Eğri oturup doğru konuşalım. Herkes Oktay Ekşi’yi istifaya götüren yazısının son cümlesine takıldı, istifasının siyasi boyutunu analiz etti ancak kimse yazının içeriğine değinmedi.
Oktay Ekşi’nin meşum yazısının son cümlesi kabul edilebilir bir ifade değil. Ancak yazının geri kalanı doğruları söylüyor.
Ne diyor Oktay Ekşi?
“İkizdere Vadisi’nin “SİT alanı” olduğuna karar veren Kurulun elindeki yetkinin oradan alınıp Çevre Bakanlığı’na verilmesini öngören bir yasal değişikliğin Meclis’e sunulduğu bildiriliyor.
Veysel Eroğlu’nun sıfatı ile yaptığının birbirine zıt olduğundan söz etmiştik. Bunun hukuki zeminini de söyleyelim:
Biliyorsunuz devletin her kurumunun varlığı, onunla ilgili yasa hükmüne dayanır. Açın Çevre ve Orman Bakanlığı’nın kuruluş yasasını okuyun. Burada Çevre ve Orman Bakanlığı’nın, “baraj” yapmasına izin veren tek kelimelik bir hüküm yok.
Tam tersine yasa, Çevre Bakanı’na, bu sıfatıyla ilgili tam 13 adet görev vermiş. Onlardan biri olarak da “Çevreye olumsuz etkileri olan her türlü faaliyeti ülke bütününde izlemesini ve denetlemesini” emretmiş.
Ama anlaşılan bir kararla “kümesi tilkiye teslim edip” meseleyi çözmüşler.” (28 Ekim 2010, Hürriyet)
Konuyu hatırlatayım: İkizdere’de 22 adet Hidro Elektrik Santral (HES) yapılacaktı ancak Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu İkizdere Vadisi’ni SİT alanı ilan etti, böylece HES’lerin yapımı durdu.
Bunun üzerine Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu “Hidroelektrik santrallere karşı çıkan çeşitli gruplar, enerji pastasından pay almak isteyen kesimlerden maddi destek alıyor!” diyerek başta Doğa Derneği olmak üzere çevrecileri “rüşvetçi, satılık” insanlar olmakla itham etti.
Yetmedi hükümet de sırf HES’lerin önünü açabilmek için SİT alanı ilan etme yetkisini Çevre Bakanlığı’na bağlı yeni oluşturulmak istenen “Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulu” adında bir birime devretme kararı aldı.
Bu hükümetin enerji politikaları bana göre tek kelimeyle felakettir. Başbakan, Oktay Ekşi için “gidip görse böyle düşünmezdi, gittiğini sanmıyorum” dedi.
Ben gördüm. İkizdere’ye geçtiğimiz aylarda gittim ve Vatan gazetesine de hemen akabinde haberimi geçtim.
Gördüklerim güzelim Karadeniz doğasını darmadağın eden projelerdi. Yer gök dinamitleniyor, koca koca tüneller yapılıyor, cılız cılız akarsular “su akar Türk bakar” olmasın diye bir araya getiriliyor ve o tünellerden akıtılarak elektrik elde edilmeye çalışılıyor.
Hadi ben uzman değilim. O zaman Doğa Derneği Kurumsal Iletisim Koordinatörü Yücel Sönmez’in aşağıdaki yazısını okuyun.
İşte şimdi taraf olmayan bertaraf olur!
Yücel Sönmez Doğa Derneği
yucel.sonmez@dogadernegi.org
Hükümet, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun elinde bulunan SİT alanı ilan etme yetkisini Çevre Bakanlığı’na bağlı yeni oluşturulmak istenen “Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulu” adında bir birime devretmeye hazırlanıyor. Bunun anlamı şu: Bugüne kadar doğal SİT alanı ilan edilen sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiat koruma alanları, yaban hayatını koruma alanlarının tüm koruma statüleri işlevsiz kalacak.
Bu artık Anadolu doğasının ölüm kalım savaşıdır. Bundan sonra ya bu tasarı kanunlaşacak ve hep birlikte daha 5-10 sene geçmeden doğaya rahmet okuyacağız, ya da tasarının bu haliyle geçmesinin önüne geçerek toptan kazanacağız.
Şimdiden söylemem gerekir ki esasen taraf olmayanın bertaraf olacağı savaş budur. Çünkü doğa alevi- sünni, kadın-erkek, engelli-sağlıklı, şehirli-köylü, AKP’li-CHP’li ayrımı yapmaz. Tüm canlılar nefes aldığı ve beslendiği sürece doğanın bir parçasıdır ve doğaya ihtiyacı vardır.
Birçok sivil toplum örgütü şimdiden bu tasarıya karşı bir araya gelmiş durumda. Yakında bir eylem planı kamuoyuna duyurulacaktır. Doğa için yapılan mücadelelere bugüne kadar ağırlıklı olarak seyirci kalan şehirli nüfusu da artık bu mücadeleye katılmak zorunda. Katılmazsa neler mi olur?
- HES’ler ve madenler yüzünden toprağında ekip biçemeyen milyonlarca insan şehirlere göç etmek zorunda kalır. Tarım ve hayvancılıktan başka bir geçim kaynağı olmayan bu insanların şehirlerde yaratacağı sosyal sorunlar en büyük ve en korunaklı plazada dahi gelir sizi bulur.
- Marketten ekmek ve su aldığınız sürece sizin için herhangi bir sorun yok gibi görülebilir. Ama şunu unutmayın ki doğal kaynakların özel şirketlere satılması ve kırsalda yaşayan insanların göç etmesiyle artan maliyetler, şehirdeki insanların daha çok çalışmasına, daha çok köleleşmesine neden olacaktır.
- Hidroelektrik santralleri, madenler gibi doğayı yok eden yatırımlarla yok olan her bitki, çiçek ve canlı, bir ilacın daha yok olması demektir.
- Bu tasarının kanunlaşması tatil alternatiflerinin de ortadan kalkması anlamına gelecektir. Bakir koylar, cennet vadiler ve Karadeniz’in yayları büyük olasılıkla alternatif tatil seçenekleri olmaktan çıkacaktır. Tek seçeneğiniz binlerce kişinin aynı anda denize girdiği aynı anda yemek yediği dev otellere kucak dolusu paralar vermek olacaktır.

