Vize Kuyruğundan Notlar

Haberin Devamı

- 2 buçuk saat boyunca 103 numarayım. Bayan Yüz Üç Numara. En sevdiğim numara 103, uğurlu sayım 103, şanslı günüm on mart 2010... (Sıra numarasından söz ediyorum.)

- İlk Amerikan vizemi yine karlı bir günde 15 sene önce almıştım. O zamanlar konsolosluk Tepebaşı’ndaydı. Beşer beşer içeri alıyorlardı. Geri kalanları yolun karşısında bekletiyorlardı. Feci bir tipi altında 45 dakika beklemiştik. Ayrıca görevliler de pek kibar sayılmazdı. Gocunmuş muydum? Hem de pek çok.

Şimdi İstinye’deki “kale”deyiz. Ortam sıcak, oturma grupları rahat, görevliler, son derece kibar. Kalabalık bunaltmayacak bir seviyede tutulmuş, ışıklandırma, havalandırma hepsi tıkır tıkır çalışıyor. Vize almak zorunda olan ülkenin çocuğu olmanın acısını bir nebze olsun azaltıyor mu peki bunlar? Eh. Kahve otomatı da olsaydı bir köşede daha iyi olurdu.. (Düşenceler: En son vize ‘azarımı’ ne zaman yedim? Fransa konsolosluğundan mı? “Hep Fransa vizesi hep Fransa vizesi ama hiç Fransa’ya gitmek yok?! Bak Almaaan giriş! Bak Avusturya giriş! Olmas.. Olmas..” Peh..)

- 15 yıl önce Amerikan vizesi almaya çalışırken (yine) mülakat sırasında “bir nişanlın var mı?” diye sormuşlardı. “Evet var..” demiştim. Vizeci “yanınızda bir fotoğrafı var mı?” diye sormuştu. Tesadüfen yanımda bir diası vardı. Havaya tutup bakmış, tek kaşını kaldırıp geri vermişti. (Yakışıklı mı bulmuştu çirkin mi veya başka bir şey mi hiçbir zaman anlayamadım) Dedim “acaba 15 sene sonra da nişanlı fotosu istemeye kalkacaklar mı?” Sonra fark ettim ki üzerimde konsolosluğun hemen karşısında çektirdiğim kendimin olağanüstü çirkin biyometrik fotoğrafım dışında kimsenin fotosu yok yanımda. Bu 40 yaşındayken insanlar sevgililerinin fotosunu yanlarında taşımaz mı demek oluyor? Hayır foto çeken cep telefonu devrindeyiz demek oluyor. Heyhat! Amerikan Konsolosluğuna cep telefonu sokmak da yasak. Şu an hayatımda biri olduğunu kanıtlamam imkansız.

- Yanımda bir grup gemici var. Tabelada yanıp sönen numaralara bakarken başım onların tarafına dönüyor. İster istemez konuşmalarına kulak misafiri oluyorum. Fakat neden sadece bu değil. Bir zamanlar, (gazeteci olmadan önce) bir deniz nakliyat firmasında (Kalkavanlar) çalışmıştım. 7 ay sadece ama çok eğlenceli bir 7 aydı. Denizciliğe ve denizcilere karşı diğer insanlardan bir nebze daha fazla ilgim ve sempatim varsa nedeni o yedi aydır. Norveç’in kuzeyinde korkunç bir fırtınaya yakalanan bir gemimizden arayan genç ve yakışıklı kaptanın hayli korkmuş, hayli ümitsiz “Allah yardımcımız olsun...” diyen hırıltılı sesi hâlâ kulaklarımda. (Gemiye bir şey olmadı ama kaptan ilk limanda istifa edip memlekete geri döndü.) Şimdi öğreniyorum ki yanı başımda vize almaya çalışan denizcilerin en büyük dertleri gemilerinde internet olmamasıymış. “Messenger yapamıyoruz, iyi olmuyor..” Sonra konu bir şekilde Kürt meselesine geldi. Biri: “Ben doğuda yaptım askerliğimi. Adamlar nasıl fakir nasıl cahil. Resmen perişan durumdalar. Bir yandan fakirliğin bir yandan PKK’nın tacizi altındalar. Aslında hak veriyor insan” dedi. Gereğinden uzun bir sessizlik olduğundan mıdır nedir ekleme gereği duydu: “Ama tabii birazcık sadece..”

- Vizeci adam ve vize kadınlarla cam arkasından mikrofonla konuşuluyor. 6 numaralı bankonun mikrofonu galiba biraz gereğinden fazla açılmış. Vize için başvuran insanların neredeyse bütün hayat hikayelerini öğrendik: “Teyzenizin kızının ne hastalığı varmış? Hoçkins mi dediniz? Siz mi bakacaksınız?”, “Askerliğinizi er olarak mı yaptınız? Burada bir işiniz yok öyle mi?” “Nişanlınızla orada mı evleneceksiniz?” “Miami’de satın aldığınız evin adresi ve fiyatı nedir?” Uuuu... Miami ha! Vay be.. Ne kadar farklı olabiliyoruz birbirimizden..

- Hayır bu sefer nişanlı fotosu istenmedi. Nişanlım olduğunu kanıtlamama gerek kalmayacak çok yıl çalışmışım anlaşılan. 40 yaşında olmanın bir yararı da varmış..

DİĞER YENİ YAZILAR