Türkçe konuşan bir Paris istemez misiniz?

Haberin Devamı

Dün gece vardık şehre.. Ve hala şoktayız.

Daha önce gelmiş olanlar “güzel bir şehir” derlerdi hep. Fakat açıkçası, Aşkabat’ı, Bişkek’i, Taşkent’i, Almati’yi görmüş ve pek de çarpılmamış biri olarak, bir başka ex-Sovyet ülkenin başkentinin bu kadar güzel olabileceğini hiç ama hiç tahmin etmemiştim. Gelmeden önce internette fotoğraflarına da bakmıştım üstelik. Ama fotoğrafların hep yalan söylediğini düşündüğüm için bir ehemmiyet vermemiştim doğrusu.

Söz ettiğim şehir Bakü. Azarbaycan’nın başkenti Bakü. Meğer Hazar Denizi’nin kenarında bir Parismiş! Üstelik Türkçe konuşan bir Paris! Ve bunu derken de “Doğunun Paris’i Malatya” gibi bir geyik de yapmıyorum. Hayır mimarisiyle, tarihi dokusuyla, temizliğiyle, paklığıyla, kaldırımlarıyla, en lüks markaların sıralandığı caddeleriyle hakikaten güzel ve dokusunu koruyabilmiş asil bir Avrupa kentinden söz ediyorum. İster istemez şunu düşünüyorum: Ne çekiyoruz ki elin şımarık, kendini beğenmiş Fransızını, İngilizini, şusunu busunu... Bilhassa yabancı dil bilmeyenler için kabustur bir metroya binip iki durak gitmek. Buyrun dilimizi anlayan, yardımsever ve cana yakın insanların yaşadığı dost ve kardeş ülkenin başkenti Bakü’ye!

Yazdıklarımı okuyan, Azarbaycan Turizm Bakanlığının davetlisi olduğumu sanır ama yeminle değilim. Bakü propagandasını tamamen gönüllü olarak yapıyorum. Zira uzun zamandır ilk defa bir şehre gelir gelmez “ burada yaşayabilir miyim acaba?” diye sordum kendime. Aradan 18 saat geçti hâlâ da soruyorum.

Şimdi internette karıştırınca biraz Bakü’nün, geçen sene Avrupa’nın en güzel on şehri arasında seçildiğini öğrendim. Hiç şaşmadım zira anlı şanlı Avrupa şehirlerinden hiçbir eksiği yok. Ağırlıklı olarak 1800’lerin ikinci yarısı ve 1900’lerin birinci yarısının mimari karakteri yansıtıyor. UNESCO’nun 2000 yılında Dünya Mirası Listesine aldığı “İçeri Şehir” dedikleri surlar içindeki tarihi bölümde ise çok daha da eskiye dayanan binalar var. Şehre geçen sene turizm sayesinde 7 milyon euro girmiş. Üstelik Lonely Planet rehberine göre Avrupa’nın en iyi on “ parti şehri” arasındaymış. Görmedik ama acayip renkli bir gece hayatı varmış. Buna da şaşmadım zira Etiler ve Yüksekova’dan sonra kişi başına en çok cip galiba burada düşüyor. Cipten başka pek bir araç göremedik.

Dibimizde kendi dilimizi konuşabileceğimiz bir acayip şık bir Paris var da niye bizim haberimiz yok peki? Devam edeceğiz...



*****


Mardin asla kurtulamayacak

Mardin’e ortalama üç yılda bir gidiyorum. Bütün UNESCO Dünya Mirası Listesine girmi çabası ve patırtısına rağmen 1998’den 2007’ye kadar şehirde çok az değişiklik görüyordum. Bir iki güzel otel, bir güzel restoran, dört, beş güzel dükkan.. O kadar. Bakımsız ve pis sokaklar, bir zamanlar çok güzel olup da şimdi dökülen tarihi taş binalar, o taş binaların arasında çürük diş gibi duran çok çirkin beton apartmanlar.. Olduğu gibi duruyordu. Açıkçası benim pek umudum kalmamıştı Mardin’in tarihi yerinin kurtuluşu konusunda. Millet Mardin dedikçe benim aklıma o korkunç binalar geliyordu.

Bu gidişimde acaba umutlarımı yeniden yeşertsem mi diye düşündüm. Sabancılar, eski Jandarma Karakolu’nu muhteşem bir kent müzesine çevirmişler. Hemen karşısındaki eski taş bina valilik binası olarak restore ediliyor. Cemil İpekçi Mardin’de ev tutmuş, her ay en az bir kere gidip geliyormuş, Mardinli kadınlara kurslar veriyormuş, bir iki bina daha restore edilip otel olarak hizmete girmiş veya girmek üzere, abbaralar temizlenmiş, Haşmet Babaoğlu’nun şikayet ettiği idrar kokusundan arınmış, yerler düzgün taşlarla döşenmiş... Gayet güzel gelişmeler. Üstelik okuyup da duruyoruz. Mardin’in en azından ana caddesindeki beton binalar yıkılacak, yerine eski taş binalar yapılacak diye.

Evet bunlar güzel ama Bakü’yü ve bir beton binanın üzerinde “Bu bina yıkım projesi dışındadır ve satılıktır” yazılı dev bir bez afiş görünce anladım ki Mardin’in tekrar yüz yıl önceki haline gelmesi ve birilerinin benim Bakü’den söz ettiğim gibi Mardin’den söz etmesi bir rüyadan öteye gidemeyecek. Zira kimse o beton apartmanları yıkamayacak. Kimse o trafiği oradan alamayacak. Bunun için Bir: para, İki: kararlılık lazım. Zaten UNESCO da Dünya Mirası Listesine bu nedenle almadı..

Son konuşulan şu Mardin’de: Yıkmayalım, üzerlerini Mardin taşı kaplayalım. Olur mu? Olmaz. Beş katlı leş bir apartmanı taşla kaplasan ne olur kaplamasan ne olur.

Bizdeki kararlılık bu kadar işte.

DİĞER YENİ YAZILAR