Eller vicdanlarda, eller ideolojilerde, eller tarih kitaplarında, eller geçmiş defterlerde, eller soğuk yenen yemeklerde...
Herkes bir şeyler yazıyor.
Okuduğun gazete ne ise ancak o kadar öğrenebiliyorsun. Zira bilgi yok sadece “fikir” var.
Binlerce “fikir” arasından bulabilirsen savcının suçlamalarını dudakların uçukluyor. Başbakana suikast planı falan... Bir gazeteye bakıyorsun, komple masumlar.
Bir başka gazeteye bakıyorsun komple suçlular. Sonra ekranı birden İlker Başbuğ kaplıyor.
Herhalde şöyle olacak: Darbe yapacaklar kuşkusuyla yapılan bu operasyon bitsin diye darbe yapılacak! Bu durumda paranoyasını gerçekleştiren paranoyak durumuna düşmüş olacağız.
Veya zaten olacak olan bu idiyse yaşlı başlı adamlara bu eziyet niye..
Sıkıldınız mı? Eveeeet! Tamam o zaman eğlenceli bir konuya girelim.
Konumuz: Sersemlik her zaman işe yaramaz değildir!
Arkadaşımın messenger ortamı tam bir kahve gibidir. Aynı anda 8 kişiyle birden konuşur. Ekranın altında durmadan yanıp sönen kavuniçi kutular vardır. Bu, bir kızla fanfn durumlarında. Tavlamaya çalışıyor. Kız da ne evet ne hayır diyor ama akşam yemeğine çıkmaya razı oluyor.
Bizimki pek heyecanlı. Berbere gidiyor, tıraş oluyor, millete hava atıyor şöyle böyle vs.
Sonra kızdan mesaj geliyor. “Yanımda bir kız arkadaşım da olacak”
Bizimki acayip sinir oluyor. Sabahtan beri kızdan söz ettiği bir başka penceredeki arkadaşına şu mesajı yazıyor: “’Bu aksam buluşacaktık, ama o kız arkadaşıyla gelecekmiş. Ama ben onunla tek buluşmak istiyordum. Kaltak kızdırdı beni. Bir bahane uydurup gitmeyeceğim”
Sinirle enterliyor.... (bkz: siniri klavyeden alma) Ve fakat bakıyor ki mesajı kıza yollamış!
Akşam buluşmaya niyetlendiği kıza! Bir aydır peşinden koştuğu kıza! Kafasını ekrana falan gömmek istiyor ama artık çok geç. Mesaj gitti bir kere. Kızdan gelen cevabın ne olmasını beklersiniz?
“Kaltak senin anandır” mesela.. Şık olmasa da hak edilen bir cevap olurdu. En azından bir “edebini takın” uyarısı yerinde olurdu.
Veya bir uyarıya bile gerek görmeden hızlı bir “engelleme”.
Benim tercihim üçüncüsü olurdu. Messenger’i işte bu yüzden seviyorum. Telefonu yüzüne kapatıyor gibisin ama karşıdaki bunu bilmiyor. Veya emin olamıyor. Hattan düşmüş de olabilir diye düşünüyor. Sense çoktan elveda demişsin. Sonsuza dek... (dö biirs...)
Hayır bunların hiçbiri olmuyor!
Kız buna bayılıyor!
“Kaltak ha!” deyip bir sırıtan yüz gönderiyor önce.
Bizimki, yüzüne yapıştırdığı ellerinin arasından ekrana korkuyla bakıp gelecek olan ikinci mesajı bekliyor. “Yalnız buluşmak istiyorsun ha!?” Ve ardından da “tamam kız arkadaşımı iptal ediyorum, gelmeyecek” diyor.
Vay canına dedim. Sersemliğin de işe yaradığı durumlar varmış!
Aksi taktirde ya iki kız arkadaşla geçen berbat bir akşam yemeği olacaktı (Allah hiçbir erkeği ilk buluşmalarda iki kız arkadaş veya kız kardeş arasına düşürmesin... Baş kâbustur...) veya hiç gitmeyecekti ve mevzu başlamayacaktı.
İki haftadır her gün buluşuyorlar ve pek mutlular. Kız 1-0 önde başlamanın keyfini yaşıyor belli ki. Aklıma psikiyatrist arkadaşımın lafı geliyor hep: Bir ilişkinin başlama nedeni aynı zamanda bitme nedenidir.
Boş bir laf değil bu. Ben üzerinde çok düşündüm. Çılgın bir adam olsun, dünyayı fethedelim deyip beraber olduğu adamdan yine çok çılgın olduğu ve mesela aylarca Borneo adasında bilmem ne “Survival” yarışmasında kalıp bir deri bir kemik ve bir sürü hastalıkla döndüğü için ayrılıyor kadınlar.
Yanlış yere yollanmış üstelik hayli maço ve kaba bir mesajla başlayan bir ilişki acaba nasıl biter?
Düşünmesi bile eğlenceli.

