Gazete Vatan Logo
ArşivGündüz güven verenler geceleri neredeler?

Gündüz güven verenler geceleri neredeler?

Gündüz güven verenler geceleri neredeler?

Hani bir cinayet olmuştu, İstiklal'de devriye sayısı artırıldı. Üç adımda bir polis çıkar, güven dağıtırdı. Kapkaççı beni dağıtırken neredeydiler ki?..

Haberin Devamı

Biliyorsunuz Beyoğlu'nu en çok seven, laf söyletmeyenlerdenim. Ve en çok yazan da... Hatırlarsanız talihsiz bir olaydan sonra yerim dar gelmiş, A Takımı'na çıkmıştım haykırmaya: "Haksızlık etmeyin, gidin!.." diye...

Emniyet Müdürlüğü bölgedeki ekipleri artırmıştı cinayetten sonra. Ellerinde makinelilerle gezen polisler bazılarını rahatsız etse de güven veriyordu biz gececilere. Ne var ki kapkaççı tarafından haşatım çıkarıldığında tek bir polis yoktu ortada. Olsa cesaret edemezdi ya... Haksızlık etmeyeyim, izleyicim çoktu ama...

'Benim kapkaççı'nın kız arkadaşı dışında bir Allah'ın kulu girmedi koluma.

Hep böyleyiz değil mi biz?.. Ne zaman bir can gider öyle artırılır devriyeler. Belli süre göz korkutulur. Göstermelik "Biz varız" turları atılır. Ne zaman unutulur her şey, hayat döner normaline... Hizmet de...

Ben şanslıydım, parmak ucumla atlattım, ya daha fazlası olsaydı?..

Nitekim oluyor da... Sadece dün, kapkaç maceramı anlattığım sırada iki olay duydum Beyoğlu'nda.

Biri genç bir kız. İstiklal'de kendisine laf atan oğlanları duymazdan geliyor önce. O duymadıkça sinirleniyorlar. Sen misin bakmayan diye dozunu artırıp öyle savuruyorlar küfrün. Dayanamıyor umursamamaya. Karşılık verdiği an ağzım burnunu dağıtıyorlar.

İkinci vaka, İmam Adnan Sokak'taki Melek Disko'da. Evli bir çift barda içkilerini yudumluyor. Denyonun biri sokuluyor adama: "Çekil, biraz da ben sarkayım." Alkolün de etkisiyle büyüyor kavga. Üç kişiden beşe sıçrıyor, Melek şeytana dönüşüyor bir anda.

Kavga kapı önüne taşınıyor. Kadın kendini kurtarıyor güç bela, eşi ise karnından bıçaklanıyor. Eğlenmek için Melek'i seçen gecenin tanığı arkadaşım, yerde serili adama yardım ederken yüzüne bir tekme iniyor, dağılıyor suratı. O da bıçaklanmadan geliyor ekipler.

Olan olduktan sonra....

Orada, sokağın ortasında, kimler kimbilir kaçıncı rüyasındayken bir adam bıçaklanıyor.

Bir genç kız dövülüyor.

Drew kulunuz, yerlerde parendeler atıyor, Allah vere ki demir korkuluklara saplanmıyor bi tarafı.

Gezici ekipler ne yapıyor?.. Gündüz vakti, makinelileriyle boy göstermenin dışında?..

Erkek sözü dinlemedim kapkaççı kurbanı oldum : (
Mürekkebi kurumamıştı daha... İstanbul Life, 100'üncü sayının araştırma konusunu sordu bana da:

- Gece çıkmaya korktuğun yerler?..

İlk aklıma gelenleri sıraladım. Bilin bakalım nereden başladım: "Beyoğlum'un ara sokakları. Allahıma şükür tanık olmadığım, olmayı da ummadığım kapkaçıların, beli bıçaklı tinercilerin, zil zurna şarapçıların fink attığı kuytulara... Ondandır İstiklal'den şaşmam ya... Üzerime üzerime gelse de adımlar kalabalıktan ayrılmam."

Ayrılmadım da...

Kalabalıklar içinden yürüyordum. Ben, demir lady, gecelerin yalnız fatihi, önünden arkasından erkek sinek uçurtmayan, hiç başına gelmediği halde musallat olan kapkaç paranoyasından saniyede bir arkasını kollayan, çantasına tutkal gibi yapışan ben, İstiklal'in tam ortasında, gecenin sabahına kavuşmasına az kala yakalandım korktuğuma...

Ne zaman geldi, nereden çıktı anlamadım. Var gücüyle itti. Ben savruldum bir yana, çanta öte yana... O da düştü. Çabuk toparlandı ama... Çantayı kapıp koştu.

Göremedim yüzünü.

Büyükparmakkapı Sokak'ın paralelinde Meşelik Sokak'ın köşesinde... İyi giyimli, ben yaşlarda bir kız girdi koluma... "Hiii, çarptı mı seni, arkadaşım o benim. Gel Meydan'a doğru yürüyelim" diye teselli etti.

İlk aklıma gelendi, koştum hemen Mojo'ya... 'Barmenden öte'ler hemen fırladı, talan ettiler sokağı. Çantayı bulabilme umuduyla...

Nafileydi ama...

Gitmişti giden... Kredi kartları, üç beş kuruş para, cep telefonu, eve onsuz giremediğim fenerim ve bence hepsinden önemlisi kimliğim. Ya kullanırsa?.. Benim adıma kötü bir şey yaparsa?..

Dedi ama... "Bekle, eve bırakayım." Serde Eşrefpaşalılık var ya, delikanlı kızız ya, dinlemedik.

Hem gecenin 01.30'unda kız başına ne ararsın Beyoğlu'nda?..

K.çını kırsana, evde otursana, kurtların kaynıyor ama, dar geliyor, sığmıyorsun odana, karanlıkta, bütün mahalle, bütün apartman uyuyorsa, tek bir pencerede bile ışık yoksa, bitmişse Tekirdağ'ın da, Dark'ın da, Cutty Sark'ın da...

Şarkılar hep aynı 'yalnızlık türküsü'nü söylüyor, mum ışığı kafi gelmiyorsa aydınlatmaya, insomnia da yerleşmişse tüm hücrelerine, gün ağarmadan, şafak sökmeden gözüne uyku girmiyorsa, rahat, huzur batıyorsa... Allah 'olmayan sopası'nı gönderiyor belki de...

Tokadını atıyor kapkaçla.

"Yeter artık" diyor; "Ara ver şu alemlere. Bak göbeğin de ayvalıktan çıktı karpuz olma yolunda..." Anlayana...

Yalan yazmayayım, söz veremem onu anlamaya... Bilirim ama... Ne iş, ne para... Edinebiliyorsanız dost edinin şu üç günlük dünyada. Varsa da kaybetmeyin. Ben şanslı kullarındanmışım ki tokadı atanın çoktan bulmuşum.

Müsaadenizle koca bir teşekkür borçluyum dün gece, kapkaççı tarafından yere serildikten sonra koştuğum 'evimin arka bahçesi'nin 'beni benden çok düşünen dost'larına... 'Gecelerden adam çıkmaz' diyenlere inat, sayelerinde kalmadım beş parasız, sokakta...

P.S. Düştüm diye telaşlanmayın şakın. Kötü değilim de, kabadır etim, bir şey olmaz bana.

Tek yara parmak uçlarımda. Hoş, kalbimi de orada taşırım ya...

Sıcağı sıcağına gidin karakola
Gecenin şokuyla gelmedi benim aklıma. Uyandıktan sonra gittim karakola. Biliyordum, geri gelmezdi çanta. Ne paradaydı gözüm ne telefonda. Kartların da yenisi geliyor da, şoku, 'cana kast' paniği yetiyor. Bir ihtimal diye gittim karakola. Kapkaç der demez bir odaya götürüldüm. Kurbanlık koyun gibi üç genç, titriyor gözleri. "Bunlar mı?.." diyor polis. Görmedim ki, kızı tanırım ancak. Kadınlar dosyası açılıyor teşhis odasında. Yaş yaş kilo kilo. Bir kadın on farklı isimle çarpmış kimbilir kimleri.

Bulamadık kızı da... Allah korur da, bizim düzen değişmez, olur da başınıza gelirse sıcağı sıcağına gidin karakola. Benim gibi azar işitirsiniz sonra. Bir çağrı da 'benim kapkaççı'ya:

- Yediğin dürüme sarılıdır belki bu sayfa, ya da serili k.çını koyduğun taşa. Okursan, sana bir anlaşma: Para ve telefonu al, en sevdiğim küpelerimi yolla!..

Bu da 'içimini kararttın' diyene: Telve, aklımızı başımızdan aldı!
Herkes 'o'nu konuşuyor. Bir gören, bir daha bakmaya gidiyor; tatmalara doyamıyor. Tadını alan iç çeke çeke geliyor. Kokusu afedersiniz bi tarafımızı şişiriyor. Sadece erkeklerin mi, kadınların da aklını başından alıyor!..

Bugünlerde bizim gazete 'atıl kurt' çeviği, yakışıklı, bir o kadar da 'azimli' ekonomi müdürümüz Ercan İnanla, ne uçanın ne kaçanın kurtulduğu ellerin sahibi yazıişleri müdürümüz Tayfun Hopalı'nın makamında konuşlanıyor. Sanmayın ki memleketi kurtarma toplantıları yapılıyor.

Koca gazetede bir onlar keyfini sürüyor. Hepimizi orta yerimizden çatlatan, hele bana 'olmayan tırnaklarım'ı kökleten Telve' nin!..

İsmi bu baştan çıkaranın, ben koymadım. Arçelik'in son şaheseri, kahve makinesi. Ama öyle bildiğiniz, size 'kahve diye sunulan' espresso, capuccino gibi müsvetteler yapmıyor. Halis muris Türk kahvesi pişiriyor. Bir de hamarat ki iki dakikada hazır ediyor. O kadar methettiler ki dayanamadım, bir akşam, prime'da çaldım kapısını Ercan'ın.

Öyle de kibardır ki hemen buyur etti, koydu Mehmet Efendi'yi, iki de şeker attı. Hayatımda ilk kez bir erkek bana kahve yaptı. Hem de bol köpüklü!.. Makine kahveleri tatsız tuzsuz olur, tadından içilmez genelde. Kıskançlığın faydası yok, Telve'nin kahvesi en az benimki kadar başarılı.

Da... Haksızlık değil mi, ayılmaya en çok ihtiyacı olan benken, 'müdür mesaisi'nden yiyenlerin sürmesi sefasını... Arsızım, ben de isterim:)