Terk edilmiş bir sayfiye yerinden notlar

Haberin Devamı

Bayram tatili bitti, göçmen kuşlar gibi gitti herkes. Bir biz, bir de kediler kaldı ortada.

“Çekirgeler gitti” dedi sokakta biri birine. Hayvan olan çekirgelerden mi insan olan çekirgelerden mi söz ediyordu anlamadık. Gülüşerek uzaklaştılar.

Dün geceki fırtınada iskelelerin çoğu parçalanmış. Sabah kalktığımızda sahil tahta parçası doluydu. “Burada oduna para yok. Midilli’den boyna gelir. Ağaçlar kökleriyle sökülmüş halde vurur kıyıya. Artık kime kısmetse. Toplar yapar kışlık odununu” diyor Muammer Amca. Bir haftadır süren fırtınada nasıl ayakta kaldığını katiyen anlamadığımız kulübesinde bize yılın ilk lüferini pişirip getiren güleç balıkçı.

Ne farklı hayatlarımız var diyorum kışın doğalgaza verdiğim neredeyse küçük bir servet miktarındaki parayı düşününce. Balık da odun da denizden. Zeytinyağı, domates, biber, soğan bahçeden. Başka ne lazımdır ki?

Hesap İstanbul standartlarında geldi ayrı. (İman bayıldısı rüya gibiydi gerçi, hakkını yemeyelim!)

Bir şeyler yazalım diye bize konuk defterini getiriyor Muammer Amca. Bir önceki sayfada Hasan Cemal’in yazısı çıkıyor karşıma. Hasan Cemal? Bu salaş yerde? Vay canına diyorum. Sonra hatırlıyorum. Midilli’den yazıp yolladığı, kendinin de beğenmediği felaket bir yazısını okumuştum iki üç gün önce. Demek önce buraya gelmişler. Sonra geçmişler karşıya. Yazık ki ben onu izleyemiyorum zira pasaportum ve hazırda bir Yunan vizem yok. Zaten tahmin ediyorum Yunan vizesini bir daha zor alırım. Konsolosluktaki Yorgo mimlemiştir beni. “Simi’ye ‘katsak’ giden sen değil misin? Yok vize sana”. Eh gittim mi gittim. Yalan yok. Takma ismimize güvenip yazdık da. Şimdi faş olduk, nah alırım vizeyi mizeyi. Şengen vizeleri de bildiğiniz gibi neredeyse saatlik verilir hale geldi. Hapishanelerdeki görüş izinleri gibi.. “Git gel 72 saat. Hadi yürrü. Oyalanayım deme sakın..”

Her “Ya sev ya terk et” lafını duyduğumda “istesek de gidemiyoruz, zira siz hıyar beyler yüzünden bize de vize vermiyorlar” diyesim gelir. Hiçbir hükümet buna çare bulamayacak değil mi?

Aynı kafese kapatılmış fareler gibiyiz. Yemek vermedikleri zaman fareler sonunda birbirini yer biliyorsunuz. Şu an o durumdayız. Fareler kadar dürüst de değiliz. İdeoloji diye bir kılıf uydurmuşuz. Ruh açlığı böyle bir şey olsa gerek.

Her neyse.. Bunları düşünmek istemiyorum. Ayağımın altındaki kediyi besliyorum. Lüferi belli ki onlar da seviyor. Balıkların kralı. Lüferden öte bir lezzet yok. Doruk noktası bu işte.

Sahilden odun toplayacağım bir hayatı isteyeceğim günler ne kadar yakın acaba? Ve mühim soru: Hasan Cemal benim salaş lokantama da gelir mi?

DİĞER YENİ YAZILAR