Turistler taksiciler tarafından nasıl kazıklanıyor

Haberin Devamı

Bunun ne ölçülerde olduğunu aklınız hayaliniz almaz. Hollandalı arkadaşlarım geçen gelişlerinde Sultanahmet bölgesinde bir otelde kalmışlar. İlk gelişleri ve hiçbir yeri bilmiyorlar. Otelleri Sultahahmet Camiin arkasında bir sokakta. Gidecekleri yer Ayasofya. Ne kadar yakın olduğunu bilmiyorlar (sadece 3 dakikalık bir yürüyüş) ve taksiye biniyorlar.

Taksici “hemen şurası, taksiye binmeye gerek” demiyor ve kızları bir güzel alıp KARŞIYA, yani Asya tarafına götürüyor, Bostancı’ya kadar gidiyor, sonra da 2. köprüden Levent üzerinden geri getiriyor!

350 lira para istiyor bir de!

Hani 10 liralık yere 20 lira istemeyi anlarım. Hadi 20 liralık yere 40 lira da istemeyi de anlayayım.

Ama yolun karşısına, 2 lira bile tutmayacak yere, Bostancı üzerinden insan götürmek ve 350 lira istemek!?! İşte bunu anlayamam.

Nasıl bir ahlakın ürünüdür bu bilmek bile istemiyorum. Nasıl o parayı çoluğuna çocuğuna yedirebiliyor, nasıl yatağında rahat uyuyabiliyor gerçekten anlamıyorum.

Daha fenası bu o kadar sık yapılan bir şeymiş ki, doğru yoldan götüren taksicilere turistler karşı çıkıyormuş. “Hayır biz bir köprüden geçmiştik geçen sefer” diye..

Kendi ahlaksızlık denizimiz içinde, kendi pisliğimizde boğulacağız.

Tabii ki bu yazıyı tek bir taksici bile okumayacaktır. Elbette ki Taksiciler ve Dolmuşçular odası sorumluları da okumayacak. Okusalar bile “Eh ne yapalım yani her arabaya bir zabıta mı koyacağız” diyerek gönül rahatlığıyla ne işe yaradığını bilemediğimiz işlerine devam edecekler.

Tıpkı İstanbul Tabipler Odası başkanı sayın Özdemir Aktan gibi. Ne oldu bizim ihtiyacı olsun ihtiyacı olmasın her önüne geleni ameliyat eden reflücü doktorumuz? Hani şu Dr. Öleceksiaaaan... Hani takip ediyordunuz? İyi bir savunma verdi ve bitti mi?

*****

Adana yanıla yakıla arıyor...

Dünkü yazım üzerine Adana’dan telefon alıp duruyorum sabahtan beri.

Okumamış olanlara küçük bir özet geçeyim: Üç gün önce gökten iki Hollandalı kız düştü evime. Dıdının dıdısı, suyunun suyu şeklinde bir iletişim ağıyla geldiler beni buldular. Yaptıkları şey şu: Nefis yemek kitapları hazırlıyorlar. Ama oturdukları yerde değil, ülkeleri dolaşarak, profesyonel veya profesyonel olmayan aşçılarla beraber yapıyorlar, tarif alıyorlar sonra Hollanda şartlarına göre tekrar uyarlıyorlar. Benden de sponsor olabilecek oteller için yardım istediler. Antakya ve Antep’i kolayla hallettim ama Adana’da resmen çuvalladım. Tek bir otel bulamadım. Dünkü yazımda da Adana’ya çatmış idim. Çok hallenmişsiniz siz diye.

Duranlar Makine Sanayi’den Oral Duran aradı. “Ama olmamış ki böyle” diyerek açtı telefonu. “Yani bu Adana’ya hiç yakıştı mı şimdi? Gelsinler biz ağırlayalım kızları” dedi.

Sonra bir iki okur daha aradı. Evlerinde ağırlamak istediklerini söylediler. Hele bir yaşlıca hanım nasıl üzülmüş, o tatlı şivesiyle uzun uzun anlattı. “Ben yapamam artık, yaşlandım ama gelinim de çok güzel yemek yapar. Gösterirdik onlara yemeklerimizi. Çok ayıp olmuş” dedi

Memlekette güzel insanlarımız da var çok şükür. Ve kötülerden daha çok. Veya ben buna inanmak istiyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR