“Uzun İnce Bir Yoldayım, Doğa İçin Çal” projesi

Haberin Devamı

Tunceli/Dersim’den döndüğüm akşam, gecenin geç vakti, televizyonda izledim onları ilk.. 91 kişi, Aşık Veysel’in “Uzun ince bir yoldayım”ını söylüyordu.

Başka yerlerde doğmuş, başka yerlerde büyümüş, başka dünyaların içine girip çıkmış birbirine benzemez 91 insan, o çok sevdiğim türkünün bir kuplesini söylüyordu.

Kendi tarzlarında, kendi enstrümanlarıyla ve kendi dillerinde..

Ve hatta “dilsiz”liklerinde..

Son zamanlarda izlediğim en güzel çalışma.

Her kişi çıktığında altında adı ve doğduğu yer yazıyor.

Üsküdar, Karşıyaka, Bursa, Tunceli, Trabzon, Diyarbakır..

Aralarından Fuat Saka, Murat Evgin, Aslı, Kevork Tavityan gibi tanınmış kişilerin de olduğu 91 yüz, 91 ses, 91 yürek..

Nasıl bir birikmişlik varsa içimde, gözümün önünden ülkemin şehir ve kasaba isimleri geçtikçe, dayanamıyorum hüngür hüngür ağlıyorum..

Yunanistan’dan isimler ve yerler geçince daha da ağlıyorum.

Video klip televizyonda bitti, doymadım, gittim internetten buldum.

Birkaç kez de netten izledim.

Yine ağladım..

Aralarından biri lise arkadaşım çıkıyor, biri üniversite arkadaşım, biri yıllar önce röportaj yaptığım biri, ben yine ağlıyorum.

Ağlanacak değil sevinilecek çok güzel bir iş aslında.

Ülkemin her tarafından ne güzel insanlar çıkmış, ne harikulade müzisyenler yetişmiş diye sevinmeliydim..

Seviniyorum da.. Gururla izledim o 91 insanı.. “Nefes” filminden sonra beni en çok etkileyen çalışma oldu.

Peki niye ağlıyorum?

Çünkü ülkemin başka yerlerinde doğmuş insanların aynı anda birbirlerini de öldürdüğünü, birbirlerinden nefret de ettiğini ve bu nefreti körüklemek için elden gelen her şeyin de yapıldığını düşünmeden edemiyorum..

Beni ağlatan bu olmalı..

Sadece 91 değil 75 milyon insanın “aynı” şarkıyı, kendi tarzıyla, kendi diliyle, kendi sazıyla söyleyip çalabileceğimiz günlere gelebiliriz umarım. Ve ben o günleri görürüm..

Projeyi düşünüp gerçekleştiren Fırat Çavaş’a Türkiye olarak ne kadar teşekkür etsek az. Bize bu umudu verdiği için.

(Videoyu www.dogaicincal.com veya www.agaclar.net adreslerinden izleyebilirsiniz)

Ege ve Akdeniz’de ölmeden önce yapmanız gereken 101 şey

Bir başka teşekkür edilmesi gereken kişi de Akdoğan Özkan.

“Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey” serisinin üçüncüsünü çıkardı geçtiğimiz günlerde. Yine İnkilap Yayınları’ndan.

Bu seferki “Ege ve Akdeniz’de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey” adını taşıyor. (Bir öncekiler “Türkiye’de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey” ve “İstanbul’da Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey” idi)

Akdoğan Özkan, her üç kitabında da bizlere bambaşka bir Türkiye sunuyor. Teklifleri hiç gerçek dışı değil. Hatta muhtemelen bir bölümünü de yapmışsınızdan çoktan. Ama o kadar tatlı bir dili var ki yeniden hatırlatılmasından hiç gocunmazsınız.

Üstelik sulugöz bir şairanelikten de söz etmiyorum. Ah nerede o eski günler, şimdi kirlendi bütün dünya burukluğu da yok. Elde ne kaldıysa onu değerlendirelim iyimserliği ile bir gezi rehberinden ziyade bir hayat rehberi onun kitapları.

101 serisini son kitabında aşk meşk bölümünde şöyle maddeler var: “Onu Dünyanın En Yeşil Kanyonuna Götür”, “Onunla En Güzel Günbatımlarına Git”, “Onunla En Eski Ateşin Karşısında Kurul”, “İkinci Balayına Akdeniz’e Git” ve en güzeli: “Gül Parmaklı Şafağın Öpüşüyle Uyan..”

Bu maddelerin altında o kadar hoş yer önerileri var ki “benim bildiğim Türkiye’ye bu mu?” diyor insan.

(“Gül Parmaklı Şafak” kimmiş peki? Meğer Homeros’un şiirlerinde bu adı taktığı şafak tanrıçası Eos imiş. Peki Akdoğan Özkan’a göre en güzel şafaklar nerede olurmuş? Datça’da. Datça’daki en güzel şafaklar nerede olurmuş peki? Kitapta.)

“İmparatorların Yolun’dan Git” diyor mesela başka bir maddede. Taa antik çağdan kalmış taş döşeli bir yoldan söz ediyor. Cendece Akseki (Antalya) taraflarında. O yolun ve hatta Anadolu’daki diğer antik yolların hikayesini anlatıyor. Sonra o yolu nasıl bulabileceğimizi ve yol boyunca nelerle karşılaşacağımızı anlatıyor. Kaç yıldır Manita Bey ile yapmak istediğimiz şeydi! Görünce inanamadım!

“Ayvalık’ın Sokaklarında 363 Güzeli Ara” diyor mesela 194. sayfada. 1842-1914 arasında neo klasik üslupta inşa edilmiş 363 harika evden söz ediyor. Hepsi duruyormuş. Sokak sokak anlatıyor evleri nerede bulabileceğimizi.

176. sayfada “Ondan Selam Söyle Kırkıca’ya” maddesinde Şirince’den söz ediyor. Dido Sotiriyu’nun kitabında anlattığı Manoli Aksiyotis’in, Anadolu’yu terk etmeden önce takip ettiği rotayı anlatıyor. Şirince’ye bin kere gittim, hiç böyle bir rota aklıma gelmezdi. Ki kitabı da biliyorum.

İşte bunun için teşekkür ediyorum Akdoğan Özkan’a. Bize Türkiye’nin hikayesini başka türlü de anlatabildiği için..

DİĞER YENİ YAZILAR