Sırf çocuklar için kalmalı tiyatro

Haberin Devamı

Benim çocuklarla aram pek iyi değildir. Hadi daha dürüst olayım: Ben ürkerim çocuklardan. Hatta... Düpedüz korkarım!

Bir yetişkinin çocuklardan korkması biraz saçma gibi görünüyor ama mesele şu:

Ben nerede nasıl tepki vereceğini bilemediğim tüm canlılardan korkarım. Çocuklar da işte tam böyle benim için. Ne yapacaklarını kestiremiyorum.

Ve bu da beni çok huzursuz ediyor.

Mesela tam tüm samimiyetinde agucuk gugucuk diye severken birden etinden et koparıyormuşsun gibi ciyak ciyak bağırmaya başlayabiliyorlar. Veya sırf onlar eğlensin diye başına gelmiş bir şeyi bire bin katarak kaptırmış anlatırken “teyze televizyonu açabilir miyim?” diye sorabiliyorlar. Şahane bir yazlık tutarsın, üç saat öteden otobüse binip gelmeye üşenebiliyorlar...

Özetle: Konuşusun ilgilenmezler, konuşmazsın sıkılırlar... İltifat edersin dudak bükerler, etmezsin kalpleri kırılır. Arkadaş gibi davranırsın, ölçüyü kaçırırlar, yetişkin gibi davranırsın ürkerler...

Öğretmenlere ama bilhassa ana okulu eğitmenlerine her zaman hayret ve gıptayla bakmışımdır. Nasıl yapabiliyor, nasıl dayanabiliyorlar hep şaşırmışımdır.

***


Fakat öğretmenlikten daha ötesi herhalde çocuk tiyatrosu oyuncusu olmak! Ben bir tanesinden öcü gibi korkarken onlar yüzlercesinin önüne atıyorlar kendilerini! Ha aslanların içine atmışsın kendini ha çocuklara oyun oynamışsın. Benim indimde aynı şey.

Geçtiğimiz hafta 30 yıl aradan sonra yeniden bir çocuk oyunu izledim. Hem de Antakya’da! Eti Çocuk Tiyatrosu’ndan “Pinokyo” oyununu.

Hatay Kültür Merkezi’nde en az 200 çocuk vardı. Birkaç ilkokuldan toplanıp gelmişlerdi. Oyun başlayana kadar çocukları izledim. Sanki bir cıvıltı bulutu gibiydiler... Böyle kıpır kıpır bir organizma. Asla durulmayacak bir deniz.

Veya şakır şakır akan bir çağlayan...

Sonra oyuncular çıktı sahneye. Birden duruldu o deniz. 400 pırıl pırıl göz, bir kasap titizliğinde izlemeye başladı. Kasap titizliği diyorum çünkü çok belli ki sıkıldıkları noktada kibarlık mibarlık demeden başlayacaklar yine uğuldamaya.

Yetişkinlere oynamakla çocuklara oynamak arasındaki fark tam da bu işte. Yetişkinler beğenmedikleri zaman en fazla “az” alkışlıyor. Çocuklarsa çok net.

Fakat uğultu hiç başlamadı. Hatta o iki yüz çocuk oyunu hiç kıpırdamadan seyretti diyebilirim.

İtiraf edeyim sıkılırım diye düşünmüştüm. Bu yaşımda bir çocuk oyunundan keyif alabileceğimi hiç tahmin etmemiştim. Hiç sıkılmadığım gibi oyunun bir yerinde neredeyse ağlayacaktım!

“Yok artık! Pinokyo’da mı?” demeyin! Böyle yazınca saçma görünüyor ama şarkılarla o kadar iyi kotarmışlar ki baba ile oğlun birbirini aradığı sahnede resmen burnum sızladı.. Yanımdaki esmer çocuk da baktım burnunu çekiyor. Belli ki onun da zülfiyarine dokunmuş...

Çok şükür dedim, dünya benim gibilerden oluşmuyor. Çocukları tavlamayı başaran insanlar da var. Kendilerine müteşekkiriz.

***


Eti Çocuk Tiyatrosu bir sosyal sorumluluk projesi olarak oluşturulmuş. Tiyatro 9 yıldır memleketin neredeyse her karışını dolaşmış. Bir milyondan fazla çocuğa ücretsiz oyun sergilemiş. Pinokyo 4. oyunları.

Tiyatronun devri kapanmadı mı diye de sorulabilir ama ben de şunu derim: Hiçbir şey kanlı canlı insanın yerini tutmuyor. Hele ki nabızları sürekli tutulması gereken minik seyircileriniz varsa... Belki de sırf çocuklar için kalmalı tiyatro.

İyileri elbette.


DİĞER YENİ YAZILAR