Türklerin özür dilemeyle imtihanı

Haberin Devamı

Kampanya bu Pazartesi başladı. İki satırlık bildirinin yumuşak, müşfik, mütevazı dili, diğer yanda katılımın bireyselliği, katılanların kendilerinden başka bir adres göstermiyor olmaları inkârcı cepheyi çileden çıkardı. Ama metin ahkâm kesmeye teşne pek çok kalem erbabını da rahatsız etti.

Her vakit olduğu gibi bu gibi tabu konular üzerine tartışma iki tane koşut ve bazen de birbirine değen mecrada ilerler. İlki tabuya sadık olanların bildik ilkel ezberleri ve tepkileridir. Diğer mecra tabunun nasıl dile getirildiği, talebin ne olup ne olmaması gerektiği yani içerik tartışmasıdır. İlk küme tepkiler umumiyetle malûmun ilâmıdır. Bunlar Ermeni meselesinde 93 yıldır işittiğimiz klişeler, beyanlar, savunmalar ve sonuçta anlı şanlı, bol şehit ve hainli bir inkâr edebiyatından ibarettir.

İnkârcı cephe bu meselenin tamamen uydurma olduğunu yani kabaca Ermenilerin 4000 yıldır yaşadıkları yerlerden birkaç yıl içinde buharlaştığını papağan gibi söyler durur. Ama bu duruşun arkasında elbette tapınak bekçileri vardır. Yani devletliler ve devlete yakın durmaya çalışan siyasîler. Bunların hükmü vatanın sadece kendi bildikleri gibi sevilmesidir. Aksini yapan hıyanet-i vataniye ile suçlanıverir, damgalanıverir. Tam bir asırdır bu böyledir. Yani 1909’da İttihat Terakki’nin şahin ve askerci kanadının yönetimi ele geçirmesinden bu yana. O zaman bu zaman ikaz, tehdit ve hakaretlerin içeriğinde değişen bir şey yoktur.

Diğer küme, çemkirenler ve akıl öğretenler. Yapıcı tartışma her vakit faydalıdır, sürmelidir de. Ancak kampanyaya gelen destek ve katılım, entelektüel tartışmayı bambaşka bir zemine çekmiştir. Tartışmayı klasik bir ’entelektüel tartışması’olmaktan çıkardığı gibi Ermeni meselesini bugüne dek hiç değinilmeyen bir boyutuyla tartıştırmaya başlatmıştır. Ermeni meselesinde inkâr ile utangaç üzüntü dışında yeni bir söz söylendi Türkiye’de.

Türkiye, Ermenistan ve diasporadaki Ermenilerden oluşan Ermeni dünyasına gelince, derin bir şükran duygusunun yanında diaspora kurumlarının bu girişimden bir tür rahatsızlığı var. Tartışma orada da sürüyor.

Sonuçta burada belirleyici olan vicdanının sesini dinleyip kampanyaya katılan her kentten, her meslekten, her yaştan Türk insanıdır. Bu insanlar büyük bir cesaretle, bu konunun nasıl beter bir tabu olduğunu bile bile, bireysel duruşlarının bir biçimde dâhil oldukları cemaatlerce hoş karşılanmayacağını bile bile katıldılar kampanyaya. Üstüne üstlük özür dilemenin küçüklük sayıldığı bir toplumda, en iddialı kalemşorların dahi metnin her tarafına katılıp bir türlü özür dileyemediği ve bunu gerekçelendirmek için de tarihe, psikolojiye, sosyolojiye, siyaset bilimine bin bir takla attırdığı bir tartışma ortamında.

Türkiye’nin 1983’te başlayan değişiminin, normalleşme arzusunun önünü almak mümkün değil. Bu süreç ancak kesintilere uğrar ve nitekim şimdilerde yine böyle bir tehlike vardır. Ama uzun vadede su illâ ki yolunu bulacak, ulus inşası döneminden bu yana üstü örtülmeye çalışılan kadim gerçekler gündeme geleceklerdir. AB süreci işte bu Türk aydınlanmasının en temel taşıyıcılarından birisidir. Rahmetli Hrant’ın katli ise belki bu aydınlanmanın dönüm noktasıdır.

Kampanya soykırım tartışması değil. Katılanların vicdan sesi. Kampanya ’üç-beş aydın’ın ve ’yazarçizer takımı’nın kampanyası da değil. Onlar sadece bu fırsatı ve mecrayı yarattı. Bundan böyle Türkiye’de ve dışarıda, Ermenistan’da ve diasporada Ermeni meselesini ele alan herkes yazıyı sonlandırdığım şu saatlerde 13.315’e ulaşmış bulunan Türkiyeli vicdan sahibinin varlığını dikkate almak durumundadır. Onlar bugünden itibaren asırlık tartışmanın ve anlaşmazlığın yeni faktörü konumundalar.

DİĞER YENİ YAZILAR