Geri Dön
ArşivGolleriyle intihar ettiren Ordinaryus!

Golleriyle intihar ettiren Ordinaryus!

´Lefter Dedemiz, bisikletle Ada’yı 25 dakikada turlayıp bizi geçerdi´

Sadece F.Bahçe kaptanı Alex"e emanet ettiği sarı- lacivert renkli "meşhur" çubuklu formasıyla değil, giydiği ay- yıldızlı forma ve "beyefendi" kişiliğiyle de Türk futbolunun efsanesi olan Lefter Küçükandonyadis"i son yolculuğuna aralarında GS ve BJK taraftarının da olduğu binlerce kişi uğurladı. Türk futbolunda uzun süredir özlenen "kardeşlik" mesajlarının yeniden verildiği törende, "torunlarının" ardından yaptığı duygulu konuşma 7"den 77"ye herkesi ağlattı. "Ver Lefter"e, yaz deftere" sloganıyla belleklerde iz bırakan "Ordinaryus"u torunları Özlem Katmer (34) ve Özcan Katmer (32) anlattı.

Attığı gollerle, sadece Türkiye"de değil, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde de tribünleri "Türko Türko" sesleriyle ayağa kaldıran Lefter Küçükandonyadis, mütevazı yaşantısı ve sevecen kişiliğiyle kendinden sonraki nesillere "örnek futbolculardan" biri oldu. Büyükada"da gözlerden uzak yaşamayı tercih eden Ordinaryus, ülkesine, milletine olan sevgisini her daim dile getirdi. Şükrü Saracoğlu Stadı"nda düzenlenen törende, dedesi için duygu yüklü bir konuşma yapan Özlem Katmer, dedesinin ülke sevgisini şu örnekle anlatıyor: "Dedemin sporculuk dışındaki en önemli misyonlarından biri, T.C. vatandaşı olmanın bütün gerekleri ve sorumluluklarını benimsemiş bir insan olmasıydı. Zaten Milli Takım"da görevini dört dörtlük getirip gol rekoruna imza atmasının altında Türk olmayı benimsemenin yatar...”

Özcan Katmer ise Lefter sevgisinin Türkiye"de tüm renklere yayılmasının sebebini şöyle anlatıyor: "Dedemin insan sevgisi ve arkadaşlık anlayışı çok farklıydı. Saha içerisinde ezeli rekabet olabilir, ama saha dışında o dönemin dostluğu apayrıydı. Dedem hiçbir zaman kırıcı değildi. Saha içinde olduğu gibi, saha dışında da davranışlarıyla hep birleştirici oldu. Galatasaraylı Metin Oktay, Turgay Şeren, Uğur Abi, “kardeşim”dediği insanlardı. Dostlukları renklerle alakalı değildi. GS ile oynanan derbi maçından sonra aynı gün rakip takımdan arkadaşlarıyla yemek yenirdi. Oturup maçın kritiğini sıcağı sıcağına yapar, şakalaşırlarmış. Şimdi ise damarımızı kessen kanımız sarı-lacivert ya da sarı-kırmızı akar mantığı var..."

Kızım senin maçta ne işin var diye bana kızdı
Özlem Katmer, dedesi Lefter"le sağlığında bir kez bile maça gidememiş. Bunun nedeni ise, ordinaryusun "muhafazakar" yapıda bir insan oluşunda yatıyor. Özlem, Fenerbahçe"nin cezalı olduğu Manisa maçında tribünlerin tamamının kadınlar tarafından doldurulmasına dedesinin ilginç bir tepki verdiğini şöyle açıklıyor: "Dedem kızların maça gitmesi taraftarı değildi. Kendi kızlarını bile hiç maça götürmemiş. Anneannem dedemin maçlarını hep radyodan dinlerdi. Benim kombinem var, beni eleştirir, "Kızım senin maçta ne işin var" derdi. Çünkü onun zamanında tribünde kadın taraftar yoktu. Dedeme "Manisa maçına sırf kadınlar ve çocuklar gidecek, ben de gidiyorum’ dediğimde, çok şaşırmış "Yapma yahu!" demişti..."
Lefter gitti, Ada’nın kokusu farklı olacak
Lefter"in yaşama bağlı bir Ada tutkunu olduğunu dile getiren Özlem Katmer, birlikte sık sık denize açılıp balığa çıkmalarını, Milto"da gittikleri yemekleri hoş anılar olarak hatırlıyor: "Yazın teknesiyle her gün denize açılırdı. Bisiklete binmeyi çok severdi, 65 yaşında 25 dakikada adanın turunu attığını bilirim ki bu 15 km."lik bir mesafedir. Biz gençlere bile yarım tur bindirirdi." Özcan Katmer ise dedesinin ada sevgisine şu örneği veriyor: "Lefter Ada’da abiydi, babaydı. Ailesi sadece kızlarından, torunlarından ibaret değildi. Lefter’in ailesi Büyükada’ydı. Rum’u, Türk’ü, Yahudi’si fark etmezdi. Biz onunla birlikte ada aşığı olduk. Eşine olan aşkından sonra adaya olan aşkı gelirdi. Dedemin adadan ayrı kalmaya o kadar tahammülü yoktu ki, duşunu bile almadan terli formayla stattan çıkar, motoruyla adaya gelirdi. Eskiden "Rumlar gitti, Ada bitti" denirdi. Bir futbolcu arkadaşı da onun ardından "Lefter gitti, futbol benim için bitti" demiş. Futbol devam ediyor ama Ada"nın o havası artık farklı kokacak."

Dedemle ilk maçımı hiç unutamam

Özcan Katmer, dedesinin elinden tutup götürdüğü ilk maçı hiç unutamıyor: "Adanademirspor"a karşı oynadığımız maçta ilk devreyi 1-0 mağlup bitirdik. Dedeme dönüp "Maçı mağlup mu bitireceğiz" diye sorduğumda, "Merak etme evlat, Fenerbahçe bu işin üstesinden gelir" demişti. Hakikaten de ikinci yarı çıkıp maçı 3-1 almıştık. Daha sonra dönüp "Benim takımım Fenerbahçe, işte böyle ruhlu bir takımdır" dedi."

Attığı iki golle can aldı!

"Dedemin Mısır Milli Maçı’ndan sonra attığı bir golden sonra tribünden birisi kendini aşağıya atıp intihar etti. Benzer şekilde Yunan Milli Takımı’na gol atınca orada da bir
intihar oldu."

Türko biz seni ölmen için almadık!

"Dedem, İtalya’ya gittikten 1 ay sonra, o zamanın en süratli motosikletlerinden meşhur Dukati’den alıyor. Bir gün antrenmana geç kalmamak için bastırıyor motosikletiyle, bir arabanın yanından 210 km. gibi bir hızla sinek gibi geçiyor ve antrenmana yetişiyor. Çıkışta bir bakıyor, motosikleti iki ayrı kilitle ön ve arka tekerlerinden demirlere kilitlenmiş. Meğer o araba antrenörünmüş. Adam onu yanına çağırıyor. Diyor ki, "Türko, biz seni ölmen için değil, futbol oynaman için aldık."

Hakemi kafasından vurunca atıldı

"Bir maçta, hakem yapmadığı bir hareketten dolayı dedeme haksız yere bir faul düdüğü çalıyor. İki saniye sonra yine bir faul oluyor. Bu faul atışını dedem kullanıyor, topu 10 metre mesafeden hakemin kafasına nişanlıyor. Hakem o topu kafasına yiyince, yere düşüp kısa süre bir baygınlık geçiriyor. Gözleri kapalı olduğu halde, eliyle yerden işaret ederek "Lefter dışarıya çıksın, bu atışı ondan başkası yapamaz" demiş. Üstelik o zamanlar kırmızı kart da yok, oyuncular hakemin sözüyle atılıyormuş..."

Didi"ye eşek şakası yaptılar

"Zamanın FB teknik direktörü Didi"ye dedem ve arkadaşları çok şaka yaparmış. Çünkü horlama sesi öyle kuvvetliymiş ki, geceleri kimse uyuyamazmış. Ertesi gün maç var, o zamanın kamp sisteminde de hepsi yakın odalarda yatıyor. Can Bartu, Basri Abi ve dedem bir plan yapıyorlar. Didi ağzı açık uyurmuş. Pamuk ıslatıyorlar, gece karanlığında odasına gidip ağzına ıslak pamuk atıyorlar. Didi o sırada boğulma tehlikesi yaşıyor. Onlar da hemen kaçıyorlar. Ama yine onlara kesiliyor fatura..."