Türkler uzayda, Türkler taş devrinde, Türkler vahşi batıda.. Peki Türkler, Amerikalıların bin yıldır yaptığını yapıp bir noel filmi yapabilir mi?
Hadi dini hassasiyetleri de göz önüne alıp noel demeyelim de yılbaşı filmi diyelim.. Yapabilir mi?
Yapabiliyormuş. Hem de en güzelinden, en sahicisinden...
Yılmaz Erdoğan, yılbaşı gibi bizim topluma sonradan eklemlenen, hani çok batılıyız, çok eğleniyoruz ayaklarına rağmen üzerimizde hayli çakma duran bir mefhumu o kadar “içeriden”, o kadar derinden, o kadar samimi işlemiş ki... Bir “yılbaşı”, eğretiliğinden hiçbir şey kaybetmeyerek ancak bu kadar “yerlileştirilebilirdi”.
Büyük prodüksüyonlar, arka arkaya çakan espriler, çılgın tiplemeler, itiş kakış, aksiyon bekleyenlere göre değil film. Hatta komedi bekleyenler için de değil.
Aksine, “Neşeli Hayat”, pek de neşeli olmayan hayatların hikayesi. Yoksulların hikayesi. Bir gecekondu filmi. Şehirde “yırtmaya” çalışmanın filmi. Ne bir yoksul güzellemesi ne de bir sistem eleştirisi. Ne fakirler hep iyi ne zenginler hep kötü. Mesaj vermeyen veya en azından göze soka soka vermeyen ve tam da bu yüzden insanın kalbine işleyen bir film. Fakat her şeyden önemlisi: Dürüst. Uçmuyor. Kendine tapmıyor. Sade.
Öte yandan yoksulluğun, çaresizliğin, açmazların filmi olmasına rağmen insanın umutlarını da kırmıyor. Hüzünleniyorsun ama bedbaht çıkmıyorsun salondan.
Yılmaz Erdoğan bu işi çok iyi yapıyor. İsmet Berkan’ın da dediği gibi uzun yıllardan beri gelmiş en iyi “anlatıcılardan” biri. Hikayesiyle, oyunculuğuyla, samimiyetiyle ciğerimizden yakalıyor bizi. Hırsızla hırsız oluyorsun, yoksulla yoksul, cahille cahil. Giriyorsun filme, onlardan biri oluyorsun, herkese hak veriyorsun..
Tabii Yılmaz Erdoğan kadar ekibi de başarılı. Neşeli Hayat’ta herkes mükemmel bir oyunculuk çıkartmış. Tek bir fire yok. Yazıyı, filmi seyrettikten 24 saat sonra yazıyorum ama gözümün önünde hala filmin karakterleri geçiyor. Hepsi tebrik edilesi bir iş çıkartmış. Sanat yönetmeni de aynı şekilde. Gecekondu gustosu ancak bu kadar iyi verilebilirdi.
Nükleer enerjiye karşı olandan şahane ırkçılıklar
Facebook’ta “Türkiye Nükleer Santral İstemiyor. Rüzgar, güneş dalga enerjisi istiyor” diye bir platform var. Konu ilgimi çektiği için bir bakayım dedim. 6000 adet de üyesi var. Güzel.
Tahmin edilebileceği gibi nükleer enerjinin insanlara ve gelecek kuşaklara olan zararlarından söz ediliyor, alternatif enerjiler öneriliyor, kanserden söz ediliyor vs vs.
Fakat bir yerde şöyle korkunç bir cümleye rastlıyorum: “Grubun kurucusu olarak tahmin edersiniz ki ben nükleere karşıyım ama illa yapılacaksa Ermenistan sınırının hemen yanına yapılmasını isterdim. Veya Kuzey Irak sınırı boyunca bi yere... Ama bilerek isteyerek sızıntı yaptırılmaz. Bu insanlık dışı bişeydir. Olur da sızıntı olursa yarısı bizim ülkemiz dışına ve bizi düşman olarak gören bir ülke sınırında olsun bence... Dünyanın en pis milletinden birisi bunlar. Hatta ilk 5 te diyebiliriz..”
Oldu canım. Zaten İstanbul’a da uzak oraları, yanacaksa Ermeniler, Kürtler, İranlılar yansın di mi ama... Hep beraber kurtuluruz. (Ay iveeet...)

