Skandaldan neler öğrendik

Haberin Devamı

- 72 yaşında hâlâ “aktif” olunabiliyormuş.

- Piyasadan çekileli 10 yıl olduğu halde, kayıt teknolojisindeki ilk göz ağrımız “kaset”i hâlâ unutamamışız.

- Önemli bir şahıssan veya önemli olduğunu sanıyorsan, piyasadaki bilumum gizli kayıt cihazlarını ele alıp incelemek gerekiyormuş. Hangi şekillerde ve renklerde olabiliyormuş, nerelere yerleştirilebiliyormuş, nasıl çalışırmış bilmek lazımmış. Prize takılı bilmediğin bir cihazı, üzerinde kırmızı ışık yanan tuhaf bir düğmeyi, manasızca dik duran bir cep telefonunu “herhalde çocuklarındır/korumanındır/temizlikçinindir.. Veya Tefal düdüklü tencerenin yerinden çıkarılabilir dakika sayacıdır..” deyip geçmemek gerekiyormuş. Sevişmeden önce etrafı kolaçan etmek gerekiyormuş.

- Köşe yazarları, parti ileri gelenleri, hukukçular ve geri kalan bütün “siyaseten doğrucular” istedikleri kadar “mahremiyete girmek ve bunu siyasi malzeme yapmak alçaklıktır, ahlaksızlıktır, rezilliktir, pespayeliktir, mafyacılıktır..” desin, başından beri herkesin gözü içerikteymiş. İlk “çok ayıp, çık çık çık, kınıyoruz”lar atladıldıktan sonra herkes hurra malzemeye çöreklendi. Evin kötü dekorasyonundan, yatak örtüsünün sinirli sinirli düzeltilişine, görüntüdeki adamın giyinişinden, donunun rengine kadar içeriğin konuşulmadık bir tarafı kalmadı... Demek ki neymiş? Bu üst düzey etik anlayışı bize sekiz beden büyükmüş.

- Kim olursan ol, seni hangi güçler korursa korusun, yediğin bir halt illa bir gün ortaya çıkıyormuş.

- Meğer bu ilişki yıllardır bütün Ankara kulislerinde biliniyor, konuşuluyormuş ama bin dedikodu, iki dakikalık görüntü etmiyormuş.

- Her skandal on skandal daha doğuruyormuş. Özel kalem milletvekili yapılır mıymış? Baykal’ı 4 yıl evvel bitirecek olan ama yayınlanması güya engellenen öbür skandal neymiş? AKP’lilerin kasetleri de varmış...

- Günah keçisi daima kadın oluyormuş. Nesrin Baytok istifa ediverse bütün sorunlar sanki çözülecekmiş.

- İstifanın haysiyeti yokmuş. TC sınırları içinde yalama bir kurummuş.

- Deniz Baykal, tüm zamanların en “pişkin” lideriymiş.

- İnsan burnuna kadar bataklığa gömülü olduğu halde öyle değilmiş gibi yapabiliyor, içinde bulunduğu rezil durumu bir avantajmış gibi göstermeye çalışabiliyor, dünyanın en haklı, en kusuruz insanıymış gibi mücadeleye devam edebiliyor, durumdan vazife çıkartabilip, bildik “hasmına yerli yersiz saldır, alkışı al” politikasını sürdürebiliyormuş.

- Ve çok daha acayibi: BUNU da birilerine yutturabiliyormuş! O birileri onu kahraman yapıp, geri dön mitingleri falan yapabiliyormuş.

- Siyasette kimse sözünün arkasında durmuyormuş. İlk gün kasetin içeriğini sakın siyasete malzeme yapmayın diyen Başbakan, üç gün sonra kanırta kanırta, keyfini çıkara çıkara hadiseyi siyasete malzeme yapabiliyormuş. İlke, duruş, her ne olursa olsun verilen sözü tutma... Hepsi palavraymış. Göze göz, dişe dişmiş.

- Siyasette tek bir ilke varmış: Maçı kazanmak. Nasıl ve ne kadar ucuz olursa olsun. Sabah akşam tribünlere oynanacakmış.

- Mağdur edebiyatının sınırını iyi bilmek gerekiyormuş. Hem mağdur hem hırçın olunmuyormuş. Suyunu çıkartınca “ilkesel olarak görmeyelim” denilen şeyler birden görünür oluyormuş. Baykal, işte bunu bile beceremiyormuş, kendisine verilen kredileri, kanına işlemiş olan politikacılık uğruna bozuk para gibi harcayabiliyormuş. “Tamam, uygulamalarını, muhalefetini beğenmiyor, onaylamıyorduk ama şahsına saygı duyuyorduk, siyasi hayatı da böyle bitmemeliydi” diyenleri pişman edebiliyormuş.

- İnsan “mahcup” olması ve sessiz sakin emekliye ayrılması gerektiği günü bilmeliymiş.

- Ne karısına ne sevgilisine sahip çıkan adam gözden fena halde düşüyormuş.

- Bedava skandal baldan tatlıymış. Memleketin meğer çok sıkıldığı siyaset konularına bir skandalla geri dönesi varmış.

DİĞER YENİ YAZILAR