Hayat bu kadar ekşiyken kim takar yoğurdun ekşimemesini de diyebilirsiniz ama ben yine de yazayım zira yoğurda kafayı taktığımdan beri (“yoğurtlarımız artık niye ekşimiyor?”) yoğurtla ilgili okumadığım bir şey neredeyse kalmadı. 2 adet doğru beslenme kitabı, 1 adet yoğurt yapım tekniği el kitabı, internette onlarca süt ve yoğurt sayfası ki bunlar arasında yoğurt hileleri de var. Bunları paylaşmazlık edemezdim.
Bakın açık konuşayım: Kafam komple karışmış durumda. Yoğurtların ekşimemesi iyi bir şey mi kötü bir şey mi karar veremedim.
Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın “Taş Devri Diyeti” diye bir kitabı var. Daha doğrusu Arzu Aygen, Prof. Dr.Ahmet Aydın ile “nehir söyleşisi” dedikleri tipte (soru cevap) bir çalışma yapmış.
Kitabın adında “diyet” lafı var ama bildiğimiz diyet kitaplarıyla uzaktan yakından ilgisi yok. Bu doğru beslenme ile ilgili bir kitap. Doğru beslenme deyince de bittabi sağlıklı diye bize sunulan (veya kakalanan) sanayi tipi yiyecekler de söz konusu oluyor.
Süt ve yoğurt konusunda Dr. Ahmet Aydın’ın dediği şu: Paket sütleri uzun süre dayansın diye UHT (ultra high temparature — çok yüksek ısı) gibi işlemlerden geçiyor. Bu işlemler sırasında iyi, kötü, zararlı, faydalı bütün bakteriler top yekun temizleniyor. Yani çok temiz ama “ölü” bir süt elde ediliyor. Bu çok temiz ama “ölü” sütten yapılan yoğurt da yine çok temiz ama “ölü” bir yoğurt oluyor.
Halbuki bağırsaklarımızın kötü bakterilerle savaşabilmek için bir takım iyi bakterilere ihtiyacı var. Yoğurt da işte bu iyi bakterileri barındıran bir besin. İshal olanlara, zehirlenenlere boşuna yoğurt verilmiyor. (Aklınızda bulunsun: İshalin en iyi ilacı yoğurt. Patates veya kola değil yani) Ama sen onu “öldürürsen” bir halta yaramayan bir şey haline geliyor. Evet bozulmuyor ama bir işe de yaramıyor.
E o durumda ne yapacağız? Dr. Ahmet Aydın “Yoğurdunuzu kendiniz yapın” diyor. İyi de hangi sütten? Güveniyorsanız komşunuzun ineğinden elde edilen sütten. O da olmazsa en azından günlük şişe sütten...
Fakat öte yandan süt ve yoğurt sanayinde çalışanlar ise şöyle diyor: “En temiz zannettiğimiz çiğ sütten (süzülmüş vs) bile, endüstriyel temizleme makinelerinden (klarifikatör) geçirildiğinde inanılmaz bir pislik çıkıyor. Görseniz, bir daha kapıdan süt almanıza imkan yok. Üretimde çalıştığım yıllarda, böyle bir fotoğraf çekmiştim. O fotoğrafı bulabilirsem, bir ara gönderirim.”
E hadi bakalım!?!... Bu lafı okuduktan sonra nasıl içerim ben şimdi Nesibe Teyzenin ineğinin sütünü?
Öte yandan insanlık 10 bin yıldır süt içip yoğurt yiyor. Son 30 yıla kadar UHT diye bir şey de bilmiyordu. Dünyanın büyük bir bölümü de bilmemeye devam ediyor. Ve bugünlere (gereğinden de fazla bir sayıda) gelmeyi başardık.
Dediğim gibi aklım fazlasıyla karışmış durumda. Temiz ama ölü dolayısıyla faydasız bir süt ve yoğurt mu yoksa biraz kirli ama canlı dolayısıyla faydalı bir süt ve yoğurt mu?
Bu arada hazır yeri gelmişken Dr. Ahmet Aydın’ın yoğurt kaymağı hakkında söylediklerini de yazayım.
Piyasada biliyorsunuz kaymaksız ve kaymaklı diye iki tip yoğurt var. Ben şöyle sanıyordum. Yoğurtların hepsi kaymaklı oluyor, istemeyenler için kaymakları alınıyor.
HAYIR! Öyle değilmiş. Bazı üreticiler çok uyanıkça bir şey yapıyormuş. Esasında sanayi tipi yoğurtlar kaymaksız olurmuş. Zira ya sütün içindeki yağ homojenize ediliyor, yani yağ süte iyice yediriliyor ve süt ve yağ bir daha birbirinden ayrışmayacak hale geliyor, veya sütün içindeki yağ başka şeylerde kullanmak üzere alınıyor. Her iki sütten de yapılan yoğurt kaymaksız oluyor.
Kaymaklı yoğurt dediğimiz ise kaymaksız yoğurdun üzerine püskürtülmüş sütle sulandırılmış MARGARİN imiş! Yani sonradan üzerine konulan bir şey. Sen margarinden bucak bucak kaçınırken, namussuz karşına yoğurdun kaymağı olarak çıksın yine iyi mi! Olacak iş değil.
Sizin akıl da karıştı di mi... Öyle oluyor işte..

