Okura teslim bir gün

Haberin Devamı

Bugün ben değil sizler yazacaksınız. Dünkü “ Cumhuriyetin Başka Kadınları” yazıma birçok okur mektubu geldi, bir kaçını yayınlamak istiyorum. Tekrar ediyorum okur mektubudur, çakacak olanlar okura çaksınlar, bana değil.

***


“Cumhuriyetin başka kadınları” yerine “ Başka cumhuriyetin kadınları” da diyebilirdiniz. Bir kesim insan, kendileri gibi olmayanları bu cumhuriyetin kadını olarak görmüyorsa, 80 yıl boyunca bunu kafalarına kakıyorsa, o zaman onlar da bu cumhuriyeti kendi cumhuriyetleri olarak görmez, kendi cumhuriyetlerini kurup o cumhuriyetin kadını olurlar. Bu illa devlet yıkıp başka bir devlet kurarak, anayasaları değiştirerek olmak zorunda değil. İşte aynen şimdi olduğu gibi kendi yaşam alanlarını kurarak olur. Keşke ‘sen de o da bu cumhuriyetin kadını’ denseydi, böyle olmasaydı...” Nevin K.

***


“Sevgili Mutlu, sözünü ettiğin yerdeki bir okula araç gereç ve erzak götürmek amacıyla gitmiştim. Evler aynı senin anlattığın gibi. Bomboş köşede bir yüklük, yerde bir kilim, köşede yerle bütünleşmiş ezik tek bir minder.. Misafir oraya oturuyor, kendileri kapının eşiğine ilişiyorlar. Türkçe bilen yok ama sevgi dolu gözleriyle her şeyi anlatıyorlar. Etraf kadın, çocuk dolu. Nedenini bilmediğim bir ağlama tutuyor beni. Yoksulluk, bezginlik, unutulmuşluk akan duvarlara çeviriyorum başımı. Evin yaşlı ninesi beni boynumdan öpüyor. Plastik yamuk yumuk bir bardakta ayran geliyor. Bardak yumurta kokuyor, ayran koyun kokuyor ama ben içiyorum. Seviniyorlar. Ben onlardan çok seviniyorum yüzleri gülüyor diye. Nasıl bir unutulmuşluk, nasıl bir “başka dünyanın insanları” manzarasıydı anlatılır gibi değil! Kendimi uzaylı gibi hissediyorum. O ortamdan kaçıp gitmek mi, o yaşamı kalıp paylaşmak mı hangisiydi duygularım karıştırıyorum. Çok utanıyordum bu kesin. Şehirde yaşamaktan, bir sürü bolluk içinde yiyip içmekten, elimi attığımda sıcak su bulmaktan, kaloriferli evlerde oturmaktan, arabamızdan, fönlü saçlarımdan, özgürlüklerimizden nasıl utandım onların karşısında anlatamam! Hayatı İstanbul, İzmir, Ankara’dan ibaret görenlerin de orayı görmesini isterim.” Meltem Ç.

“Geçenlerde İsmet Berkan’ın yazısında bir söz vardı. “Bir zincir, en zayıf halkası kadar güçlüdür”. Birileri istediği kadar kendini güçlü sansın ne fark eder? Zincir zayıf yerinden kopar, diğer halkaların gücünün hiç önemi yoktur. Hangi cumhuriyetten ve hangi kadınlardan söz ediyoruz? Cumhuriyetin hiç ulaşmadığı yerdeki kadınlardan mı yoksa cumhuriyetin tepelediği kadınlardan mı, yoksa 1930’ların tüm dünyada yaygın faşizminin etkisiyle yarattığı bir tek dil, tek din, tek ırk, tek müzik gibi “tek kadını” ndan mı? Hâlâ burada mıyız biz? Geçmedi mi o günler? Çeşit çeşit kadın vardır önemli olan güçlü olmalarıdır demeye başlamadık mı hâlâ biz? Bazen Türkiye tıpkı Kuzey Kore gibi donmuş kalmış gibi görünüyor bana.” Ahmet T.

*****


HALİS AĞA YAZILABİLİYORMUŞ

Dün HalisAga’yı kimse yazamaz çünkü demiştim ama yanılmışım. Rahşan Gülşan, Habertürk gazetesindeki köşesinde, Yazgülü Aldoğan da Posta Gazetesi’ndeki köşesinde konuya değinmiş. Kendilerinden özür dilerim ancak bir mazeretim var. Gazeteleri internetten takip ediyorum. Posta Gazetesinin sitesi yok, Habertürk’ün sitesi de o kadar karışık ki kimseyi bulamıyorum.

Bu arada Halis Toprak’ın durumu hakkında da çok sayıda mektup aldım ama onlar da yarına kaldı..

DİĞER YENİ YAZILAR