Hadise korkunç. Allah kimsenin başına vermesin cinsinden bir şey. O kız çocuklarının bu hadiseyi atlatmaları yıllar, hatta on yıllar alabilir. Anne babaları da eminim perişan olmuştur.
Fakat daha şaşırtan, failin operacı çıkması belli ki. Hemen hemen bütün gazeteler, haberin başlığını ’bu’bilgiyi içerecek şekilde vermiş.
(Vatan: “Operadaki Sapık”, Hürriyet: “Kasklı sapık tenor çıktı”, Akşam: “Kasklı sapık ödüllü tenor”, Taraf: “Seri Ankara tecavüzcüsü mansiyon ödüllü tenormuş”, Sabah: “Kasklı sapık operacı çıktı”. Radikal: “Motosikletli sapık opera sanatçısıymış” )
Halbuki hemen yanında bir başka tecavüz haberi daha var: “Odaları karıştırınca 76 yaşındaki kadına tecavüz etti: Baktım teyzeymiş elini öptüm çıktım.” Söz konusu şaşkın mütecavizin mesleği belirtilmeye değer bulunmamış.
Radikal gazetesinde, haberin altına okur tarafından yazılmış 2 adet yorumu okuyalım.
“Bir sanatçı bunu yapabilir mi?Aklımıza gelen ve sorgulayacağımız ilk soru. Sanatçı duyarlılığı, naifliği nerede? Ya da insan olmanın erdemi, gerçekliği nerede? Üzüntümü belirtmek isterken bu durumun iki ucuyla da sıkıntı verdiğini belitmek isterim:Yapan kişinin sanatçı kimliği ve suçsuz, masum minik yürekler...”
Bu da diğeri:
“Yazık! Bir sanatçı böyle tercihi yapmamalıydı. Böyle bir ortamda buna ihtiyaç duyan bayan bulamaması da çok enteresan. Nereden bakarsak bakalım hasta.”
(İkinci yorum haberin kendi kadar ürkütücü bu arada. Pedofili bir ruh hastalığıdır, tercih değil. Ayrıca “böyle bir ortamda buna ihtiyaç duyan bir bayan bulamaması...” nasıl bir cümle, nasıl bir anlayıştır?)
Ama konu bu değil. Konu şu: Sanatçılık, operacılık, tenorluk ruh hastalığına engel bir durum olarak değerlendiriliyor belli ki.
Türklerin kafasındaki “sanatçı” açılımı neden böyledir merak ediyorum. Sanatçı dediğimiz kişilerin niye naif, duyarlı dolayısıyla ahlaklı, karınca incitmez, dostane insanlar olmalarını bekliyoruz?
Kim kazıdı bunu kafamıza?
Halbuki büyük ressamlar, heykeltıraşlar, mimarlar, bestekarlar, yazarlar, şairler hakkında yüzlerce kitap, onlarca film çekilmiştir ve gördüğümüz şu ki sapık değillerse de ezici çoğunluğu tuhaf, geçimsiz, huysuz, dengesiz, sadakatsiz ve üstelik de sevgililerine karılarına veya kocalarına kötü davranan acayip insanlar. Dostoyevski ölümüne kumarbaz, Picasso kadın meraklısı bir zorba, Dali koşullar değiştikçe politik görüşü de komünizmden faşizme, anarşizminden dinciliğe kadar değişen bir oportünist, Mozart hiç büyümemiş tuhaf bir çocuk.. Bin türlü tuhaflık.
Bütün bunları kasklı tenorcuyu haklı çıkartmak için yazmıyorum. Karısını döven Picasso’yu da haklı bulmuyorum. Kendini çılgınca beğenen Dali’yi de. Velakin sanatçılık denilen zımbırtıda kendine veya etrafına zarar veren, zaman zaman ruh hastalığına kadar varan bir vahşiliğin bulunduğu da bir başka gerçek.
Eğitimli, hele hele de sanat eğitimi almış birine toplum dışı davranışları bilhassa yakıştırmıyoruz. Zira eğitim almış adamın megolamanisini, sadistliğini veya bu vakada gördüğümüz gibi pedofilisini bir şekilde kendiliğinden tedavi edebileceğini vehmediyoruz. Bu nedenle üniversiteli adamların karılarını dövmelerini falan çok yadırgıyoruz.
Yadırgayalım tabii ama bu aynı zamanda şu demek: Bu işi yapan eğitimsiz bir kaportacı genç olsaydı o vakit ondan daha az nefret edecektik. Zira ruh hastalığının meşru bir sebebi var: Eğitimi yok! A vah vah! Diplomadan bu kadar çok şeyi çözmesini beklerseniz cehaletti de o kadar hoş görürsünüz.
Pedofili çok vahim bir hastalık. Bunun sanatçı kişiliği ile (ne demekse) tedavi olması mümkün değildir.
Ayrıca bana sorarsanız en az peygamber ahlakı beklememiz gerekenler de sanatçılardır. Ahlaksızdırlar, sapıktırlar demek istemiyorum ama egoların haddinden şişik olduğu bu mecrada, kalpler en çok kırılır. Zira kendini beğenmişlik bir sanatçının “sağlığıdır”. Ama onun “sağlığı” başkalarına fena halde “sağlıksız” gelebilir.
Sapıklar sadece fakir fukaradan mı çıkar?
Haberin Devamı

