Kuzu kurdun, yol Mutlu’nun... Düştük gene yollara en ahali! Üç gündür Bodrum’a ulaşmaya çalışıyoruz. Bursa, İnegöl, Oylat, Mustafakemalpaşa derken üç gün geçti. Bir MT klasiği. A ile B arasındaki en uzun yol nedir bulunuz ve oradan gidiniz!
Bursa dolaylarında biraz fazla takıldık ama güzel oldu. Eşi dostu göre göre ilerliyoruz. Şimdi da başarabilirsek Foça’ya gideceğiz, bir gece de orada kalacağız. Şu an çok esaslı bir “kamyoncu” lokantasında ‘dinlenmekteyiz’. Akhisar’a gelmeden hemen önce: Hasan’ın Yeri.
Nedendir bilinmez geçen sefer de burada durmuştuk. Bilerek değil ama.. Birimizin bir ihtiyacı illa ki buradan geçerken geliyor. Aynı yere geldiğimizi de içeri girdikten sonra anlıyoruz.
Fakat bu sefer anladım ki burasını seviyoruz da. Her seferinde bir “şey” keşfettiğimiz çok acayip bir yer burası. Olduğu gibi korunup “kamyoncu müzesi” olarak rahatlıkla hizmete açılabilir.
İçeri girer girmez tütün kolonyasına karışan zambak kolonyası (veya halkımızın sevdiği şekliyle: kolonyağı) çat diye adamın burun direğini kırıyor.
Öyle böyle bir kırılma değil ama. Şahane bir kırılma! Burnun kokuya, gözün cümbüşe alışınca görüyorsun ki bir kamyoncu cennetindesin! Kamyoncunun ihtiyaç duyduğu her şey ama her şey burada mevcut.
Bir köşe berber. Gir saç sakal tıraşı ol çık.
Bir köşe yedek parçacı. Filtreler, vantilatör kayışları, farlar, direksiyonlar..
Bir köşe kamyon aksesuarcısı. Mavili beyazlı tül perdeler, üzerinde “nasip” “bismillah” “yürü koçum” yazan kocaman dikiz aynaları, kokpit üzerine yapıştırılabilen envai çeşit biblo, yapma gülü ile beraber satılan vazolar, allı güllü dallı koltuk kılıfları, kokpit parlatıcıları, oto spreyleri, Beşiktaş Galatasaray havluları, çakmak yerine takılabilen su kaynatıcıları, fenerler..
Bir köşe kişisel bakım ürüncüsü. Hiç görmediğim markaların hiç görmediğim binlerce ürünü...
Bir köşe lokanta: Nefis sulu yemekler. İsteyene ızgara. İsteyene tost. İsteyene ayran...
Bir köşe kahve.. Fosurdat dur sigaranı.
Bir köşe kıyafetçi.. Yelekler, tişörtler, Arapların giydiği türden önü çapraz terlikler, pantolonlar, eşofmanlar, pardon eşortmanlar, gömlekler..
Bir köşe CD’ci. Özcan Deniz de var Muazzez Ersoy da.
Bir taraf DVD’ci ki karate filmlerinin yanında “John Malkovich olmak” ve “Koş Lola Koş” gibi çok şahane ama kamyoncunun zevk alıp almayacağından kuşkulu olduğum filmler de var...
Bir köşe gözlükçü. 12 buçuk liraya nefis çakma Ray Ban’ler...
Fakat en güzeli:
Bir köşe de “kamyon arkası yazısı” yazıcısı!
Hep merak ederdim nerede yazılıyor bu yazılar diye. Sonunda keşfettik!
Şu günün moda kamyoncu lafı da şu ki bol miktarda basmışlar:
“Söz konusu yükse, gerisi teferruattır”
He he he..
Kendi arabamıza da bir “kamyonet arkası” yazısı yaptıralım dedik ama bir gazetecinin kamyonetinin arasında ne yazabilir bir türlü karar veremedik. “Söz konusu okursa her şey teferruattır” mesela, olur muydu? Veya “Beğenmiyorsan yan köşeye geç” falan? Veya “Liberalsin dediler seni bana vermediler”..? Bak bu fena olmazmış.
Dönüş yolunda kesin yaptırmalı..
Yazı tamam, yola devam... (Bak bu da iyi bir silogan olurmuş.)
Söz konusu okursa gerisi teferruattır
Haberin Devamı

