Kendimi bildim bileli dünyayı rehber kitapla dolaşırım. Elimde ya “Lonely Planet” ya da “Rough Guide” vardır. Yola çıkmadan haftalar öncesinden Remzi Kitapevi’ne giderim, nereye gideceksem oranın kitabını edinirim. Kitapçıda yoksa internetten ısmarlarım.
Biz Türklerin pek takdir ettiği bir şey değildir rehber kitap. Çoğumuzun İngilizcesi hayli yetersizdir. Fakat Türkçe rehber kitaplar da adam gibi satmıyor. Satmayınca güncellemesi yapılmıyor, 10 yıl önce hazırlanmış mesela bir Karadeniz rehberine hâlâ kitapçı raflarında rastlanabiliyor. Alıyorsun, bayat. Lokantası, oteli çoktan kapanmış vs. Bizler okuyup öğrenmeyi sevmeyiz. Biri anlatsın AMA onu da yarım kulak dinleyelim isteriz. Konunun yarısını da dinlemediğimiz için abuk subuk sorularla rehberi sonra delirtiriz. (Bkz: Manita Bey.. Hatırlatın da bir ara “Sevgilisini Dinlemeyen Erkek Sendromu”nu da ameliyat masasına yatırayım.. )
Her neyse. Uzun lafın kısası şu: Dubrovnik’te beni çok şaşırtan bir şey gördüm, onu anlatmak istiyorum. Kale kapısının girişinde bir genç kız elinde İngilizce bir tabela tutuyor. “Sesli Rehber Stari Grad’ı (Eski Şehri) adım adım gezin”. Baktım tabelada dilleri simgeleyen bayrakların yanında Türk bayrağı da var.
“Yok” dedim “İmkansız!” 2 buçuk milyon Türkün yaşadığı Berlin’de bindiğim turistik şehir turu yapan otobüste 16 başka dilde kayıt vardı ama Türkçe kayıt yoktu. Benden başka tek bir Allah’ın Türkü Berlin’i turistik amaçla gezmiyor mu yani? Hayır. Kimse o kadar Türk’ü ciddiye almamış. Veya kimse kendini ciddiye aldırmamış. (Almanya’da Türkçe’ye sadece “sıraya girin” gibi komutlarda rastlanıyor zaten.)
Kızın yanına gittik. “Cidden Türkçe kayıt da var mı?” dedik. “Tabii” dedi ayarladı verdi elimize kulaklığı. Aaa! Biri hakikaten Türkçe anlatıyor şehrin hikâyesini. “İlerleyin, sola dönün. İşte bu çeşme şudur budur.. Sonra sağdan devam edin..”
Ah dedim. İşte vizesizlik! Ne güzel bir şeysin sen. Vize olmayınca Türkler de çatır çatır geziyor, ilgileniyor, ticaretin bir parçası oluveriyor işte. Birileri seni de adam yerine koyuyor, senin için de zahmet edip bir kayıt yapıyor. (Utan Yunanistan utan! Daha yeni çalışmalara başlamışlar iki günlük vizesiz giriş için. Beter olun..)
Hemen kaptık tabii iki adet MP3. Güvence olarak da ehliyeti bıraktık, 10 Euro’ya Türkçe konuşan bir “tam gün” rehberimiz oluverdi.
Gerçi rehberimiz (nereden bulmuşlarsa) biraz hayatından bezmiş bir arkadaşımızdı. Neden bilmiyoruz çok sıkılmış kaydı yaparken. Sonlara doğru pufladığını bile duyduk he he.. Fakat ne gam! Gezdirdi ya bizi bütün gün. Daha ne isteriz! Akşam gittik geri verdik MP3’leri. Kurtulduk bezgin Bekir’den.
Karadağ’da “Binbir Gece ve Şehrazat”
Dubrovnik’te bir iki gün kaldıktan sonra etrafı gezmeye başladık. Önce motor tutup Mostar’a gitmeye kalktık fakat yolda çok üşüyüp daha yakın olan Korçula adasına gittik. Burası da Dubrovnik’in minyatürü çıktı. Aynı Dubrovnik gibi küçük bir yarımada üzerine özene bezene kurulmuş. Oyuncak şehrin daha da oyuncak kardeşi yani. Sanki önce burayı yapmışlar, tamam güzel oldu deyince de maket olarak kullanıp Dubrovnik’i yapmışlar.
Ertesi gün ise bu sefer araba tutup Karadağ’a indik. Hırvatistan’ı geride bırakıp Karadağ sınırından geçer geçmez kendimizi memlekete gelmiş gibi hissettik. Hersek Novi’de Hırvatistan’da hiç olmayan çikin çikin apartmanlar çıkıverdi karşımıza. Hadeee noluyoruz bre derken bir tabela: “Kanli Kula”. Hah dedim, bizimkiler gelmiş buraya. Açtım okudum kitabı, evet. Osmanlı gelmiş, kaleyi almış, onarmış ve söz konusu kuleyi de zindan olarak kullanmış. “Kanlı” canlılığı oradan geliyor.
Sonra Kotor Körfezi’ne doğru devam ettik. Kıvrım büküm ve acayip dar bir yoldan giderek geç saatte ancak varabildik Kotor’a. Kendimize kalacak yer ararken bir pansiyon sahibesiyle muhabbet ettik. Türk olduğumuzu öğrenince bir kahkaha attı. “Sizler buralarda çok popülersiniz bugünlerde” “aa? Niye? Çok mu geliyor bizimkiler” dedim. “Yook” dedi. “Binbir Gece oynuyor şu sıralar televizyonda. Herkes Türkiye ve Türkleri merak ediyor” dedi. Binbir gece deyince benim aklım masallara gitti. Allah Allah bir belgeselden mi söz ediyor acaba dedim. Hayır! Meğer Bergüzar Korel’in oynadığı bizim dandik dizi Binbir Gece’den söz ediyormuş. Bergüzer Korel ile Halit Ergenç’in evlendiğini ve çocukları olduğunu bile biliyorlar! Osmanlı, Kotor’a inememiş ama Bergüzar’ımız inmiş. Ne güzel, ne güzel..
Oteller zincirimiz, dilimiz, dizimiz, magazinimiz Balkanların Amerikası gibiyiz maşallah..
Stari Grad’da bir Bezgin Bekir
Haberin Devamı

