Vize.. Memleketimin en şahane tasması

Haberin Devamı

Okur sormuş: “Ne oldu peki valizleriniz?”

Aslında yazmıştım ama yer darlığından o paragrafı atmak zorunda kalmış yazı işlerindeki arkadaşlar.

Konuyu hatırlatayım: Vizesiz gittiğimiz (ve bundan dolayı pek mutlu olduğumuz) Hırvatistan’dan İstanbul’a Viyana aktarmalı dönüyoruz. Ama Dubrovnik’te çek-in yaparken sistem arızası nedeniyle aynı zamanda Viyana-İstanbul çek-ini yapamadık. Viyana’da bavullarımızı alıp yeniden vermeniz gerekiyordu. Dubrovnik’teki Hırvat kızın aklına hiç 23. sınıf vatandaş olduğumuz ve dünyanın yüzde 92’sine vize almadan gidemediğimiz gelmiyor tabii. O kadar doğal diyor ki bunu, biz bile unutuyoruz. Haddimizi. Hududumuzu. Tasmamızı. Zincirimizi...

Avusturya pasaport polisi gayet güzel hatırlatıyor hemen. Bir savaş suçlusu, bir çocuk katili, bir mütecaviz, bir Yağmur Ormanlarını komple yakmış alçak, bir bostana girmiş dana imişiz gibi azar kıyamet...

Anlamadığım şey şu: Tamam kural açık. Vizesi olmayan içeriye giremez. Anladık. Bulaşıcı hırbo hastalığımız var. İtirazım yok, daha doğrusu var ama şimdi konu başka.

O azar, o kıyamet, o bağırma, o çağırma... Özetle: O pis muamele nedir? Evet o nedir dostlar ben onu soruyorum?

Pasaport kontrolünde olsun, konsolosluklarda olsun..

NİYE HAYVAN MUAMELESİ GÖRÜYORUZ?

Vermeyeceksen verme.. Sokmayacaksan sokma anasını satayım. Adam gibi söyle, adam gibi izah et. Ayağına mı bastım..

***


Şimdi burada duralım ve çuvaldızı elimize alalım:

Bizim pasaport polislerimiz de aynı haltın soyu değil midir? Selam verirsin almaz, teşekkür edersin cevap vermez... Suratına bile bakmaz..

Bugüne kadar size insan muamelesi yapan bir pasaport görevlisiyle hiç karşılaştınız mı?

Ne bu yavu? Pasaport polisi selamsız, sabahsız ve de suratsız insanlar olmak zorunda mıdır? Seçmece midirler? Böyle beynelmilel bir kural mı vardır? Bu bir “kapı” kuralı mıdır? Adamın elini ayağını dolandırıp hesapça suçluyu mu yakalayacaklar? (Babayı yakalarsın..)

Türk’e böyle davranan Ukraynalıya, Nijeryalıya kim bilir nasıl davranıyordur..

***


Peki ablacım, sonuç ne? Valizler geldi mi gelmedi mi?

Hayır. Valizlerimiz GELEMEDİ!

Niye? Çünkü o AMAN biz pis Türkler yararlanmayalım diye gözlerinin içi gibi korudukları sümüklü sistemleri fos çıktı.

Bizi transit masasına yönlendirdiler, oradaki kız bir yerlere telefon edip hesapça bagajımızı İstanbul’a yönlendirdi, tamam dedi şimdi koridordan geçip (aman hiçbir yere bulaşmadan amannn!) direkt uçağın kapısına gidin vır vır...

İstanbul’a valiz maliz gelmedi.

Al sana iki saat süren bir bekleme, form doldurma, laf anlatma süreci daha.

THY’nin bir suçu yok üstelik. Ama kayıp valizleri bulup ertesi gün eve kadar getiren yine o oldu. İyi ki var valla. Ailecek seviyoruz. (Bir de uçak içi İngilizce anonsları o kadar anlaşılmaz yapmasalar..)

***


Şimdi “ablanın valizi gelmemiş, amma tantana yaptı haa” durumu oldu ama yeminle bunu yazmayacaktım. Geçen gün yazı kısaldı, son paragraf gitti, okur da sordu diye yazdım.

Bu arada “sen nerden bileceksin ki.. Konsolos kapısına mı gidiyorsun ki” demiş bir okur. Ben gidiyorum valla. 23 tane “valla billa durumum iyi, göç etmeye en ufak bir niyetim yok, ben seviyorum buraları, aha bak arabam, aha bak evim, aha bak kocam, aha bak veledim” kâğıdıyla, sabahın köründe, sağırında, topalında Fransız’ın, Amerikalı’nın, Alman’ın, Yunan’ın, İsrailli’nin, Hintli’nin, Suriyeli’nin (sonra vize kalktı ayrı) Özbek’in, Türkmen’in, Moğol’un, İngiliz’in, İranlı’nın (burada da size yok ama gazeteciye vize var) Çek’in, Rus’un ve şimdi aklıma gelmeyen daha bir sürü ülkenin kapısına az gitmişliğim yok. Paşa paşa gittik.

Bu arada konsolosluklardan da Dış İşleri Bakanlığı’mızdan da beni okuyan tek bir Allahın kulu yok anlaşılan. Kimse vize nedir ne işe yarar sorumu cevaplamaya zahmet etmedi. Çooook meşgul olmalılar. Pis Türkleri elekten geçiriyorlar. Kolay iş değil tabii. Onun sapı, bunun çöpü..

DİĞER YENİ YAZILAR