Meseleyi Vatan okuru ne kadar takip etti bilmiyorum. Serdar Turgut, PKK’lılar Habur sınır kapısında güle oynaya girince “PKK’lı olmadığıma pişmanım. Keşke ben de terörist olsaydım.” diye bir yazı yazdı. Bunu da böyle iç bayıcı klişelerle değil son derece komik bir şekilde yazdı.
Bir yerinde de “duyduğum kadarıyla PKK’lılar toplu seks de yapıyorlarmış. Benim gibi bir adamın arayıp da bulamadığı bir şey. Ve lakin beni heyecanlandıran PKK’lı bir kadın olmadı şimdiye kadar. Mecburen Rojin’i dağa kaldırıp, seks kölem yapmam gerekecekti..” diye yazdı. (Tam bu cümlelerle değil tabii. İnternetim yok, aklımda kalanı yazdım..)
İşte bu noktada bardak taştı ve Rojin, Serdar Turgut’u mahkemeye verdi. Bir takım dernekler ve yazarlar Serdar Turgut’u protesto etti, Serdar Turgut televizyonlara çıkıp özür diledi, sonra bir özür yazısı yazdı ama özrü kabahatinden büyük bulundu, o da ayrı bir tartışmaya neden oldu, Ayşe Arman önce kızdı sonra pazar röportajını ST ile yaptı, Ertuğrul Özkök “Serdar Turgut bırak bir kadını dağa, dansa bile kaldıramaz... O kadar utangaçtır, şaka yapıyor yahu” diye koca bir yazı yazdı, bu arada eteğindekileri de döktü... falan filan.
Ben başından beri durumu çok abartılı buluyorum. “Aaaa ama kendini Rojin’in yerine koy, hoş mu yani!?” diye soruyorlar.
Orada benim ismim geçseydi açıkçası çok gülerdim. Seks kölesi yapmak için Serdar Turgut’un aklına BENİM gelmiş olmam (ki hiç sanmıyorum gelsin) beni cidden çok eğlendirirdi. Aklıma da hiç kadınlığıma, namusuma göz dikti gibi şeyler gelmezdi. Serdar Turgut’un bu cümleyi benim etnik kökenimi aşağılamak için ettiği de gelmezdi. Zira hem biliyorum ki Serdar Turgut ırkçı ve seksist bir insan değil hem de bunu sadece mizah için yapıyor.
Ve üstelik bu mizah son derece “yeni” ve “cesur” bir mizah. Rojin meselesinden önce de aklımda Serdar Turgut hakkında bir yazı yazmak geliyordu fakat nasıl toparlayacağımı bir türlü bilemiyordum. Ben Serdar Turgut’un Türkiye için son derece gerekli bir yazar olduğuna inanıyorum. Bundan 12-13 yıl evvel Hürriyet Pazar ekine yazmaya başladığı zaman okuduklarıma inanamamıştım. Taptaze bir nefes gibi gelmişti. “Çocuk yapmadan önce şunları prova edin” diye bir yazısı vardı, çerçeveletip duvarıma asmıştım, bulabilsem (en azından buzdolabımın üzerine) yine asarım.
Ne siyaseten doğruculuk umurundaydı, ne kim bozulur, kim alınır umurundaydı ne de edepsizlik.. Ve daha önemlisi: Mesaj kaygısı yoktu.
Oh! Cem Yılmaz’ı da bu yüzden seviyoruz.
Sonra günlük yazılarına başladı, ciddileşti, mesaj kaygısı taşımaya başladı, doğal olarak sıkıcılaştı. Yine de yüzlerce meslektaşından daha iyiydi.
Genel yayın yönetmenliğini bırakıp 12-13 yıl önceki yazı üslubuna ve konularına dönünce o tadı tam yeniden almaya başladım.. Bu ülkede hiç olmazsa birinin olup biteni mesaj kaygısı gütmeden, samimi (veya sahte) bir yeise girmeden, okuyanı kasmadan, sıkıntıya boğmadan, bir şey öğretmeye, dayatmaya kalkmadan ve en önemlisi şehirli ve zeki bir üslupla sarakaya alması gerekiyordu.
Ben Serdar Turgut’un mizahıyla rahatlıyorum. Bir konuda kasmadan mizah yapılabiliyorsa artık o konunda bir düzelme, bir gelişme vardır diye düşünüyorum.. Mesele “hassasiyet” gardlarını biraz indirmek. Beni de sinirlendirdiği, irite ettiği oluyor elbette ama biliyorum ki mesele onda değil bende. Hepimizin gardlar çok yüksek. Yumruk yemeyelim diye o kadar yüksek tuttuk ki artık önümüzü bile göremez hale geldik. Çok alıngan, çok hassasız. Sıkıcı ve boğucu bir ülke olmak için ne kadar hassas olmak gerekiyorsa işte o kadar hassassız.
Biri bunu umursamıyorsa hakikaten iyi bir şey yapıyor demektir.
Yine “bir yazıyla adam asarlar” durumu oldu. Hayatında ilk defa bu yazısıyla Serdar Turgut’un adını duyanlar onu ağır bir Kürt düşmanı, ağır bir kadın düşmanı ilan etti. Ve bu da olabilecek en saçma ve ya kendi deyimiyle absürd şey oldu. Bu kadar patırtıya değer miydi? Bence değmezdi. Kendi bunu demiyor ama bana ayrıca aptalca da geldi. Biraz rahatlayalım beyler, hanımlar.. Hakikaten biraz rahatlayalım artık..
Serdar Turgut ve Rojin meselesi
Haberin Devamı

