Memleketi kurtarmak adına CHP’nin niye silkinip kendine gelmediğini, niçün oyları AKP’ye kaptırdığını tartışmaktan bıkmayan köşekadılarının aksine -
Evet bu dünyayı yine ve yeniden kadınlar kurtaracak -.
Yoğurtların niye ekşimediğini tartışmaya açmak istiyorum!
Zira:
CHP’nin kaknemliğinden, AKP’nin yıpranmışlığından, solcuların kuramadığı ve kursa da bir dikim olmayacak olan yeni partisinden, Kürtlerin hassiktirinden, Hülya Avşar’ın bu kadar zengin olup bu kadar cahil kalmayı başarmasından ve Ruhi Su’ya selam söylemesinden çok daha önemli olduğunu düşünüyorum yediğimiz içtiğimizin. (“30 yıldır hayvanlar gibi para kazanan birinin cahil kalma hakkı var mıdır?” konusunu da ayrıca işlemek isterim tabii ama yoğurt şu an daha çok ilgimi çekiyor... Ayvalık’ta Oxford yoktu belki ama o parayla Oxford’un bütün hocalarını özel uçakla getirtip evinde özel ders verdirirdin be..)
SORUYORUM: 4 bin 500 yıldır ekşiyen yoğurt (bkz: wikipedia) son beş yıldır niye ekşimiyor?
Son kullanma gününü geçtiği halde -ki hatırlatırım çocukluğumuzun yoğurdunun ömrü sadece 3 gündü, şimdiki yoğurtların ömrü 3 HAFTA!!!- niye ne ekşime ne küflenme oluyor?
Ve bu niye memleketin en önemli şeyi olarak görülmüyor!
Sabah telefonla Dr. Ahmet Rasim Küçükusta aradı. “Yoğurda gelmeden önce süte bakmak lazım” diyor. “Süt diye bizi içirdikleri içi boşalmış bir sıvı. Ondan yapılan yoğurt ne olabilir ki?”
“Açık süt mü, şişe sütü mü, kapalı süt mü?” yazısından küçük bir alıntı yapıyorum kendisinin müsaadesiyle.
Zamanımızda en çok tüketilen kutu sütleri. Bu sütler UHT denilen sistemle, yani çok yüksek ısılara maruz bırakılarak, meselâ 135-150 derecede 2-4 saniye tutularak içlerindeki tüm mikroplar öldürülüyor. İşin püf noktası da burada zaten. Sütte, hastalık yapabilen mikroplar bulunabildiği gibi probiyotikler de denen vücut için faydalı ‘dost mikroplar’ da bulunuyor. Bunlar, bırakın hastalık yapmayı, tam aksine sağlıklı yaşayabilmemiz için mutlaka gerekli olan mikroplar. Bağırsaklarımızdaki mikropların yüzde 85’i bu dost mikroplardan oluşuyor ve bunlar hastalık yapıcı olanlarının üremelerini önlüyor.
İşte, bu ısıtma işlemi sırasında zararlı mikroplarla beraber ‘sütü süt yapan’, onu asıl faydalı kılan probiyotikler ve bunların ürettikleri enzimler ve vitaminler de tahrip oluyor. Pastörizasyon ve özellikle de UHT denilen yöntem ‘iyi-kötü-çirkin tüm mikropları’ öldürdüğü için sütü süt olmaktan çıkarıyor. Süt içinde bulunan probiyotikler sebebiyle çok faydalı bir içecek, onları yok ettiniz mi inek sütünün sinek sütünden bir farkı kalmıyor. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta.
Peki yoğurtlar niye ekşimiyor? Sözü Prof. Dr. Gönül Kaynak’a bırakıyorum:
“Yoğurdun mayalanmasını sağlayan bir bakteridir ve yoğurt
bakterisi denir. Latince adı ise Lactobacillus bulgaricus’dur. Eskiden yediğimiz veya evlerde mayaladığımız yoğurdun mayası bu bakteriydi. Ancak sizin de belirttiğiniz bugünkü yoğurtlarda maya için başka bakteriler kullanılıyor bunların adı da Leuconostoc ve Chloromisis. Bu bakterilerin sahip olduğu özellikler sonucu yoğurt sulanmıyor ve ekşimiyor. Çünkü geleneksel yoğurtta kullanılan lactobasillus bakterilerinin fermantasyonu sonucu laktik asit oluşur ve bu da yoğurdun ekşimesine neden olur. Artık bu bakteri kullanılmadığı için bu olay olmuyor. Eğer gerçek maya bulabiliyorsanız yoğurdunuzu kendinizin mayalamanızı öneririm. Prof. Dr. Gönül Kaynak Uludağ Üniversitesi Biyoloji Bölümü Botanik Anabilim Dalı.
Yerim (her zamanki gibi) dar.. Yarın devam edeceğiz..

