Günlerden beri “vizesiz seyahat, sen ne güzel bir ablamızsın, herkes Balkan ülkelerine gitsin!” deyip duruyordum ya..
İşte patladığı an: Viyana aktarması!
Hadise şöyle cereyan etti: Dubrovnik’ten İstanbul’a dönerken Viyana üzerinden aktarma yapmamız gerekiyordu. Esasen Dubrovnik’ten Viyana İstanbul çek-inini de yapmak mümkündü fakat bir sistem arızası yüzünden Dubrovnik’teki kızcağız bunu yapamadı. “Viyana’ya inince bagajınızı alır, orada tekrar çek-in yaparsınız” dedi. İtiraf edeyim kız o kadar güzel ve tatlı dilliydi ki kızın gözlerine bakmaktan hadisede bir terslik olabileceği hiç aklımıza gelmedi. Dünya vizeye göre kurulmuş değil.
Hırvat Havayolları’yla güzel güzel geldik Viyana’ya. Terminale girer girmez pasaport kontrolü vardı. Transit kuyruğunda olduğumuzu sanıp, Manita Bey önümde, sıraya girdik. Manita Bey’de vize yok. Benim ise son 3 gününe girmiş olan Yunan Schengen vizem var.
Söz konusu kuyruk, normal ülkeye giriş pasaport kuyruğu imiş. Pasaport Nazisi, Manita Bey’e “Vizen yok behey gafil!” tonuyla güzelce gürledi. “E ama valizlerimiz?” deyince de temerküz kampına yollarcasına üzerinde “transit” yazmayan (ama tabii bizim bunu bilmemiz beklenen) bir masaya yolladı. Öyle olunca ben de çıktım sıradan. Oradaki hanıma gittik. Durumu açıkladık, “tamam hallederiz ama en azından biriniz çıkabiliyorsa çıksın, valizleri alıp tekrar çek-in yapsın, daha sağlam olur” dedi.
“İyi” dedim. Var ya son 3 gününe girse de vizem! Tekrar kuyruğa girdim. Bu sefer yandaki kuyruğa. Nazinin daha da beter Nazi mesai arkadaşı bu sefer de bana gürledi. “Vizen yok! Raus!”
İçimden “var ulan..” deyip pasaportumu elime alıp Yunan Schengen’imi gösterdim. “Bak bakalım kaç girişlikmiş o.. BİİİR! Ve sen ne yapmışsıııın? Girip çıkmışsın. Yani? Bitmişşşş.. HadeeÖ Yürrrü..” cümleleriyle basbayağı bağırarak, basbayağı aşağılayarak beni tekrar geri püskürttü.
Son on yıldır almadıysam en az 40 Schengen vizesi almışımdır, hiçbiri tek girişlik vize değildi. Yunan, bana sadece 20 gün geçerli vize vermekle kalmamış üstelik sadece TEK girişlik vize vermiş! O kadar “tehlikeliyim” ki (herhalde) “tasmamı” ancak bu kadar “salmış”.
O an, kan beynime çıktı.
O Nazi bozuntusu bana çılgınlar gibi böğürürken (NE HAKLA? NE HAKLA?!!! KİM VERİYOR ONA BU HAKKI?) aklımdan binlerce şey geçti.
Transit koridorlarından direkt uçağa (bir suçlu, bir hasta, bir çöp GİBİ!) yönlendirildiğimiz an “Terminal” filmindeki adam gibi, inadına uçağa binmemek ve “tecrit” bölgesinde oturma ve açlık grevi eylemi yapmak ve gelen geçen herkese vize zulmünü anlatmak istedim. Zira medeni ülkelerde yaşayan kimsenin böyle bir şeyden haberi yok. Dubrovnik’teki kız işte bu nedenle “bagajınızı alıp tekrar çek in yaparsınız” diyebildi. Aklının ucundan bile geçmedi bizim 34. sınıf “yasaklı” vatandaşlardan olduğumuz. Dünya hareket özgürlüğüne sahip, bir biz değil.
Bizi bu dertten kurtarmayan hiçbir hükümete, hiçbir dış işleri bakanına, hangi kurum ilgileniyorsa o kuruma hakkımı helal etmiyorum. Verdiğim vergilerle aldıkları maaşlar haram zıkkım olsun.
Bu vize niye vardır?
Bir konsolos, bir elçilik görevlisi zahmet edip bana açıklar mı? Bana makul ve mantıklı bir şey diyebilir mi? Neyi önlemişler şimdiye kadar vize ile? Kaçakçılığı mı? İnsan ticaretini mi? Suçu mu? Göçmen akışını mı? Hastalık bulaşmasını mı? NEYİ anasını satayım NEYİ?
Giden gidiyor yine suçunu işliyor geliyor. Göçmek isteyen yine yolunu buluyor gidiyor.
Onlar yeni, gıcır pek değerli pasaportlarıyla dünyanın her tarafına rahat rahat gidebiliyorlarken, ben göçmek istemeyen, hayatında tek bir suç işlememiş, tek bir suç işlemeye de niyeti olmayan, insan haklarına saygılı, okumuş etmiş (üstelik “Uluslararası İlişkiler” bölümünde) biri olarak onların hırboluklarının cezasını çekiyorum!!!
Hakikaten kime kızacağımı bilmez haldeyim. Şu anda HERKESE kızgınım!
1980 darbesi sonrası, Avrupa ülkeleri bize tek tek vize koymaya başlarken “eh ne güzel, böylece solcular iltica edemez” deyip vize işini DESTEKLEYEN, karşılıklı anlaşmalar yapıp bizi bu belaya eteklerine zil takıp sokan darbe hükümetine mi..
İsviçre doğumlu olduğum halde “aman Türklüklerini kaybetmesinler, aman vatandaşlıklarına sahip olsunlar” diye zamanında her tür haktan bizim adımıza FERAGAT EDİP bizi Türkiye’ye postalayan (ama kendisi orada kalmaya devam eden) babamdan mı..
Vize işini bir aşağılama, işkence, zulüm vesilesi haline getiren konsolosluklara mı..
Aynı şekilde işini Naziliğini tatmin etme aracı haline getiren pasaport kontrol memurlarına mı..
Ülkemin vize zulmünü hiç umursamayan gelmiş geçmiş bütün hükümetlerine mi..
Ülkemin bir türlü adam olamayıp vatandaşlarının adamdan sayılmayışına mı..
Dünyayı tanıma merakıma mı..
Evet söyleyin KİME KIZAYIM?
Çok kızgınım çoook..
Vizesiz seyahatin patladığı an
Haberin Devamı

