Şehir pikniği

Haberin Devamı

Her Pazar parka gitmeyi alışkanlık haline getirdik. Geçen hafta Emirgan Parkı’ndaydık, bu hafta da Yıldız Parkı’nda. Başka da yok zaten. Döne dolaşa bunlara gideceğiz.

Ama şikayetimiz yok. Her ikisi de çok güzel parklar. Göz yaşartıcı bir güzellikleri, asaletleri ve cana yakınlıkları var.

Tek bir çöp yok. Bütün ağaçlar bakımlı, her taraf çim. Banklar sağlam, piknik masaları düzgün. İnsan mutluluk duyuyor. Hem güzel hem temiz diye.

Termosa çay koyduk, bakkaldan peynir, domates, simitçiden simit aldık gittik. Gözlerden uzak bir masa seçtik ki zaten çok da fazla göz yoktu ortada. (Türkler hava 25 derecenin altında düşüce parkları terk ediyor.)

Geçen hafta sincapların haftasıydı. Sahne komple onlarındı. Her ağaçta bir tane vardı neredeyse. Ne telaşlı hayvandır ya Rabbim bu sincap! Piti piti piti, iner çıkar, oradan oraya, buradan buraya, bu daldan bu dala... Hızlısın, çeviksin, yeteneklisin, düz duvara tırmanabiliyorsun nedir bu telaş? Kim nasıl yakalayacak seni?

Ama seyretmesi nasıl zevkli. Bir ara bir tanesi kafasını kovuğuna soktu, arka ayakları havada asılı kaldı, çırpınır gibi hareketler yapıyor, Allah’ım nasıl komik bir sahne! Çizgi film izliyoruz sanki. Gülmekten yarılacaktık.

Bu hafta kargaların haftasıydı. Bir grup karga bir grup köpeğe karşı mücadele verdiler. Kendi halinde kalender bir bobi oturmuş bir ağacın altına uyukluyor. Nedendir bilinmez bu işe bir karga çok fena bozuldu. Aman neler yapıyor. Bağırıyor çağırıyor, etrafında dolanıyor, hopluyor zıplıyor. Köpek uzun bir zaman umursamadı. Kulağının dibinde bağırmaktan çatlayacak karga, ortalık inliyor, bizimki kılını bile kıpırdatmıyor. Sonra karga bir şekilde çeteyi toplamayı başardı, bobiye her beraber saldırmaya başladılar. Olacak iş değil. Hitçok filmindeyiz sanki. Kargalar tek tek gelip gagaladılar hayvanı. Bilhassa da kıçını gagalıyorlar. Sonunda bobi dayanamadı ve yanımıza geldi. Resmen sığındı bize! Sığınmasının bedelini de aldı tabii. Kalan peynirli simitleri lüpletti.

Şunu fark ettim: Hayvan seyretmekten çok fena zevk alıyorum. Böyle karga köpek mücadelesi gibi heyecanlı bir şey olması da gerekmiyor. Yalanan bir kediye de saatlerce bakabiliyorum. Yalanan kedili süpürge reklamı en bayıldığım reklam mesela.

İki olasılık var: Ya içindeki çocuğu büyütememiş kekolardanım ya da yaşlandım. İnsan çünkü doğayı ya çocukken çok sever ya da umudun yitirdikten sonra.

Umut yitmesi de biliyorsunuz önündeki zamanın yaşadığı zamandan daha kısa olduğu vakit ortaya çıkar. Bu kadar zaman yapamadım, bundan sonra da yapamam...

Tam bunları düşünürken gazetede ne okuyayım? Issız Adam’ın başrol oyuncusu Cemal Hünal kadınlardan umudunu yitirmiş atlara geçmiş! Vay vay vay... Ata binmeyi sevişmeye tercih edermiş.

Hey bee dedim. Ama ne laf! Nasıl bir “gel gel” havası.

Atlar daha dürüst (= dürüst bir kadın istiyorum),

B dağ başına hangi kadın gelir (= kızlar bekliyorum)

Fena yemek yapmam (= şarap ve bilmem ne soslu makarna da var)

Ata binmeyi sevişmeye tercih ederim (= rekabet varmış gibi olsun ki baştan çıkarmak için daha sıkı sarılsınlar)

Tamam kabul. Fesadım. Ve lakin tam ününe ün katarken bu laflar... Tam da en yakışıklı olduğu anda... Tam da Ayşe Arman çifliğine kadar gitmişken.. Peki kapatıyorum. Ben karga seyretmeyi sevişmeye tercih etmem mesela. Ama seyretmek çok güzel. Parkta bobi beslemek de. Gidin.

DİĞER YENİ YAZILAR