Dört gündür çok acayip bir araba kullanıyorum. Toyota Prius. Hibrit otomobil dediklerinden. Yani hem benzin motorlu hem de elektrik motorlu.
Henüz satışta değil. Test sürüşü yapsınlar diye köşecilere ve tanınmış simalara veriyorlar üç beş günlüğüne. Ben de “yavru köşeci” olarak dahil oldum mevzua.
İtiraf edeyim acayip heyecanlandık! (Ben ve Manita Bey) Hayatında ilk defa otomobile binmiş insanlar gibi olduk. Şimdi önce “hibrit” meselesi nedir onu açıklayalım:
Hibrit, melez demek. Bir nevi katır yani. Bu araçlarda iki ayrı motor var. Biri bildiğiniz, bütün araçlarda olan içten yanmalı, yani benzinli veya mazotlu motor, öteki de elektrikle çalışan elektrik motoru. Biri gücünü benzinden veya mazottan alıyor öbürü pilden. Bildiğiniz gibi petrol bitmek üzere. Üstelik artık acayip de pahalı. Fakat daha önemlisi feci bir şekilde kirletiyor ortalığı. Fakat elektrik motoru da tek başına bir aracı uzun süre götürmeye yeteli değil. En fazla 150 kilometre gidiyor. Daha fazlası için bütün aracı pil yapmak gerekiyor, e bu sefer de ek yük biniyor araca.
Ne yapmışlar? İkisini aynı araca koymuşlar. Ne yapıyor peki bu motorlar? Duruma göre devreye giriyor.
Yerinde duruyorsun, araba çalışıyor ama hareket etmiyor musun? Mesela sıkışık bir trafikte. O zaman elektrik motoru devrede. Düz yoldasın kalkıyorsun, yine elektrik motoru devrede. Ne zaman hızlanıyorsun veya yokuş yukarı çıkmaya başlıyorsun o zaman benzin motoru devreye giriyor. Araç düz yolda ilerlerken elektrik motoru benzinli motora eşlik ediyor, hem kendini şarj ediyor hem de tekerleklere aktardığı güçle benzin tüketimini düşürüyor. Peki elektrik pilleri nasıl doluyor? Araba kendi kendine şarj ediyor. Hareket ederken, fren yaparken, hiç durmadan kendini şarj ediyor.
Bu iki motor mükemmel bir uyumla çalışıyorlar. Toyota Prius’un kokpitinde bir ekran var, o an hangi motor devrede, ne zaman pil şarj oluyor saniye saniye görebiliyorsun.
Yani? 100 kilometrede, ortalama 4.3 litre yakıt tüketiyor, bu da bir depo ile (40 litre) şehir içinde 1000 kilometreden fazla yol demek. Kullandığınız benzinli araçların neredeyse iki katı!
Muhteşem bir şey değil mi bu?
Benim derdim şu: İstanbul gibi büyük şehirlerde araçların çoğu olduğu yerde durarak yakıt harcıyor. Ve sürücülerimizin kontağı kapatmak gibi bir alışkanlıkları da yok bildiğiniz gibi. Araba durur, motor gar gar gar çalışmaya devam eder. Harcadığın benzine hadi üzülmüyorsun (niye bilinmez..) ya yarattığın hava kirliliği?
Aracın Amerika’daki satış fiyatı 22 bin dolar. Türkiye’de ne olacak henüz belli değil.
Başbakanımız “çevrecinin daniskası benim” diye gürlemeyi biliyor ama hükümetimizin çevreciliğin ç’sinin alt noktasıyla bile ilgisi yok. Türkiye’de hibrit otomobillere Avrupa’da olduğu gibi vergi indirimi yok ve belli ki olacağı da yok. (Avrupa’da yüzde 50’e yakın vergi indimi var, İngiltere’de park parası alınmıyor, Hollanda’da 6 bin euro indirim yapılıyor) Bu yüzden Türkiye’de 2006’da satışa çıkan Honda Civic hibrit otomobillerden sadece 250 adet satıldı. Olacak şey değil. Bu Prius’un başka özelliği de kendi kendini park etmesi. Gerçi sadece düz yolda yapıyor ama olsun. Takıyorsun geri vitese “baba şurada iki yer var, hangisi olsun?” diye soruyor, “sağdaki” diyorsun, sen hafif hafif gaza basarken, o kendi kendine direksiyonu çevirip park ediyor.
Geri vitese aldığın zaman kamera da devreye giriyor ve önündeki ekrandan arkada ne var ne yok görüyorsun. Benim gibi minik direklere sürekli geçirenler için (zira dikiz aynasından görülmüyorlar) hakikaten muhteş bir çözüm. Anahtarsız çalıştığını, yanına yaklaşır yaklaşmaz elindeki açma kapama aygıtını tanıyıp, kapıları kendi kendine açtığını da söylesem...
Evet güzel araba... Bir de vergi indirimi olsa da aldığına değse de, şu dünyanın içine etmeyi bir nebze azaltabilsek... Başşşbakanım size söylüyorum!! Teşvik, teşvik!
Toyota Pirius: Halkımızın deyimiyle “hirbit” araba
Haberin Devamı

