İstanbul’u pireler basmış durumda. Veya en azından bizim mahalleyi. Nasıl bir durumdur bu en ufak bir fikrim yok. Fakat üç gündür beş ayrı evden aynı ihbarı aldık.
Biz Amasra’da iken Manita Bey’in yeni ev arkadaşından mesaj geldi. Manita Bey’in yeni ev arkadaşı bir adet Alman. Boğaziçi’nde misafir öğrenci. Türkiye’ye gelişi bizim gezide olduğumuz günlere denk geldi ve yazık ki delikanlıyı bizden evvel başka yaratıklar karşılamış. Zehir zemberek bir mesaj: “Ev pire dolu. Ne yapayım?”
Hadeee. Önce Alman abartması dedik. Olabilir mi canım böyle bir şey? Tamam bir kedisi var Manita Bey’in ama düzenli olarak ilaçlanıyor.
Beş saat sonra Manita Bey’in yan evdeki komşusundan telefon geldi. “Çabuk gel, senin kedi yüzünden bütün mahalleyi pire bastı. Kaşıntıdan ölmek üzereyiz.”
Allaah allaaah.. Yav nasıl olur? Mahallede yüz tane kedi var ayrıca, niye bizim bakımlı kedimiz tek suçlu oluyor ki? ( “Kedimiz” dediğime bakmayın, aramız hiç iyi değil ama ne olsa bir aileyiz ya.. Kayınkedi.. Heh)
Bu da komşu abartması dedik ama yine de apar topar döndük. MB kediyi hemen veterinere götürdü, yeniden ilaçlarını yaptırdı vs.
Dün sabahtan itibaren deli gibi kaşınmaya başladım. Vücudumun çeşitli yerlerinde kırmızı kırmızı lekeler çıkmaya başladı. Ne Manita Bey’in evine gitmişliğim var ne de kedisiyle temasım. Nedir bu?
Bir saat sonra ev sahibimle karşılaştım. Hadi bakalım. Meğer kedi sever alt komşum biz yokken taşınmış ve ev sahibimin demesine göre eve girince bir bakmışlar ev pire doluymuş. “Böyle” diyor “cambazhane gibiydi.” Bütün halıları atmışlar, evi komple ilaçlamışlar vs.
İyi güzel peki beni ısıranlar nedir? Ayrıca kediler gittiğine ve ev ilaçlandığına göre pire kalmış olabilir mi? Kuvvetle muhtemel ilacı yiyince ağaca geçtiler, ben camları açınca da hop benim eve.
İşin kötüsü Karadeniz gezisi sırasında numaralı gözlüklerim kırıldı ve 2 buçuk miyop bir şahsiyet olarak evimde zıplayan bir yaratık var mı yok mu göremiyorum. İddialar teorik düzeyde yani. Kanıt yok.
Fakat daha da kötüsü dün sabah korkunç bir işe daha girişmiştim. Kütüphaneyi alfabetik ve tematik sıraya göre dizme işi! Taşındığımdan beri kitaplarım karmakarışık duruyorlardı ve aradığım bir şeyi bulmam 3 saatimi falan alıyordu.
Bu şu demek: Bütün kütüphane şu an yerde. Evde yer gök kitap yani. Hesapça lüzumluları alfabetik sıraya göre dizecektim, lüzumsuzları da kolileyip isteyene postalayacaktım. O yüzden feci şekilde dağıtmıştım. Kitaplar, notlar, kartvizitler, ortalık bir “matbuat çöplüğü” şeklinde.
Peki buna ilaveten bir kabus daha ister misiniz?
Buyrun: Sular kesik!
Evi ilaçlayıp gitmek lazım ama gidecek yerimiz yok. MB’nin evi pireli, komşu arkadaşın evi pireli, alt kat pireli, duyduk ki birilerinin daha evi pireli. Yine otele mi gideceğim? Daha yeni kurtulmuştuk yav.
Ne lan bu? İsraillilerin alçak bir oyunu daha mı? Karadeniz’den yeni gelmiş biri olarak ister istemez biraz onlar gibi olup her musibetin altından İsrailli arıyoruz tabii. Baksanıza Ladin’lerimize musibet olan kabuk böceğini de İsrailliler atmış köylü iddiasına göre. İstanbul’a pire, niye olmasın?
Şimdi sorum şu: Kendi haline bırakayım, bir süre sona geberip giderler mi yoksa o korkunç böcek ilaçlarından sıkmak zorunda mıyım eve? Var mı bilen?
Pirelendik ey atam, ne yapacağız?
Haberin Devamı

