Sonbahar geldi, Bobi’ye yuva arıyoruz

Haberin Devamı

Bodrum maceramız yavaş yavaş bitmek üzere. Kasım sonuna doğru herhalde döneriz İstanbul’a.

Bildiğiniz (veya bilmediğiniz) gibi bu yaz daha çok çalışmak ama aynı zamanda yazlık yerin de keyfini çıkartmak üzere Bodrum’da bir ev tuttuk.

Harikulade bir yazdı doğrusu. Gelen giden çok şükür hiç eksik olmadı. Görüşemediğim bir çok kişiyle burada görüştüm, yeni harikulade dostlar edindim.

Üşümekten hiç denize giremezken şnorkeli keşfedip bol bol denize girdim. Yüzmekten hoşlanmamanın nedeninin kulaç atarken düzenli nefes almayı becerememek olduğunu anladım. Bunun üzerine yazdığım “Şnorkelle yüzen kıro yüzücü MT” yazısı nedeniyle şnorkel severler tarafından bol bol kınandım. Fakat öte yandan İstanbul’daki yüzme havuzlarından birine “sağ sol nefes almak çok yoruyor beni, zaten bu saatten sonra profesyonel yüzücü olmaya da niyetim yok, bırakın dağnık kalsın, ben acaba havuzda şnorkelle yüzebilir miyim?” dediğim zaman da bu seferde o taraftan bol bol kınama yedim. Bana yüzme bilmeyen insan muamelesi yaptılar ve havuza ders almadan giremeyeceğimi kati bir lisanla ifade ettiler.

Havuza girip ne yapacaksın derseniz mesele şudur: Gelen giden sayesinde bol bol yedim ve af buyrun bol bol da içtim. Dolayısıyla bol bol da kilo aldım. Şimdi vermeye çalışıyorum hesapça. Hazır yüzmeyi sevdim kışın havuzda da yüzersem yardımı olur diye düşündüm.

Benim süt beyazı tenim bile iki ton koyulaştı! Bu bir mucizedir. Hayatımda ilk defa renk değiştirdim! Buğday ve daha koyu ten rengi olanlar “ne diyor bu?” diyorlar olabilirler ama benim gibi beyaz peynirler ne demek istediğimi çok iyi anlamıştır. Zira bizler bronzlaşmayız, haşlanırız ancak.

***


Bu arada başımıza gelmeyen de kalmadı. İki bin liralık çılgın bir su faturası mı istersiniz (daha ödeyeceğiz onu...), hırsızların evimize girip cânım Nikon D80’imizi ve objektiflerini cebellezi etmesi mi istersiniz (başı dertten kurtulmaz inşallah), hemen dibimizdeki makilikte çıkan ve hayli yayılıp evimizin önüne kadar gelen yangın mı istersiniz, otel gezerken düşüp çömleği çatlatmalar mı istersiniz...

Özetle çok renkli, çok eğlenceli bir yazdı.

***


Bir de misafirimiz oldu. Bobi Van Kenobi.

Kendi kendine geldi, kendi kendine bizi sahiplendi, kendi kendine bekçilik yapmaya karar verdi, sonra yine kendi kendine bekçi olmaktan vazgeçip kendini arkadaşımız ilan etti...

Dünya sevimlisi bir sokak bobisi. Kimileri doberman falan mı diye soruyor ama yalan yok, bildiğin sokit. Uzun bacaklı, dikimsi kulaklı, kısa tüylü, açık kahverengi bir arkadaş. Erkek.

Zaten tipinden daha önemli olan şahsiyeti. Cana yakın, oyuncu, dost canlısı bir köpek. Öyle olur olmaz havlama huyu da yok. Düşmanlık etmeyen köpeklerle de çok güzel oynuyor.

Ayrıca kuduz aşısı da yapıldı, bit ve keneleri de ayıklandı.

Üç numara öğrettik. Otur, yat ve pati ver. Hepsini gayet güzel yapıyor. Bir halta yaramıyor bu öğrendikleri ama olsun.

Üstelik özgür bir ruh. Bağlanmaya alışık değil. Dolaşıp dolaşıp gelmeyi seviyor. Ama eğitim tasmasıyla bağlı yürümeyi de öğrenebilir. Öğrenmeyi seviyor.

Lafın kısası: Bakacak birini arıyoruz. İstanbul’a götürelim dedik önce ama ev sahibim Muzaffer Ağbi köpek fikrini şiddetle reddedince ona yeni bir ev aramaya karar verdik.

Ey okur! Ocağına düştüm! Aranızda, Bodrum taraflarından çok da uzak olmayan bir yerde, sevimli mi sevimli bir köpek isteyen var mıdır?

Lütfen yazın. Şuncağızı ziyan etmeyelim. İlgilenene fotosunu yollayacağım. İlk iki paket maması da benden.

DİĞER YENİ YAZILAR