Kim diyordu “Ya ama biz Tuğçe Baran’ı össledik yaa. Onu geri istiyoz” diye?
Aha, buyrun! Döndüm! Karşınızda yine “aksilikler prensesi” the TB var!
İzninizle konuyu bilmeyen okurlarıma minik bir intro yapayım. Şimdi efenim ben 2002 ila 2008 tarihleri arasında yine bu sütunda Tuğçe Baran ismiyle yazıyordum.
Nasıl bir şeydi peki bu Tuğçe kardeş? Aslında kendimden başkası değildi. Yazdıklarımın yüzde 90’ı doğruydu. Yüzde 10’unu biraz gülesiniz diye uyduruyordum.
Fakat sonra şöyle oldu: Başıma o kadar acayip şeyler gelmeye başladı ki uydurmama gerek kalmadı. Tuğçe Baran’ı lezzetli lezzetli yazayım diye, Allah baba tatlı tatlı oynuyordu sanki benimle.
Bazen “yok artık! Bu DA mı başına geldi? Atıyorsun” demeyesiniz diye başkasının başına gelmiş gibi yazdığım BİLE oldu. (Biraz da utanç vericiydi ayrı..)
Takipçilerim ev al(ama)ma maceralarımı da bilirler.
Yaklaşık 6 yıldır ev almaya çalışıyorum arkadaşlar.
Rahmetli anacığımdan biraz kalmıştı, onu değerlendireyim istiyordum.
Altı yılda İstanbul’un 12 semtinde 239 ev gezmişimdir herhalde. Niye alamıyorum peki? Çünkü para az, beklenti çok. Üç kuruş parayla ömrümün sonuna kadar mutluluk içinde oturabileceğim bir ev arıyordum ve tahmin edeceğiniz gibi onun sapı, bunun “komşu kapı önünde ayakkabı bırakıyor, olmaz!”ı derken olmadı, olamadı. (“Kendini bi’şeyciklere layık görememe” sendromu. Bu tipler evde de kalır söyleyeyim..) Özetle beğendiklerime param yetmiyor, paramın yettikleri de gönlüme yetmiyor. Umudumu kesmişken binamızdaki şubede çalışan bankacı arkadaşlar kanma girdi.
Kredi al ve ev sahibi ol dediler.
Haber saldım ve bir sabah aynı zamanda kiracısı da olduğum emlakçım telefon etti. “Bir yer var, bakmak ister miymişim.”
Ahh. Pek güzel, pek cici.. Tamam alıyorum. NİHAYET!
Aradım bizim bankacıları, tamam dediler. Hadi hemen akşam akşam işlemler başladı, muhtarı yarı yoldan döndürdüm, ikametgah çıkarıldı, bankaya fakslandı...
Sabah telefon: “Mutluaanım.. Sizin 2001 yılından kalma 151 liralık kredi kartı borcunuz varmış. İdari takipteymişsiniz. Krediye onay gelmedi..”
Yani? Bir çeşit KARA LİSTEDEYİM! Hem de 151 lirayla...
Peki hangi bankaymış? Gideyim ödeyeyim kapansın...
“İşte onu bilmiyoruz. Bankaları tek tek arayıp bulmanız lazım.”
Haydaaa.. İki gün boyunca 11 adet banka aradım. Vatandaşlık numaramla kayıtlarıma girdiler ama yok böyle bir borç!
E ne yapacağız?
Merkez Bankası’na soracağız. Peki.
Ne yaptım? Yine öbür bankaları aradığım gibi Merkez Bankası’nı aradım. Alıştım ya bankaların über kibar ve yardımcı çağrı merkezlerine. Yine bekliyorum yumuşak sesli bir Tuğba, bir İrem, bir Burak bana prenses muamelesi yapsın, her işimi halletsin, başka bir isteğim var mı diye yeniden ve yeniden sorsun..
Önce telefona kimse cevap vermedi. Sonra cevap verdiler.
Sonra telefonum ha bire bir yerlere bağlanmaya çalışıldı.
Fiks: Üçüncü aktarmada kesiliyor hat.
16. denememde de başarısız olunca ertesi gün Karaköy’deki şubeye gideyim dedim. Fakat o gün Karaköy’ün ekstra kabus günüymüş anlaşılan. 1 saat dolandım ama park yeri bulamadım. Kaldırıma yanaşıp tekrar telefon ettim. Ve lö “devletle” karşılaştım.
“Hanfendiee. Gelip burada öyle kafanıza göre soru soramazsınız. Ankara merkeze dilekçe yollamanız lazım. Onlar bize cevap yazacaklar. Sonra onlardan gelen cevaba göre biz size cevap vereceğiz..” Haydaaa.. E peki kaç gün sürer bu dilekçeleşme seanslar?
“Fazla sürmez. Bir ay..”
Bu cümlede inanılmaz olan “1 ay” cümlesi değil. “Fazla sürmez” cümlesi arkadaşlar! Hani mail 1 dakikada gelmeyince çıngar çıkardığımız günlerde böyle bir cevap..
AMA NE KADAR MUHTEŞEM DEĞİL Mİ?
Birden çocukluğuma gittim. Telefon hattının, başvurduktan 14 yıl sonra evimize bağlandığı günlere gittim. Pasaportu 6 ayda çıkarttığımız yıllara gittim. Bir “Reno 12 GTS” için 4 yıl sıra beklediğimiz o harikulade günlere gittim.. Hani domates, patlıcan çıksın diye yazı beklediğimiz, Almanya’dan paketlerin (kaybolmadan gelebildiyse) 3 ayda geldiği, sadece pazarları banyo yaptığımız, yılda bir ayakkabı hakkımızın olduğu, tek TV kanalı, tek radyo kanalı, tek marka yağımızın olduğu yıllara.. Allah razı olsun senden MB! Nasıl da unutmuştum o günleri..
Ah.. Ah.. Dediğim gibi TB geri geldi, buyrun tepe tepe kullanın. Bakalım ne olacak..

