Post-soyulma travması: Levye manyaklığı

Haberin Devamı

Çok pis bir şeymiş soyulmak. Kendini yer bezi gibi hissediyorsun. Biri üzerine basıp geçmiş gibi. Kendini sağlam bir kalede sanırken okyanusun ortasında bir salda olduğunu fark etmek gibi. (Vay be! Bu cümleyi ben mi ettim? Kayıtlara geçsin lütfen. MT de afili cümleler kurabiliyor te hey hey!)

Mutluluk kaynağın olan her şey birden mutsuzluk kaynağın oluyor.

Ne güzel dağ başında tek başınayız diyorduk, şimdi dağ başında kurda kuşa yem mi olacağız ne diyoruz.

Ne güzel bir sitede sıkış tepiş oturmuyoruz, kimsenin mangalına, bağırtısına müziğine maruz değiliziz diyorduk, şimdi sitelerin önünden geçerken güvenlikleri var mı, çalışıyor mu, bariyer açık mı kapalı mı diye bakıyorum.

Gerçi siteleri de soyuyorlarmış. Güvenlik müvenlik hak getire imiş. Ne bizim ülke len bu?

İki günümüz demircilerle geçti. Geldiler gittiler kapıyı sağlamlaştırmaya çalıştılar. Bu arada çok komik şeyler de oldu tabii. Bir ara kapıyı o kadar sağlamlaştırdılar ki kapanmaz oldu! Kapı mıh gibi ama kapanmıyor! Çünkü yanlış yerini güçlendirmişler... (Sordum, has Bodrumlu imiş..)

Bu arada evimizdeki başka güvenlik zaaflarını da keşfettik. Kapı güçlendi ama bakıyorsun çerçevesi oynuyor. Hadee oraya da tekrar kaynak yapıldı. Ondan sonra kaynak yapılan duvar ufalandı. Hadeee orası yeniden çimentolandı. Falan filan.

Sonuç: Akşam yeterken hapishaneye girer gibiyiz. Şlak şluk yüzlerce kilit kilitleniyor. Asma kilitler, sürgü kilitler, üçlü kilitler, yan kilitler, sağ kilitler, sol kilitler... Bu sefer de şuna taktım: Ya gece yarısı bir yangın çıkarsa? Nasıl çıkacağız evden panik yapmadan? Bırrrrrr...

Fakat şunu anladım ki Arşimet’in “ bana bir kaldıraç verin dünyayı yerinden oynatayım” lafının yerine artık şu var:

“Bana bir levye verin dünyanın anasını ağlatayım”.

Dünya, benim için artık levyenin ucunda bir yer haline geldi. Hırsızın ruhu içime girdi sanki. Levyenin eğip bükemeyeceği bir şey yokmuş gibi geliyor artık bana. Resmen levye manyağı oldum! Aha burayı da kırar, aha burayı da bozar.

Bir tane edinip bütün kapıların, pencerelerin güvenliğini test etmek geliyor içimden. Hatta tanımadığım insanların da evine girip “ zayıf noktanız menteşelerdi” “ bu kilidi 3 aylık bebek bile kırar” “ Hocam sen buna demir mi diyorsun, iki dakikamı almadı” diye notlar bırakmak istiyorum.

Niye? Hiiiç. Hizmet olsun diye. Güvenli sandığınız yerlerin gofretten olduğunu bilesiniz diye.. (İçim hizmet aşkıyla doludur benim bilmezsiniz siz...

***


Soyulmanın faydaları da olmadı değil. Bu sayede komşularımızla tanışmış olduk. Hani şu 700 metre ötedeki tek komşumuz. İzmirli sempatik bir abi kardeş çıktı. Dün bir tabak mücver getirdiler, bugün kendi bahçelerinin ürünü 5-6 salatalık.

Dahası Bodrum’un güvenliğinden sorumlu ne kadar üst düzey müdür ve komutan varsa hepsiyle tanıştım. Bunun bana ne faydası dokunacak bilmiyorum ama olsun. Tanışmak tanışmaktır.

Arkadaşlarımı da tanıdım. Kim beni okuyor kim okumuyor bir fikrim oldu. Geçmiş olsun diyenlerin hepsini gözlerinden öpüyorum. Fakat korkmayın Ahmet Hakan gibi teşekkür listesi saçmalığını yapacak değilim. O ne saçma şeydir yavu? Neyse...

DİĞER YENİ YAZILAR