Geçtiğimiz perşembe günü, Kurtlar Vadisi’nin Kılıç’ı olarak bilinen tiyatrocu Atilla Olgaç gündeme bir bomba düşürdü.
Söyledikleri çok acı ve dehşet vericiydi:
“Kılıç karakteriyle senaryo gereği adam öldürdük. Ama ne yazık ki bu vatan için ben gerçek hayatta 10 kişiyi vurdum. Rüyamdan çıkmıyor. Uzun süre psikolojik tedavi gördüm. Bu yüzden hâlâ et yiyemiyorum. Kan göremiyorum. Aklıma öldürdüğüm çocuklar, kokmuş cesetler geliyor.”
Savaş, ancak yaşayanların anlayabileceği bir dehşet.
Söyledikleri nedeniyle Atilla Olgaç’ı ayıplayacak olan (umarım olmaz) olsa olsa eline hiç silah almamış kişidir. Veya kendini ancak Vatan, Millet, Sakarya goygoyuyla teskin edebilen kişidir.
Zira aklı başında bir kimse, o kişi kim olursa olsun, bir insanı öldürdükten sonra eskisi gibi kalamaz.
Atilla Olgaç, çok uzun süredir görmediğimiz bir samimiyetle anlatmış yaşadıklarını ve hissettiklerini.
Kurşun atıp bitmiyor işler. Etkisi işte böyle, aradan 30 küsur yıl geçmesine rağmen devam ediyor, edebiliyor.
“Ama Rumlar da Türkleri katletmişti” diyen çıkacaktır elbette. Üstelik dediği de doğrudur.
Ama söz konusu olan bu değil.
Söz konusu olan insanın insana ettiğidir.
Hiçbir devlet masum değil. Bu gerçeği bir kere kabul edelim.
Hepimiz devletlerin emir kuluyuz. Veya kendini devlet sananların.
Atilla Olgaç “Komutana ‘Yapamam, adam öldüremem, ben sanatçıyım’ dedim. “Burada sanat bitti. Burası gerçek hayat, savaş. Emir verdim mi öldüreceksin’”dedi. İlk öldürdüğüm çocuk 19 yaşında, esir düşmüş bir askerdi. Silahı yüzüne doğrulttuğumda yüzüme tükürdü. Alnından vurdum, öldü. Daha sonraki çatışmalarda 9 kişiyi daha öldürdüm. Öldürdükten sonra gidip karargâhta ağlıyor, ertesi gün yine öldürüyordum. Rüyamdan çıkmıyor. Uzun süre psikolojik tedavi gördüm. Bu yüzden hâlâ et yiyemiyorum. Kan göremiyorum. Aklıma öldürdüğüm çocuklar, kokmuş cesetler geliyor” derken tam da bu dehşetten söz ediyor.
Ve hep görmezlikten gelinen de işte bu: Emirlerin zavallı kurbanlarıyız ve savaş denilen şey esasen tam da bu!
Kim kimi yenmiş, zafer kiminmiş değil. Ahmet’in Mehmet’in travmasıdır savaş.
Bana garip gelen Atilla Olgaç’ın yaşadıklarını bütün samimiyetiyle anlatması değil, on binlerce insanın ANLATMAMASIDIR.
Zira ülkemizin yaşadığı tek savaş Kıbrıs Savaşı değil bildiğiniz gibi.
Kıbrıs’tan gayrı bir de biliyorsunuz bitmek bilmeyen bir Doğu ve Güneydoğu Anadolu “sorunumuz” var.
Ben savaş demeyi tercih ediyorum ama ne zaman “savaş” desem okurların bazılarından şiddeti itirazlar geliyor. “Savaş” değil, “düşük yoğunluklu çatışma”, o da değil “terörle mücadele”, o da değil “kalkışma”, o da değil “kalkışmayı bastırma”...
Sonuçta değişen bir şey yok. İnsan insanı öldürüyor. Emir geliyor, sıkıyorsun kurşunu.
Atilla Olgaç’ın komutanının dediği gibi: ‘Burada sanat bitti. Burası gerçek hayat, savaşacaksın. Emir verdim mi öldüreceksin’...
Atilla Olgaç “insan öldürmekten” etkilenen tek kişi değil herhalde.
Ülkemizde 30 küsur yıldır neredeyse hiç aralıksız, çok ama çok kötü bir “şey” yaşanıyor ama böyle açıklamaları neredeyse hiç duymuyoruz.
Sorun şu ya da budur, o haklıdır bu haksız, yapılması gerekendir veya değildir değil mesele. Sorun şu: Savaşın gerçek “kurbanlarından” kimse söz etmiyor.
Hepi topu bir film biliyorum: “Yazı/Tura”.
PKK ile çarpışmış iki karakterin sonraki hayatlarını ele alan çok başarılı bir filmdi ama bu ülkenin “acısı” tek bir filmlik midir?
“Savaş uzun süre mesleğimi de etkiledi. Kilitlendim, bir şey yapamadım. Bugün o komutanın ‘Hep sahnede numaradan mı adam öldüreceksin. Silahı al da, gerçekten öldür bakalım. Nasıl oluyormuş’ dediğini hatırlıyorum” diyor Atilla Olgaç.
Gerçek işte tam da bu! Kilitlenip kalmış bir milletiz!
Ve bu kilidi açmaya kalkan herkes bir şekilde susturuluyor. Halbuki susmak mıdır doğrusu?
Nadire Mater’in kitabını hatırlayan var mı?
“Mehmedin Kitabı” .
Arka kapağında şöyle yazıyordu:
“Dünyadaki hiçbir savaş haberlerdeki, TV görüntülerindeki gibi olmamıştır. Mermiler parçalar, yaralar, sakatlar ve öldürür. Orada olmak, asker olarak çatışmanın tam ortasında olmak başkalarına nasıl aktarılabilir ki?
Adları ne olursa olsun askeri “Mehmet” diye biliriz. Oysa askerler de hepimiz gibi birilerinin çocukları, kardeşi, eşi, sevgilisi ya da babası olan adı sanı belli insanlardır. Mehmedin Kitabı’nı böyle 42 genç insan yazdı. Onlar askerliklerini 1984-98 arasında Güneydoğu’da, Olağanüstü Hal Bölgesi’nde yaptılar. Başlarından geçenlerin muhasebesini sizlerle paylaşma cesaretini göstererek bu kitabı yarattılar.
Mehmedin Kitabı sosyolojik ya da politik değerlendirmeler yapmayı amaçlamıyor. İsteyerek ya da istemeyerek kendilerini çatışmanın ortasında bulan kanlı canlı insanların sesini topluma duyurmak, yaşananlara onların baktığı yerden de bakılmasını sağlamak, bu kitabın amacı.
Elbet her şey bu kitaptakinden de ibaret değil. Dinlemek ve okumak da, sonuçta orada olmak değildir çünkü...”
Kitap 4 baskı yaptıktan sonra “Devletin askeri Kuvvetlerini Basın yoluyla Tahkir ve tezyif etmek” suçuyla ve 12 yıl hapis istemiyle mahkemeye verildi.
Dava bir buçuk yıl sürdükten sonra yazar ve yayıncı beraat etti. Kitap 5. baskısını yaptı. Halen de kitapçılarda satılıyor.
Ne acıdır ki dava sırasında olsun, sonrasında olsun, kitapta yazılanlar değil de kitabın hangi kaynaklardan para alınarak yapıldığı tartışılmıştı. O dönemde Hürriyet’te yazan Emin Çölaşan, kitabın yazılması için para veren kuruluşun CIA bağlantılı bir kuruluş olduğunu yazıp durmuştu. Gerçek olmadığını bile bile. Kitapta yazılanlar yalandır dolandır, parayla yazılmıştır demeye getiriyordu. Ancak gerçek şu ki kimse kitapta yazılanların üzerine gitmeye cesaret edemedi. Fakat acıklı olan kitabın mali kaynağı değil içindekilerdi. Var mı okuyan? Yok. Okuyup da derinine inen var mı? Yok.
Atilla Olgaç, son derece insani bir açıklama yaptı. Bu gerçeği bize hasbelkader de olsa yeniden hatırlattığı için teşekkür etmeliyiz.
Tek kaygım bu samimiyeti nedeniyle Atilla Olgaç’ın başına bir şeylerin gelebilecek olması.
Umarım samimiyetinin ve “insanlığının” cezasını çekmez.
Bu kadar acı çekmiş bir insanın “o” dizide ne işi var o da başka bir soru ama hadi “oyunculuk gereği” deyip geçelim.
Sadece kurşunu yiyen değil, atan da ’ölür’
Haberin Devamı

