5 gün evvel İstanbul’a bir mucit geldi. Ufak tefek sevimli bir adam. Sokakta görsen dünyaca ünlü bir mucit demesin. Olsa olsa Kahire çarşısında kuyumcudur dersin. Aptal önyargılardan kim tamamen kurtulmuş ki..
Kendisiyle kahvaltı etme fırsatım oldu. Heyecanlı bir Amerikalı Arap vardı karşımda.
Hikâyesinde beni etkileyen kısmı bir yetimhane çocuğu olmasıydı. Babası genç yaşta ölünce 6 kardeşiyle yetim kalmış. O günlerde (bilmiyorum hâlâ öyle midir?) Libya’da kadınların evden çıkıp çalışmaları yasak. Annesi çocuklarına bakamaz halde, mecburen yetimhaneye vermiş.
“Yetimhane benim şansımdı” diyor Dr. Farisi. “Birincisi disiplinli olmayı öğrendim. El sanatlarını, İtalyanca’yı, müziği hep bu disiplinle öğrendim. İkincisi zekatla büyüdüm. Bunun karşılığını vermem gerekirdi.. Hak etmek için hizmet edeceksin..”
Yetimhanedeyken dikkat çekiyor ve devlet bursu kazanıp Amerika’ya Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’ye gidiyor. Elektrik mühendisliği ve bilgisayar bölümlerinde okuyor. Sonra IBM’de başlıyor. Habire yılın mucidi ödülünü alıp duruyor. Sonra kendi şirketlerini kuruyor. Malezya’da dev bir icat enstütüsü kuruyor. Şimdiye kadar 600 icadın patentini alıyor. Daha geçen sene New York patent bürosu yılın mucidi seçiliyor.
Neler icat etmiş diye teknik detaylara boğmayacağım sizi. Fakat şunu anladım ki adamın çok önemli bir derdi var: Herkesin alabileceği insanlık yararına bir şeyler icat etmek. 3D televizyon mesela iyi güzel ama onun derdi 2 boyutlu TV’yi 3 boyutlu yapan ucuz bir dekoder yapmak.. Veya şu an çok uzun ve pahalı bir şey olan insan gen haritasını 1 dolara ve 1 dakikada yapan ve her eve girebilecek bir alet yapmak.. Elektrikli otomobiller için üretilen ve hammaddesi Çin’in tekelinde olan ve aslında verimsiz olan lityum pil yerine başka bir pil mesela nikel çinko pil üretmek.. Veya en heyecan vericisi: Ucuz uçan araba yapmak!
Tüm bu yazdıklarım hayal değil bu arada. Üzerinde çalıştığı ve patentini aldığı veya pek yakında alacağı ürünler. Faydalı, ucuz ve ticari bir değeri olan.. Şirketler deli gibi bu adamın peşinde.
Bu zeki, neşeli, güleryüzlü ve en güzeli gelecekten umutlu bir zamanların fakir yetimhane çocuğunu izlerken aklıma Almanya’nın çatlak sesi Sarrazin geliyor. Alman Merkez Bankası’nın yönetim kurulu üyesi ve Sosyal Demokrat Partisi üyesi Thilo Sarrazin “Türkler ve Araplar Almanları fena halde bozuyor. Onlar yüznden Almanya giderek “aptallaşıyor”. Çünkü bu insanlar aptal oldukları yetmiyormuş gibi Almanlar’dan da çok daha hızlı çoğalıyor. Yakında Almanya diye bir şey kalmayacak” demişti hatırlarsanız.
Konuya yarın devam edelim derim, zira Dr. Sadeg Faris’in bir Malezya hüsranı var ki acaba Sarrazin halt etmemiş mi dedirtiyor insana..

