkıyor. Sık sık değişmek koşuluyla her takım mutlaka bir süreliğine “gelen gidenin” de dikkatine sunulmuş oluyor böylece. Takımların hepsinin bir “kültür eseri” olduğunu ifade ediyor. “Her toplumun özelliğini satranç takımlarında rahatlıkla görebilirsiniz” derken Irak’tan aldığı Saddam ve Bush’lu takımı gösteriyor.



Koleksiyonun toplam değeri yaklaşık 150 bin dolar

Gökyay elindeki takımların ortalama değerini şöyle tarif ediyor: “Toplamı yaklaşık 150 bin dolar civarında bir değerden bahsedilebilir belki ama bunları almak için harcadığım parayı da katarsanız rakam çok yükselir. Sigorta edelim dediler, manevi değerini bulamazsınız diyerek kabul etmedim” diyor. Almayı çok isteyip elde edemediği iki takım var Gökyay’ın; “6-7 sene önce İstabul’da bir kitap sergisinde baktım, Kuvayi Milliye figürlü bir takım satılıyor Bir heykeltraş yapmış, ‘4 bin dolar’ dedi. İnmiyor aşağı. Takım döküm. Ben 4 bini vereyim ama kalıpları kır dedim. O da bunu kabul etmedi. Neredeyse 3 sene devam eden bir periyotta adamla konuştum, ikimiz de inat ettik, almadım ben de ama aklım kaldı. Bir de Bankog’da bir adada sadece o adada çıkan taşlardan yapılan bir takım vardı, onu da alamadım. Aklımda kaldı ama olmadı” diyerek anlatıyor burukluğunu. Koleksiyonda bulunan İran ve Kazakistan menşeli takımların ise 1200’er dolar fiyatlarıyla en pahalı parçalar olduğunu hatırlatıyor. Koleksiyondaki bütün parçaların kendisi için değeri olduğunu da ifade eden Gökyay, Ostim’de bir ustanın somun ve civatalardan yaptığı takımla, bir Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencisinin mezuniyet tezi olarak yapıp kendisine hediye edilen takıma ayrı bir sevgi duyduğunu belirtiyor.



Her parça koleksiyonda yer almıyor

* Arkadaşlarının getirdiği hediyeleri ise ince eleyip sık dokuyarak kabul ediyor. Getirilecek hediyelere karşı değil ama bu “koleksiyonda yer alır” garantisi asla vermiyor. Bankong’ta almadığı orjinal taşlı bir takımla, Türkiye’de sergilenen ama satıcı heykeltraşla inatlaşma yüzünden elde edemediği iki takımda hâlâ aklının takılı olduğunu ifade ediyor.
* İran ve Kazakistan’dan aldığı ve her birine 1200’er dolar verdiği iki takım, koleksiyonun en değerlileri. Ortalama takım başına eder ise 400 Dolar civarında. Gökyay toparladığı takımları evde yer kalmadığı için fabrikasının bir köşesinde tutuyor ve sık sık onların yanına giderek kafa dinliyor.
* Koleksiyona girecek takım konusunda artık kafası karışmaya başlayan Gökyay hepsinin fotoğraflarını çekerek laptopuna da yüklemiş. Yenisini alırken, bu bende var mıydı sorusundan kurtulmak için bilgisayarını açıyor ve kontrolünü yaptıktan sonra satın almayı gerçekleştiriyor.