Geri Dön
ArşivSahada biçiyor, evde eşinin kremini sürüyor

Sahada biçiyor, evde eşinin kremini sürüyor

Hasan Şaş, bundan 31 yıl önce Adana’nın Karataş ilçesinde hayata başlar. Babası, oğlunu okutmak için çok çalışır.

Ancak o bulduğu her fırsatta soluğu evlerinin önündeki kumsalda alır. Ayakları çıplak, sabahtan akşama kadar futbol oynar. Tek bir isteği vardır, günün birinde hayranlıkla seyrettiği, yenildiği zaman gözyaşları döktüğü Galatasaray’ın formasını giyebilmek. Baba Şaş, oğlunun bu isteğine daha fazla karşı gelemez. Oğlunun elinden tutar ve Akdeniz Karataş Spor Amatör Kulübü’nün kapısını çalar. Mücadele gücü, sahadaki inatçılığı, müthiş çalımları ve attığı nefis gollerle bir anda dikkatleri üzerine çeker. 10 krampon karşılığında ilk önce Adanademirspor’a, daha sonra Ankaragücü’ne, 1998’de ise hayalini kurduğu takıma transfer olur. Ancak futbol ona her zaman hayalini kurduğu şeyleri vermeyecektir. Türkiye Kupası maçı sonrası yapılan testte dopingli çıkınca 6 ay men cezası alır. Kendini kısa süre içinde toparlar. Takvimler 2000 yılını gösterdiğinde artık O, GS’a UEFA Kupası’nı kazandıran mimarlardan biridir. İki yıl sonra tüm dünyanın tanıdığı bir yıldız olacaktır. Dünya Kupası’nda sergilediği performansla önde gelen kulüplerin transfer listesine girer. France Football tarafından Avrupa’nın en iyi 11’inci futbolcusu seçilir. O ise boş mukaveleye imza atarak, doğduğu kulüpte kalmaya karar verir. Şampiyonluklara ve Süper Kupa’ya imzasını atar.
Ancak içinde bir yerlerde başarılarını gölgeleyen başka bir Hasan Şaş daha vardır. Yıllarca beraber ter akıttığı arkadaşı Ergün’e küfür etmesi, bir taraftarın üzerine “uçması”, boksör misali attığı kroşeler, arkadaşlarıyla ettiği kavgalar, ettiği küfürler, sahada sürekli oynayan eli kolu hanesindeki doğruları teker teker götürür. (Kendisini transfer etmek isteyen Inter’in sırf bu davranışları yüzünden Şaş’ı almaktan vazgeçtiği iddia ediliyor.) Aslında o da agresif olduğunu kabul ediyor ve kendisini değiştiremeyeceğini şu sözlerle anlatıyor: “Bir kere maça çıkmadan önce beni kart görmemem için uyardılar. Hayatımdaki en kötü maçımdı. ‘Bana böyle söylemeyin. Ya ben sizi döverim ya da siz beni’ dedim. Tavlada bile yenilmeyi hazmedemiyorum. (Bu yüzden karşısındakiler arıza çıkmasın diye sürekli ona yeniliyor.) Aşırı hırslı oluşumdan kendimi frenleyemiyorum. Çocukluğumdan beri agresiflik yapmadan kazandığım bir maç dahi yok. Maç günü neşeyle kalkarım ama maça iki saat kala kendimle baş başa kalırım. Ve en ufak bir şeye sinirlenirim. Çünkü sinirlenince iyi futbol oynarım.” Bir de bu kadar sinirli olmasını serde Adanalılık olmasına bağlıyor. Tabii Şaş’ın Özhan Canaydın’ın yaptığı “Bu sene takımın ağası olacaksın” sözlerini yanlış anlayarak, ağalık konusunda kavram kargaşasına düşmesi de muhtemel!.. Bu arada her ne kadar sert bir görüntüye sahip olsa da korkuları var. Uçağa binmekten nefret ediyor. En ufak bir sarsıntıda korkulu gözlerle koltukların arasına saklanıyor. İnanılmaz bir taklit yeteneğine sahip. Manikür-pedikür yaptırıyor. Eşinin cilt bakım kremlerine ortak. Sibel Hanım, Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü’nden mezun. Bir kızı var. Kendisinden yardım isteyenleri geri çevirmemeye çalışıyor. Metin Oktay Tesisleri’nde kim evlense, oğlunu sünnet ettirmek istese O’na geliyor. Şaş, hemen para sorununu hallediyor. Geçen yıl parası olmadığı için tedavi olamayan bir hastayı kendi imkanlarıyla tedavi ettidirdi. Hasan Şaş, Türkiye’yi terk eder mi bilinmez ama tüm bu özelliklerinden dolayı Türk futbol tarihindeki yerini garantilediği kesin...