O korkunç çizgi film

Haberin Devamı

Yazmak isteğim konuyu beğenmedi “Başka şeyler yaz..” dedi bu sabah bayan kaplumbağa.

Bayan kaplumbağa dediğim meşhur gizemli editörüm. Bayan da değil üstelik. Bay. Dahası sabah değil öğleden sonra dedi. Ve en önemlisi: O bir kaplumbağa değil! Ve lakin kafamı darmadağınık ettiği için bugünlük böyle anacağım kendisini.

Musti denilen o korkunç çizgi filmi hatırlayan var mı?

Veya şöyle soralım: 1967 ila 1974 arasında doğmuş ve Türkiye ülke sınırlarında büyümüş olup unutabilen?

Kibar kedi (kediydi di mi?) Musti’nin şikayetçi Bayan Kaplumbağa ile olmayan maceralarıyla beyni yıkanmamış?

“Günaydın” dedi Musti.

“Günaydın” dedi Bayan Kaplumbağa.

“Nasılsınız?” dedi Musti

“Pek iyi değilim” dedi Bayan Kaplumbağa.

Herkesi tek kişinin seslendirdiği ölümüne sıkıcı bir çizgi filmdi.

Türk çocukları uyuşturmak için kasıtlı yapılmış bir şeydi herhalde.

Yani akla başka bir şey gelmiyor.

Fakat en tuhafı şuydu. Kedi-çocuk kibarlık öğretecek ya bize.. Bayan Kaplumbağa “İyi değilim” dedikten sonra Musti’nin “aa neyiniz var?” demesi lazım gelir ama nedendir bilinmez Musti her seferinde “iyi günler” deyip çeker gider. Bayan Kaplumbağa’yı öyle affedersiniz sap gibi bırakır ortada.

Bu da hep takılırdı kafama. Bu kadar kibar bir kedi-çocuk bu noktada niye yaşlı kadın-kaplumbağanın sorunuyla ilgilenmez? Bu ölümüne sıkıcı çizgi filmin maksadı adabı muaşeret kurallarını öğretmek ise bu paradoksal durum nedir? (Tamamen yanlış da hatırlıyor olabilirim bu arada...)

Korkunç morkunç dedim ama belki de devam etmesi lazımdı.

İyi kötü asgari sosyal ilişkiyi öğretiyordu.

Günaydın, iyi günler vs. En küçük yeğenimden henüz bunları duymuş değilim mesela. Yaş oldu 9 halbuki. (Yoksa sekiz miydi?)

Gerçi suçlamamayım, ben de nefret ederdim “günaydın”, “teşekkür ederim” falan demekten.

Bu lafları söylemektense hiç uyanmayayım veya kimse bana hiçbir şey vermesin isterdim. Kazık kadar olana kadar da bu kibarlık kelimelerinden ölesiye nefret ettim. Pek tabii Musti denilen o korkunç çizgi filmden de..

Çocuklar niye böyle yapar bilen var mı? Kibar olmaktan niye hiç hoşlanmazlar? Bir teşekkürü bir günaydını niye esirgerler veya analarının zoruyla söyleseler bile niye iğrenerek, yüzlerini gözlerini yamultarak veya tıslayarak söylerler?

Var mıdır bunun bir açıklaması? Bunu araştırmış bir pedagog, uzman psikolog mevcut mudur? Sonra, öyle olmayan çocuklar niye öyledir? Yapabilen niye yapabiliyordur yapamayan niye yapamıyordur? Yoksa bu sadece Türk çocuklarına has bir durum mudur?

Sonra hepsi öğreniyor bunları. Öğrendik yani.

Hoş büyüdükten sonra ne kadar öğreniyoruz o da ayrı bir bahis. Aynı otelde kalan ama birbirini tanımayan bütün Avrupalılar şakur şukur günaydınlaşırken bizim Türkler ancak 3. günde, o da yarım yamalak bir baş selamıyla başlarlar selamlaşmaya. Üç gün cool ve düşman takılmışlardır akşamında can ciğer kuzu sarması olmuşlardır o da ayrı konu. Ama ilk gün asla!

Zırva bir araştırma gibi görünüyor ama muhakkak bir temeli vardır diye düşünüyorum.

Selamlaşmakta bizler niye bu kadar tereddütlüyüzdür?

Tanıyana kadar niye sokaktaki insan düşmanımızdır? Böyle olmasaydı trafikte mesela daha mı makul olurduk? 3 günlük bayramda binlerce kaza ve yüzlerce (110) ölü olmaz mıydı mesela?

Hiç böyle baktık mı mesela?

DİĞER YENİ YAZILAR