Sanatçının bedeni

Haberin Devamı

Günseli Kato ile yollarımız, son bir yıldır hiç olmayacak yerlerde çakışıp durdu. İtiraf edeyim, yakın zamana kadar saçı mavi bu iddialı kadına karşı tuhaf hislerdeydim hep. Yakından tanımıyordum, televizyondan izliyordum. Fazla kahkaha atıyor, fazla Japonya’dan söz ediyor, fazla renkli bir üst başı var... Bu iddianın altını doldurabiliyor mu şüphesini taşıyordum. Öte yandan Türkiye gibi fazlasıyla “düz”, fazlasıyla “renksiz” olunan ve aykırı tarza sahip olma hakkının sadece gençlere tanındığı bir ülkede Günseli Kato’nun o yaşında, o bedeninde umursamaz “boyalı kuş” hali de hoşuma gidiyordu. Genç, dekolte ve de şarkıcı olmadan, üstelik Azerilerin deyimiyle “inceseneti” (güzel sanatlar) uzaylıların meşgalesi sanan milletimin programlarına davet edilip durması da ayrıca enteresandı. Gerçi pek sanattan konuşan yoktu ama olsun.

Birkaç kez internette işlerine bakayım dedim. Yazık ki çalışmalarını topladığı kendine ait bir sitesi olmadığı için magazin haberleri arasında cımbızla çekip çıkarttım işlerini.

Tanışmamız CNN Türk’de Çiğdem Anat’ın yönettiği On Kadın programında oldu. Konuk “cadı” kontenjanıyla oradaydım. Günseli Hanımla kuliste konuştuk bir süre. Cana yakın içten bir kadındı. Sonra 2010 Türkiye Japon yılı basın toplantısında karşılaştık. Bir kahve içtik ardından. Ve son olarak Botero sergisinde. Ece’nin yerinde yemek yedik. Yanımda Hürriyet’ten arkadaşım Yeşim Çobankent de vardı. Bakü’de sergim olacak dedi, gelir misiniz dedi, geliriz dedik. İşte iki gündür anlattığım Bakü maceram böyle başladı.


***


Sanat “aklı” benim aklımın almadığı bir şey. Sanatçı yanım yok zira. Yapamam ama sergi, bienal, klasik veya modern sanat müzesi gezmeyi çok severim. Tüm dünyayı sanat peşinde gezebilmeyi isterdim. Yapıyorum da bazen. Bienal için Venedik’e gitmişliğim, başka şehirlerde yaşarken İstanbul’a gelmişliğim var. Seviyorum o tadı. Keçiboynuzu kemirmek gibi bir şey. Dünya kadar sergi geziyorsun, aklında üç beş tanesi kalıyor. Ama tam kalıyor. Yapabilseydim, her şeyi bırakıp Buenos Aires sokaklarında kavramsal sanat yapardım. İnsanları şoke edip akıllarını alırdım. Ama yok işte o yetenek.

İşte aklımın almadığı da bu. Sanatçıların kafalarının nasıl çalıştığı. Niye öyle değil de böyle yaparlar? Niye onu değil de bunu sanat olarak görür? Niye kimi mor bir uzay gemisine, kimi bir kurdeleye, kimi gazeteler üzerine vecizeler yazmaya kimi minyatüre kafayı takar ve hayatı boyunca durmaksızın bunu yapar? Nedir onları bir şeyler (ve bazen de hep aynı şeyi) çiziktirmekten alıkoyamayan? Nasıl bir öz sevgidir ki bu (bende hiç olmayan) yaptıklarına bayılırlar ve cümle aleme gösterirler? Kendisi de sanatçı olan bir ex eniştem “Kendini beğenmişlik, sanatçının ruh sağlığıdır” demişti yıllar önce. Bu mudur hakikaten cevap?


***


Günseli Kato anladım ki çalışkan bir sanatçı. Yılda iki üç sergi açabiliyor. Ana teması minyatür. Minyatür yapan Türkiye’deki tek ve son kişi diyorlar. Çok farklı malzemeler üzerinde minyatürü çalışabiliyor. Tuval, cam, kumaş... Sergilerine güzel isimler koyuyor: Ağaca çıkan Balık, Camın Kato Hali, Suyun Rengi... Sergilerine performanslar ekleyebiliyor. İnsanlarla arası iyi, başarılı bağlantılar kurabiliyor. Kabuğunda yaşamıyor. Teklifleri değerlendirip, hızla realize ediyor. Bu anlamda sadece sergiyi değil de sergiye giden yolculuğu da izlemek hoş bir tecrübeydi. Zira, sadece altı ay önce Burhan Doğançay’ın tablosunun 2 milyon 200 bin TL’ye satıldığını düşünürseniz gelecek sanatta gibi.

Günseli Kato’nun Bakü’deki sergisi tarihi mahalle “İçerişeher” de yeni restore edilen bir Kervansaray içinde açıldı. Serginin ismi “Cennet”. Albenisi olan, görkemli tablolar yapmış. Maviler üzerinde altından tolgalarıyla uçuşan onlarca cennet atı. Bin yıllık bir kervansarayın duvarlarında cidden çok hoş duruyorlardı.

Saçlarını tümüyle altın varakla kaplayan Kato gecenin başında bir performans da yaptı. Yakın arkadaşı İseey Miyake’nin tasarladığı çok çarpıcı bir giysi içinde müzik eşliğinde manasını tam olarak anlamadığımız nevi şahsına münhasır bir dans/yürüyüş veya (belki de) başka bir şey.

Sanat mıydı yoksa geceye bir renk miydi tartışılır. Ama unutmamak lazım ki devir sanatçının kendi bedenini de bir sanat objesi olarak sunma devri.

DİĞER YENİ YAZILAR